|
AFLATOKSİNLER

1. GİRİŞ
Dünya nüfusunun her geçen gün hızla artması, bilim çevrelerini
düşündüren çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Bunların başında
şüphesiz beslenme sorunu gelmektedir. Artan nüfusa karşılık azalan tarım
alanları, bilim adamlarını yeni teknikler ve kaynaklar aramaya
zorlamaktadır. Dünya da gıda yetersizliği nedeniyle birçok ülkede
insanların açlıktan ölmesi yanında gıda zehirlenmeleri nedeniyle de
önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır.
İnsan beslenmesinde kullanılan gıda maddeleri ile yem ve yem maddeleri
üretim-tüketim zincirinin herhangi bir aşamasında uygun olmayan
koşullarda depolandıklarında mantarlar üreyerek onlarda istenmeyen
değişikliklere ve bozulmalara yol açmaktadırlar.
Küfler, çeşitli antibiyotik, vitamin, enzim, organik asit, alkol, yağ ve
hayvan yemi gibi ürünlerin eldesinde, bazı gıda maddelerinin
olgunlaştırılmasında kullanılmaları açısından insanlar için oldukça
yararlı mikroorganizmalardır. Ancak küflerin bu yararları yanında, çok
tehlikeli yanları da vardır. Bu nedenle küfler günümüzde üzerinde en çok
durulan mikroorganizmalar arasında yer almaktadır.
Doğada geniş bir yayılım gösteren küflerin bazıları parazit olarak,
bazıları saprofit olarak, bazıları da simbiyotik olarak yaşamlarını
sürdürmektedir.
İnsanlar ilk çağlardan beri bazı küflerden yiyeceklerini olgunlaştırmada
yararlanmışlardır. Ayrıca çok sayıda küfünde insan sağlığını tehdit
ettiği yapılan çalışmalarda saptanmıştır. İnsan sağlığına olumsuz
etkilerinin başında kanserojen etkili ikincil metabolitleri
oluşturmaları gelir. Genelde “mikotoksin” olarak isimlendirilen bu
bileşikler oluşturucu küfe ve il kez belirlendiği ürüne göre
isimlendirilir. Günümüze kadar varlığı ortaya konan mantar
türlerinden 250 kadarının mikotoksin oluşturduğu ve bunlarda 20
kadarının insan ve hayvanlarda zehirlenmeye neden olduğu bilinmektedir. Küflerin insan sağlığına etkileri 2 şekilde
olmaktadır. Küflerle doğrudan temas yoluyla beliren hastalıklara
“mikozis” , mikotoksinlerle intoksikasyon sonucu oluşan hastalıklara da
“mikotoksikoz” denir. Bilinen en tehlikeli mikotoksinler
aflatoksinlerdir.
2. AFLATOKSİNLER
Aflatoksinler, hücre ve mikroorganizma için belirli fonksiyonları
olmayan sekonder metabolitledir. Kimyasal yapı olarak bifuron halkası ve
lakton bağlantısı taşıyan yüksek yapılı “kumarin” bileşikledir.
Difuranokumarin olarak bilinirler. Aflatoksinler renksiz veya sarı, iğne
şeklinde kristallerdir.Kloroform, metanol, etanol ve dimetilsulfoksid
içerisinde kolayca çözünürler. Petrol eterinde ve doymuş
hidrokarbürlerde hiç çözünmezler. Kloroform veya benzen içindeki
çözeltileri yıllarca dayanıklıdır.
Aflatoksinler, Aspergillus, Penicillum ve Rhizopus soylarında bulunan
çeşitli mantar suşları tarafından sentezlenebilirler. Günümüzde aflatoksinlerin en az 18 yakın formu olmakla birlikte,
doğal olarak 4 ana türü
B1, B2, G1 ve G2 sentezlenir. Aspergillus parasiticus’ un tüm suşları 4
aflatoksin türünü birden sentezlerken, Aspergillus flavus türünün bazı
suşları sadece B1 ve B2 formunu sentezler. Aflatoksinler ultraviyolet
ışık altında verdikleri renge göre ayrılmışlar ve mavi ışık veren iki
tür B1 ve B2 olarak, yeşil ışık verenler ise G1 ve G2 olarak
adlandırılmışlardır. B2 ve G2, B1 ve G1 ‘ in dehidro türevleridir. M1 ve
M2 ise B1 ve B2 ‘nin türevleri olup aflatoksinli yem ile beslenen
hayvanların süt idrar ve dışkılarından izole edilmiştir. Yem ile
birlikte aflatoksin B1 alan bir ineğin aldığı B1 toksinin % 1-3 kadar
bir miktarının sütünden M1 olarak izole edilebileceği bildirilmiştir. Sıralanan 6 ana aflatoksin bileşiğinden başka B2a ve
G2a aflatoksinleri de izole edilmiş olup, bunlar B2 ve G2
aflatoksinlerinin 2 hidroksi türevleridir.

