|
21. YÜZYILDA YENİ BİR KONU:
KLONLAMA

Klonlama biyoloji tarihinde en çok tartışılan ve insanların ilgi duyduğu bir
konudur. Kelime anlamı olarak klon, birbirinin tıpatıp benzeri canlılara verilen
addır. Genetik mühendisliğinde klonlama, mevcut bir canlının çeşitli yöntem ve
tekniklerle bir benzerinin kopyalanması işidir. Basit bir anlatımla klonlama
çekirdeği çıkartılmış yumurta hücresine, kopyalanacak canlının genetik
materyalinin (DNA gibi) aktarılması esasına dayanır.
Klonlama için en çok kullanılan yönteme ''çekirdek transferi yöntemi'' adı
verilir. Bu yöntemde ilk olarak bir canlıdan yumurta hücresi alınır ve çekirdeği
çıkartılır, daha sonra ise yine aynı canlıdan ya da aynı türdeki başka bir
canlıdan alınan her hangi bir vücut hücresinin çekirdeği laboratuar ortamında bu
yumurta hücresine nakledilir. Naklin başarılı olması durumunda oluşan bu yeni
hücreye hafif bir elektrik şoku uygulanarak bölünmeye zorlanır. Bir kez bölünen
hücre bölünmeye devam eder bu aşamadan sonra anne rahmine yerleştirilen
embriyonun doğması beklenir. Sonuçta genetik bilgiler yani DNA çekirdekte
saklandığı için doğan yeni birey, hücre çekirdeği kullanılan bireyle aynı
genetik özelliklere sahip olur. Teoride basit gibi görülen bu yöntem pratikte
çok büyük zorluklar çıkartmaktadır. Başarı yüzdesi çok düşük olan bu yöntem
sonucunda doğan bireyde bir çok sağlık sorunu ile karşılaşılmaktadır. Bilimsel
olarak bu olay ilk kez 1997 yılında Dolly adlı bir koyunun başarılı bir şekilde
kopyalanmasıyla gerçekleşmiştir. Klonlama sonucunda dünyaya gelen ilk canlı olan
Doly Dr. Wilmut ve ekibinin yoğun çalışmaları sonucunda üretilmiştir. Bu koyunun
klonlanmasında çekirdek transferi yönteminden yararlanılmıştır. Deneyde
kullanılan 277 yumurta hücresinden yalnızca 29 tanesi bölünme aşamasını
tamamlayabilmiştir. Bu yumurtalar farklı koyunların rahimlerine yerleştirildi.
Koyunlardan 13 tanesi gebe kaldı. Sonuçta ise bir tek başarılı doğum
gerçekleşti. Dünyaya gelen bu koyuna Dolly adı verildi. İşte klonlama
tartışmaları da bu noktada alevlendi. Bir çok bilim adamı Dolly'nin doğumunu
klonlamada bir milat olarak görmektedirler.
Doly'nin klonlama yöntemi ile üretilmesi bilim adamlarınca insanında
kopyalanabileceği yönünde merak uyandırmıştır. Bu da insan kopyalanmasına
yönelik araştırma yapmasına sebep olmuştur. Fakat bunun bir çok bilim
adamlarınca etik olmayacağı görüşü üzerine; ABD'nde bilim adamları, etik
komiteleri ve politikacılar reproduktif klonlamanın, (insan kopyalanmasının)
yasaklanması konusunda görüş birliğine vardılar. İnsan klonlama çalışmaları
aleyhinde ciddi yaptırımlar getirilmesini sağladılar. Fakat terapotik klonlama
ise farklı değerlendirilmiştir. Bilim adamları somatik hücre çekirdek transferi
(somatic cell nuclear transfer: SCNT) yolu ile terapotik klonlamanın tıp
alanında önemli tedavi yöntemlerini beraberinde getireceğine inanırken, etik
komiteleri ise terapotik klonlamanın da sonuçta kaçınılmaz olarak reprodüktif
klonlamaya yol açacağına inandıkları için yasaklanması gerektiği görüşüne
vardılar. Bilim adamları, hastalıklı doku ya da organın yerine konulabilecek ve
kişinin bağışıklık sistemi tarafından kabul edilecek doku ve organların
klonlaması ile Parkinson ve Alzheimer gibi norodejeneratif hastalıklar dahil pek
çok hastalığın tedavisinde etkili olacak teropatik klonlamanın yasaklanmasının
tıp alanında önemli gelişmelere engel olacağını düşünürken, yasa yapıcılar ve
etik komiteleri, yeni ilaç ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde insan kök
hücrelerini içermeyen klonlama yöntemleri üzerinde çalışmaların
yoğunlaştırılması gerektiği görüşündeler.