3. AFLATOKSİN OLUŞUMUNA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
3.1. Mantar Türü
Toksijenik bir küf türünün bütün suşları toksin üretmeyebilir. Küf
gelişimi izlenen her besin maddesinde aflatoksin içerme koşulu yoktur.
Burada önemli olan gelişen mantarın A.flavus ve A.parasiticus
türlerinden olup olmadığıdır. Daha sonraki çalışmalar ile
A.flavus ve A.parasiticus başta olmak üzere diğer bazı küf türlerinin de
aflatoksin üretebildiği belirtilmişse de son bulgulara göre sadece
A.flavus ve A.parasiticus aflatoksin üreten küflerdir.
3. 2. Besin Maddesinden Kaynaklanan Etkenler
Bu grup etkenler arasında, besin maddesinin bitkisel veya hayvansal
kaynaklı olması ve bileşimi de önemlidir. Ancak aflatoksin
meydana getiren mantarların gelişmesi yönünden böyle bir substrat
bağımlılığı söz konusu değildir. Bu nedenle bu tür mantarlar her maddede
üreyebilir ve toksin sentezleyebilirler. Besin
maddeleri içindeki karbon kaynağı olarak karbonhidratlar, azotlu
maddeler, iz elementler ve vitaminlerin miktarları ve bu bileşenlerin
cinsleri aflatoksin oluşumu üzerine etkilidir.
3. 3. Çevre Koşullarının Aflatoksin Oluşum Üzerine Etkisi
3. 3. 1. Ortam Neminin Aflatoksin Oluşumu Üzerine Etkisi
Aflatoksin oluşturan küf mantarlarının çeşitli besinlerde gelişmesi için
o besindeki en uygun nem miktarı araştırmacılar tarafından % 14-30 arası
belirlenmiş. Bunun yanında Aspergillus cinslerinin
%13-18 gibi çok az nem içeren besinlerde dahi gelişebileceği
saptanmıştır. Küflerin gelişebilmesi için hava bağıl neminin en az % 65
olması gerekir. Havanın nispi nemi ise % 75- 80 arasında
bulunmalıdır. Aflatoksinlerin üretildiği optimum su aktivitesi ise 0,85
olarak bildirilmiştir.
3. 3. 2. Ortam Sıcaklığının Etkisi
Genellikle küf mantarlarının en uygun gelişme sıcaklıkları 20-30˚ C
arasındadır. Buna karşı en düşük ve en yüksek gelişme sıcaklık sınırları
küf türlerine göre değişik olmaktadır. Aflatoksinlerin
oluşum sıcaklığının 25-30˚ C arası olduğu, 10˚ C’nin altında
oluşumun durduğu saptanmış. Ancak diğer faktörlere de
bağlı olarak 7,5- 40˚ C arasında aflatoksin üretilebildiğini bildiren
çalışmalar mevcuttur. Örneğin ; A.flavus
için gelişme sıcaklıkları en düşük 7˚ C, en iyi 32˚ C ve en yüksek 45˚ C
olarak verilmiştir. Buna karşın toksin üretimi 8˚ C de başlamakta en
fazla 27˚ C olmakta ve 42˚ C’ ye kadar sürmektedir.
3. 3. 3. Oksijenin Etkisi
Mantarların aerobik mikroorganizmalar olmaları nedeniyle oksijenin % 45’
ten 1’ e düşmesi özellikle A.flavus’ un gelişimini ve dolayısıyla ve
aflatoksin üretimini önemli derecede azaltmaktadır. Olağan koşullarda küf mantarları aerob mikroorganizmalar grubunda
olmalarına ve gelişmek için oksijene ihtiyaç duymalarına karşın % 1 gibi
düşük bir oksijen varlığı bile küfün gelişmesi için yeterli olmakta ve
toksin üretebilmektedirler.

3. 3. 4. pH’ nın Etkisi
Küf mantarları gelişmeleri için genelde nötr veya ona yakın pH
derecelerini tercih ederler. Bu nedenle pH 6,5 - 8,5 arsında gelişmeleri
ne uygun düzeydedir.Aflatoksin oluşturan küf
mantarlarının gelişmesi için en uygun pH dereceleri araştırmacılar
tarafından pH 3 - 4,5 olarak tespit edilmiştir.
Bu faktörlerin yanı sıra tarlada, hasatta ve depolamada görülen mekanik
hasar, ürün karıştırma, kızışma noktaları, süre, ortamın bileşimi,
madensel elementler, kimyasal işlemler, bitki dayanıklılığı, küf
enfeksiyonu, bitki varyete farklılığı, spor yükü ve mikrobiyal ekosistem
toksin oluşumu üzerine etkili faktörlerdir.
4. AFLATOKSİNLERİN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Gıdalarda küflenme sonucu oluşabilen mikotoksinlerin çoğunluğunun
insanlarda tedavisi olanaksız rahatsızlıklara yol açtığı kesinlik
kazanmıştır. Bu nedenle gıdalardaki küfler üzerinde araştırmalar
yapılmıştır (Evren 1997). Yapılan araştırmalarla besin ve besin
hammaddeleri hasat ve işlenmesi sırasında veya sonrasında küf gelişimi
sonucu ortaya çıkan, en önemli ve ne fazla korkulan mikotoksinlerin
aflatoksinler olduğu ortaya çıkmıştır.
Aflatoksinler, insanlarda akut ve kronik etkilerle kendilerini
göstermektedir. Bu etki doza ve toksinin vücuda alınma
sıklığına bağlı olarak değişmektedir. Aflatoksinlerin insanlar ve
hayvanlar için toksijenik, mutajenik, teratojenik ve karsinojenik
etkileri olduğu bilinmektedir.
4.1. Akut Etkiler
Akut zehirlenmelerde mukoz membronlarda sarılık ve fazla sayıda kanama
alanları görülür. Karaciğerde yaygın olarak sentrilobuler nekrozlar ve
yağ birikimi oluşur. Bu şekilde zehirlenme
belirtileri çok fazla değildir. Kanada’da yediği etli börek ve
spagettiden aflatoksinogen küfler izole edilen bir hastada, ağır hazım
bozukluğu ve bilinen hastalık belirtilerine benzemeyen bulgular tespit
edilmiştir. Yine ölen erkek bir hastada, sarı karaciğer distrofisi
belirlenmiş ve hastanın ölümünden önce çok fazla miktarda ceviz yediği
saptanmıştır. Ölünün karaciğerinde de aflatoksin B1 bulunmuştur.
Aflatoksinlerin akut toksitesi üzerine yapılan araştırmalar, en kuvvetli
etkiye B1 tipinin sahip olduğunu göstermiştir. Toksik etkinin ölçü
birimi olarak “LD50” alınır.
Bu tanım vücut ağırlığı üzerinden denemede tatbik edilen ve deney
hayvanlarının% 50’sinin öldüğü dozu ifade eder ve “Letal Doz” olarak
isimlendirilir.
4.2. Kronik Etkiler
Gıda ile uzun süre aflatoksin alınırsa görülür. Sıcak bölgelerde risk
oldukça yüksektir. Karaciğer sirozu ve kaslarda sarılık
kronik olaylarda ortaya çıkan belirgin semptomlardır. (Erdem ve Özen,
1990). Bunun yanında primer karaciğer kanseri, kalın bağırsak kanseri,
mide kanseri, akciğer kanseri ve karaciğer başta olmak üzere iç
organlarda yağlı dejenerasyonlarla beliren reys sendromu diğer
hastalıklardandır.
Denemeler sonucu, aflatoksin alımı sonucunda insanlarda özellikle
karaciğer kanseri vakalarında pozitif bir artış olduğu ortaya konmuştur. Aflatoksin
molekülü karaciğerde bir etkileşim aşaması geçirmektedir. Bu molekül
karaciğer hücreleri ile birçok noktada reaksiyona girmekte, DNA ve RNA
polimerazlar hızlı bir inhibasyona uğramakta, özellikle mRNA
sentezindeki değişiklilerden etkilenerek protein sentezini önemli
derecede bozmaktadır. Sonuçta da DNA’ya bağlı RNA sentezi ve bazı
proteinlerin sentezi azalmakta ve hücre ölmektedir.