İnsan klonlaması yapan bilim adamlarına ciddi cezaların verileceği açıklanmasına
rağmen; 26 Kasım 2001'de Advanced Cell Technology (ACT) adlı firmadan ilk
klonlanmış insan embriyosu üretildiği haberi geldi. ACT'nin yaptığı açıklamaya
göre, yapılan deneyde toplam 19 yumurta hücresi kullanılmış. Bu hücrelerden
sadece 3 tanesi bölünme aşamasına gelebilmişti. Bu üç hücreden ikisi 4, biri de
6 hücre oluşturduktan sonra öldü. İnsan klonlama konusunda yapılan bu ilk resmi
açıklama büyük ses getirdi. Bir insan embriyosundaki genler ancak 4-8 hücre
oluşturduktan sonra kendisini göstermeye başlıyor. Başta ACT olmak üzere
klonlama yaptığını duyuran hiç bir firmanın henüz 8 hücreden büyük bir embriyo
elde edememiş olması, bazı bilim adamlarına göre insan klonlama çalışmalarının
henüz başarıya ulaşılamadığını göstermektedir.
Tüm bu görüş ayrılıkları, 1998 yılında Dr. John Gearhart (John Hopkin's
University) ve Dr. James Thompson (University of Wisconsin)'in, birbirlerinden
bağımsız olarak, insan pluripotent (her türlü özelleşmiş hücreye dönüşebilen)
kök hücrelerini izole ettiklerini açıklamalarıyla daha da yoğunlaştı. Dr.
Thompson invitro olarak büyütülmüş embriyodan alınmış hücreleri, Dr. Gearhart
ise kürtajla alınmış fetustan elde edilen primordial hücreleri kullanmıştı ki bu
insan kök hücre çalışmaları ile ilgili itilaflara yol açtı. Bunun sebebi ise
hücrelerin elde ediliş şekilleriydi.
Klonlama konusunda içine düşülen en büyük yanlış doğacak canlının klonlanan
canlı ile aynı kişi olacağının sanılmasıdır. Bu çok büyük bir yanılgıdır.
Klonlama yöntemi sonucunda dünyaya gelen canlı sadece fiziksel görünüş olarak
genleri kullanılan canlıya benzer ve bu benzerlik doğal bir klonlama şekli olan
tek yumurta ikizliğinde görülen benzerlikten bir farkı yoktur. Yeni doğan birey
ile genleri kullanılan birey tek yumurta ikizlerinde olduğu gibi düşünce ve ruh
olarak tamamen farklı kişilerdir. Bu nedenle klonlamanın yaradılış gerçeği ve
kader ile ters düşen hiç bir yanı bulunmamaktadır. Fakat klonlanan canlının
genlerinde gizli olan genetik hastalıklar ve diğer bazı genetik faktörler aynı
şekilde doğacak yeni bireye aktarılmış olur. Bu da klonlama karşıtlarının tepki
gösterdiği noktalardan biridir.
Klonlama çalışmaları yapan ve yapmaya devam eden bilim adamlarının çoğu bu
çalışmaları yeni bir birey dünyaya getirmek için değil de sadece tedavi amaçlı
kullanılacak kök hücreleri üretmek için sürdürdüklerini belirtiyorlar. Tedavi
amaçlı klonlama çalışmalarında amaç klonlama sonucunda kök hücre elde etmektir.