Yerfıstığının günlük diyette büyük payı olduğu izlenen Uganda, Kenya,
Swaziland ve Mozambik gibi Afrika ülkelerinde alınan gıdalardaki
Aflatoksin miktarının artması ile de primer karaciğer kanseri
vakalarında da artma olduğu saptanmıştır. Tayland, Kenya, Mozambik ve
Swaziland’da gıdalardaki aflatoksin konsantrasyonu ile örneklerin
alındığı bölgelerdeki primer karaciğer vakaları arasında bir ilişki
olduğu gösterilmiştir. Çocuklardaki Reye’s sendromundan da
aflatoksinlerin sorumlu olduğu bildirilmiştir. Önceleri yalnız Afrika
için bir tehlike olduğu düşünülürken, şimdilerde Çekoslovakya ve A.B.D.
gibi gelişmiş ülkelerde de bildirilmektedir.
5. ÇEŞİTLİ GIDALARA DA AFLATOKSİN BULAŞMA DURUMU
Mikotoksinlerle en fazla bulaşmaya uğrayan besinler, fındık, fıstık v.b.
çerezler olarak belirtilse de, küf gelişimi olan tüm besin ve besin
hammaddelerinde gelişen küfün mikotoksin oluşturma yeteneği varsa ve
koşullarda mikotoksin oluşumu
için uygunsa yaygın bir bulaşmanın gerçekleşebileceği akıldan uzak
tutulmamalıdır.
Aflatoksinlerin en çok bulunduğu besinlerin başında yağlı tohumlar, kuru
bakliyat, sert kabuklu meyveler,kuru meyveler, tahıllar, salamura
edilmemiş peynirler gelir.
A.flavus, başta kuru meyve ve çerezler olmak üzere çok sayıda gıda
maddesinde bulaşma etmeni olarak verilmiştir. Örneğin; küflü peynir,
çökelek, kaşar peyniri, domuz ve sığır eti, yer
fıstığı,antepfıstığı,fındık,haşhaş,susam,çiğit,soya, ayçiçeği, incir,
buğday, pirinç, arpa, mısır, bulgur, un, kahve, kakao, nohut, yeşil
mercimek, kuru fasulye, kırmızı mercimek, barbunya, havuç gibi ürünlerde
bulaşık olduğu fazla sayıda araştırıcı tarafından saptanmıştır.

5.1. Kabuklu Fındıklarda Aflatoksin
Sert kabuklu meyveler olarak adlandırılan fındık ve benzeri ürünler ağaç
üzerinde gelişmekte ve sert bir kabuk tarafından korunmaktadır. Ser
kabuk nedeniyle bu ürünler diğerlerine göre küf bulaşmasından daha az
etkilenmektedir. Yapılan bir deneyde incelenen kabuklu fındık
örneklerinin kabuk ve iç kısmından toplam 72 adet A.flavus izole
edilmiştir. Bunlardan 18’i besiyeri ve fındıkta, 17’si ise yalnız fındık
üzerinde aflatoksin oluşturmuştur. Örneklerde aflatoksin B1 ve G1
saptanmıştır.
5. 2. Yerfıstıklarında Aflatoksin
Yerfıstıklarında oluşacak toksin miktarı çevresel koşullar yanında, küf
cins, tür ve suşu ile meyve sağlamlığı,fıstık çeşidi,üretim tekniği,
kurutma ve depolama koşulları ve tane nemiyle de oldukça ilgilidir. Aflatoksin daha çok yerfıstığı ile ilgilidir. Toksini
yerfıstığında bulunan A.flavus küfü yapar. Yerfıstığı kullanılırken nem
miktarının %12’yi geçmemesi, yabancı maddelerden arınmış olması, hafif
ısıda dış yüzeyindeki kırmızı derinin iyice ayrılması ve üzerinde dış
zarların kalmamsı önerilir. Yapılan bir çalışmada 85 adet
yerfıstığı örneğinde analizler yapılmış, sonuçta 1 adet yerfıstığında ve
1 adet fıstık ezmesinde aflatoksin bulunmuştur.
5. 3. Antepfıstıklarında Aflatoksin
Antepfıstığı, aflatoksin oluşumu açısından riskli gıdalar arasında yer
alır. Bulaşma ağaçta, hasat sırasında, işleme ve özelliklede depolama
sırasında gerçekleşir.
Antepfıstığı ile yapılan çalışmada, kabuk yüzeyi ve endospermden 66
A.flavus suşu izole edilmiştir ve bunlardan 22’sinin aflatoksin
oluşturduğu saptanmıştır. Burada da B1 tipinin çoğunlukta olduğu
belirlenmiştir.
5. 4 . Buğday, Un ve Ekmekte Aflatoksin
Tahıllarda mikotoksin oluşumu ile ilgili bir yayında, tahılların
mikotoksin oluşumuna oldukça uygun bir ortam olduğu belirtilmiştir.
Buğday ve un gibi depolanan ve karbonhidratça zengin gıda maddelerinde
aflatoksin B1 ve diğer aflatoksinlerin oluşma olasılığı çok yüksektir.

5. 5 . Mısırda Aflatoksin
Mısır diğer tahıllara göre mikotoksin oluşumu bakımından daha fazla risk
taşımaktadır. Mikotoksinli ürün doğrudan tüketildiğinde veya bu tip yem
ile beslenen hayvanların et,süt ve yumurtlarının yenmesiyle insan
sağlığı için tehlike oluşturmaktadır. Yapılan bir çalışmada ithal
mısırların aflatoksin içermediği, yerli mısırlarda 58 örneğin, 27’sinde
aflatoksin B1, B2, G1 ve G2 tiplerinden bulunduğu saptanmıştır.
5. 6 . İncirde Aflatoksin
Aflatoksin yönünden riskli gıdalardan bir diğeri de incirdir. Bir
araştırmada incir örneklerinden 138 küf izole edilmiş ve izole edilen
mikroorganizmalardan 12’si aflatoksin oluşturmuş ve bunların A.flavus
türüne ait olduğu belirtilmiştir. Araştırmada izole edilen ve aflatoksin
meydana getiren 12 suştan 11’inin (% 91,67) sadece aflatoksin B1, bir
tanesinin ise aflatoksin B1 ve G1 meydana getirdiği saptanmıştır.
İncirlerin olgunlaşmasından sonra özellikle kuraklık gibi stres
koşullarında aflatoksin oluşturan küfler meyve içinde gelişebilmektedir.
Olgun incirlerin % 36'sının hasattan önce dalında aflatoksin içeriği
saptanmıştır. hasattan sonra kurutma sırasında da koşullara bağlı olarak
küf gelişmesi devam eder. bu nedenle kurutulmuş incirlerin ortalama
%18-19 kadarı özellikle aflatoksin içerebilmektedir.
5. 7. Süt Ürünlerinde Aflatoksin
Süt yenebilir hayvansal dokulardan insan diyetine geçen aflatoksin
kalıntılarını içerme bakımından en riskli ürünlerden biridir.
Yetişkinlere oranla büyümekte olan çocuklar için temel bir besin olduğu
için gerek anne sütü ve gerekse ticari olarak satılan süt ve süt
ürünlerinde aflatoksin M1’in bulunması gıda hijyeni bakımından büyük bir
risk oluşturmaktadır. Ayrıca aflatoksin B1, aflatoksin B2a, aflatoksin
M2 gibi diğer aflatoksin tiplerini de az da olsa süt ve süt ürünlerinde
bulunabileceği göz ardı edilmemelidir. Karaioannoglo ve ark.
Yunanistan’da topladıkları 99 çiğ süt numunesinin 4 tanesinde aflatoksin
M1 rastlarken, pastörize edilmiş süt numunelerinin hiçbirinde
rastlamamışlardır. Blanco ve ark. İspanya’da yaptıkları bir çalışmada,
ticari UHT yöntemi ile muamele edilen sütlerde toplam 47 numunenin
14’ünde aflatoksin M1’e rastlanmıştır.
Aflatoksin M1 bakımından pozitif peynir numunelerinin yoğunluğu büyük
ölçüde yoğunluk göstermektedir. Ancak kontaminasyon durumunun tehlikeli
gibi görünse de yoğunluğunun risk oluşturmayacak kadar düşük seviyede
olduğu ifade edilmektedir.