İlk hücre bölünmesinden yaklaşık 5 gün sonra, yani embriyonun yaklaşık 100 hücre
oluşturacak kadar bölünmesi ile oluşan ve başkalaşarak 200 değişik vücut
hücresine dönüşebilen bu hücrelere kök hücresi adı verilir. Bu hücrelerin bir
kısmı organları bir kısmı ise kan, saç, tırnak ve deri gibi vücut bölümlerini
oluştururlar. Klonlama ile kök hücre elde etmeyi planlayan bilim adamları bu kök
hücreler yardımı ile bir çok hastalığa çözüm bulunacağını ve daha ileriki
dönemlerde yine bu hücreler yardımı ile organ üretimi ve nakli yapılabileceğini
iddia ediyorlar. Fakat burada göz ardı edilmemesi gereken şey, kök hücre elde
etmek için embriyonun öldürülmesi gerektiği gerçeğidir, bir canlının hayatını
kurtarmak ya da sağlık sorununu gidermek için başka bir canlının hayatına son
vermenin ne kadar ahlaki olduğu tartışma konusudur.
Klonlama tedavi amaçlı olarak düşünüldüğünde insanda iyi izlenimler bırakıyor
fakat insan ve insanın içinde taşıdığı hırslar işin içine girdiğinde çok
tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Örneğin bir canlının bazı organları (kalp,
karaciğer gibi) hasar gördüğünde başka bir canlının organı o canlıya takılamaz,
DNA'lar uyuşmadığı için organı hasar gören canlının antikor sistemi bu organı
kabul etmez ve dolayısıyla bu tür vakalarda sonuç ölümdür. Fakat organı hasar
gören canlının herhangi bir hücresi kullanılarak yapılan klonlama sonucunda
dünyaya gelecek bebeğin DNA'sı organı zarar görmüş olan canlı ile uyum gösterir
ve organ nakli gerçekleşebilir. İşte bu noktada insanın içindeki para hırsı göz
önüne alındığında, ödenen para karşılığında bir çok hasta insanın klonlarının
sadece organları alınmak için dünyaya getirilebileceği gerçeği ortaya çıkar.
Klonlama sonucunda doğan ve organı alınan canlı doğal olarak ölürken, organı
hasarlı olan birey parası sayesinde bir süre daha yaşayabilir. Bu tür bir olay
tam bir ahlak çöküntüsüdür. Bu konuda ne kadar yasa çıkarsa çıksın ya da ne
kadar önlem alınırsa alınsın bu olayın önüne tam olarak geçebilmek mümkün
değildir. Günümüzde de bir çok böbrek kaçak yollardan satılmaktadır. Fakat
hiçbir kanun ya da yasa bu olayı tam olarak ortadan kaldıramamıştır. İşte
klonlamanın düşünülmesi gereken ve asla göz ardı edilemeyecek bir yüzü de budur.
Bu ve benzeri düşüncelerle yola çıkan bir çok bilim adamı ve bilim kuruluşu
klonlama çalışmalarının kesinlikle durdurulması gerektiğini savunmaktadır. Aynı
duyarlılık ile yaklaşan bir çok gelişmiş ülke, sınırları içerisinde her türlü
klonlama çalışmasını yasaklamıştır. Bu tartışma gelecek yıllarda da daha çok
uzayacağa benziyor, ahlaki değerleri savunan bilim adamlarının mı yoksa
''klonlama kaçınılmaz bir bilimsel gerçektir'' diyen bilim adamlarımı galip
gelecek, bunu zaman gösterecek. Bunun insanlık için yararlı bir şekilde
neticelenmesini diliyoruz.
Murat Demirtaş
Biyoloji Öğretmeni
|
> Anahtar Kelimeler:
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Haberi,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Yazısı,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Videosu,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Vidyosu,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama İzle,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Seyret,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Oku,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Haberi,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Yazısı,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Videosu,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Vidyosu,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama İzle,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Seyret,
21. Yüzyılda Yeni Bir Konu,
Klonlama Oku... |
|