Birçok araştırmacı yoğurt imalini aflatoksin M1 miktarını
etkilemediğini, bunun yanında miktarında bir artış gözlenildiğini
belirtmişlerdir. Bazı çalışmalarda yoğurttaki asitlik nedeniyle sütteki
aflatoksin B1’in B2a’ya dönüştüğü bazı çalışmalarda ise yoğurttaki M1
miktarında % 97 oranında düşme olduğu belirtilmiştir.
5. 8. Yumurtalarda Aflatoksin
Bilindiği gibi hayvansal ürünlerde aflatoksin bulunmasında en büyük
etmen yemlerdir. Yemlerde bulunan aflatoksin yemin hayvanlar tarafından
tüketilmesi sonucu hayvanın vücuduna ve yenebilen kısımlarına
yerleşmektedir. Tavukların yemlerle alıkları aflatoksininin %90’ını 24
saatte dışkı ile attıkları belirtilmiştir. 90 yumurta örneğinde yapılan
çalışmalarda bunların hiçbirinde aflatoksin B1 bulunmamıştır. Aflatoksin ; yumurta verimi, çıkış gücü, büyüme, yem tüketimi ve
yumurta veriminde azalma, yumurta iç ve dış kalitesinin bozulmasında
etkisini büyük ölçüde göstermektedir.
5. 9. Et ve Et Ürünlerinde Aflatoksin
Mikotoksin oluşturan küfler belli tip sosislerin üzerinde üreyebilir,
ancak bunların içeriye doğru işlemediği ileri sürülmektedir. Küfle çok
fazla enfekte olmuş jambonlarda aflatoksin B1 bulunmuştur. Aspergillus
glaucus su aktivitesi 0,85’den düşük olan biltong’larda uzun sürede
aflatoksin oluşturabilir.
Mikotoksin ete, diğer hayvansal ürünlerinde olduğu gibi hayvan
yemlerinden taşınır. Etin küflenmesi her zaman mikotoksin oluşumunda rol
oynamaz. Fermente sucuk gibi uzun sürede olgunlaştırılan ürünlerde
istenmeyen küflerin gelişmesine sık sık rastlanmaktadır. Aflatoksin
fermente sucukta olgunlaşma döneminin ilk haftasında meydana
gelmektedir. A. flavus daha çok baharatlarda bulunur ve et ürünlerine
baharatlar yoluyla taşınır. Bu arada et ürünlerinde A. flavus dışında,
A.parasiticus’da aflatoksin oluşturabilmektedir.

6. TOKSİNDEN ARINDIRMA YÖNTEMLERİ
Herhangi bir gıda maddesinde bulanabilen aflatoksinlerin
giderilmesi için fiziksel ,kimyasal ve biyolojik yöntemler
araştırılmıştır.
6.1. Fiziksel Yöntemler
Aflatoksinlerin sıcaklıkla inaktive edilmesi için yüksek dereceler
gerekir ve pratikte sıcaklık ile aflatoksin inaktivasyonu mümkün
olmamaktadır. Örneğin; yerfıstığı ununda B1 aflatoksinini %80 ve B2
aflatoksinini % 60 oranında inaktive etmek için 150°C’de 30 dk.’lık bir
işlem gerekmektedir. Aflatoksinlerin normal pişirme işlemlerine
dayanıklı oldukları bildirilmektedir. Ultraviyole ışınları uygulaması,
bu ışınların nüfuz gücünün az olması nedeniyle birçok gıda da aflatoksin
inaktivasyonun da başarısızlıkla sonuçlanmıştır, ancak özellikle ince
bir tabaka halindeki süte ultraviyole ışınlarının uygulanması
inaktivasyonda olumlu sonuç vermektedir. Kontrolde özellikle yağlı
tohumlar başta olmak üzere bitkisel ürünlerin A.flavus ile bulaşmasının
önlenmesi ve bu ürünlerin uygun koşullar altında hasat edilerek
depolanması önemlidir. Kırma ve öğütmeye
tabi tutulan mısır örneklerinde aflatoksinlerin büyük kısmının ruşeym ve
kabuk kısmında kaldığı, kırma ve unda ise sadece %7-10 arasında
aflatoksin bulunduğu saptanmıştır. Özellikle yerfıstığı, antepfıstığı
gibi iri taneli ürünlere uygulanan fiziksel ayırım, bozuk olan koyu
renkli tanelerin el il veya “elektronik göz” adı verilen fotoelektrik
hücrelerden geçirilerek ayrılması şeklinde yapılabilir. Mısır gibi küçük
taneli ürünlerde fiziksel ayırım mümkün olmamaktadır. Bu tür ürünlerde
kuru temizleme, yaş temizleme yoğunluğuna göre ayırım yöntemleri
uygulanabilir.
6.2. Kimyasal Yöntemler
Kimyasal olarak inaktive edicilere örnek olarak pek çok kimyasal madde
denenmiş ve asitler, alkaliler, aldehitler, oksitleyiciler, Cl2, SO2, O3,
NH3 gibi gazlar; peroksit, osmiyum tetroksit, NaCl, KmnO4, H2O2
verilebilir. Kimyasal inaktivasyonda üründe kalabilecek sağlığa zararlı
reaksiyon ürünlerinin kontrolü gerekmektedir. Ayrıca gıdanın besin
değeri korunmalı, koku,tat, renk, doku özellikleri tüketici tarafından
kabul edilebilir olmalıdır. Yapılan denemelerde yerfıstığında H2O2, yağı
tohumlarda ve hindistan cevizinde Ca(OH)2 , pamuk çiğitinde NH3
aflatoksin detoksifikasyonu için kullanılmıştır. Aflatoksin inaktivasyonu için NH3 uygulaması (%0,5-2 amonyak gazı)
mısırda başarılı sonuçlar vermiştir, ancak bu işlemlerden sonra mısırın
kahverengiye dönüşmesi yüzünden, bu işlem daha çok hayvan yemi olarak
kullanılacak ürünlere uygulanmaktadır.Sülfit ve bisülfit mısırda ren
değişimine nede olmamakla birlikte detoksifikasyonda amonyak kadar
etkili olmamaktadır. Detoksifikasyon sonrası oluşabilen yan ürünlerin
sağlık üzerindeki etkileri tam olarak bilinmemektedir.Bununla beraber, M1 toksinin inaktivasyonunda H2O2 ‘nin ışıkla birlikte
uygulanmasının daha etkili olduğu bildirilmektedir.
6.3. Biyolojik Yöntemler
Bin kadar mikroorganizma ( maya,küf,bakteri v.b.) taranarak
aflatoksinler üzerinde etkisi araştırılmıştır. Buna göre Flavobacterium
auranticum sıvı ortamda aflatoksinleri yok etmiştir. Bu konuda
çalışmalar sürmektedir. Aslıda aflatoksini ortamdan uzaklaştırması
apsorbe etmesiyle gerçekleştirilmekte, fakat bu bakteri hücrelerinin
ölümü ile apsorbe edilen toksinin yeniden serbest kalması önemli bir
sorun teşkil etmektedir.
|
> Anahtar Kelimeler:
Aflatoksinler Nedir,
Aflatoksin Oluşumuna Etki Eden
Faktörler Nedir,
Mantar Türü Nedir,
Besin Maddesinden
Kaynaklanan Etkenler Nedir,
Çevre Koşullarının Aflatoksin Oluşum
Üzerine Etkisi Nedir,
Ortam Neminin Aflatoksin Oluşumu Üzerine
Etkisi Nedir,
Ortam Sıcaklığının Etkisi Nedir,
Oksijenin Etkisi
Nedir,
pH’ nın Etkisi Nedir,
Aflatoksinlerin İnsanlar Üzerindeki
Etkileri Nedir,
Akut Etkiler Nedir,
Kronik Etkiler Nedir,
Çeşitli Gıdalara Da Aflatoksin Bulaşma Durumu Nedir,
Kabuklu
Fındıklarda Aflatoksin Nedir,
Yerfıstıklarında Aflatoksin Nedir,
Antepfıstıklarında Aflatoksin Nedir,
Buğday, Un ve Ekmekte Aflatoksin Nedir,
Mısırda Aflatoksin Nedir,
İncirde Aflatoksin
Nedir,
Süt Ürünlerinde Aflatoksin Nedir,
Yumurtalarda Aflatoksin
Nedir,
Et ve Et Ürünlerinde Aflatoksin Nedir,
Toksinden
Arındırma Yöntemleri Nedir,
Fiziksel Yöntemler Nedir,
Kimyasal
Yöntemler Nedir,
Biyolojik Yöntemler Nedir... |
|