|
AKCİĞERLERİN YAPISI

AKCİĞERLER(Pulmones):Akciğerler göğüs boşluğunda yüreğin sağ ve solunda
az çok piramit şeklinde olan solunum organlarıdır. Taban kısımları
diyaframın üzerine oturmuştur. Göğüs çeperine bakan yüzeyleri dış bükey,
yüreğe bakan iç yüzeyleri ise iç bükeydir. Akciğerlerin dış yüzeyi
düzgün ve parlak olup bu parlaklık akciğerleri örten palevranın visceral
yaprağındandır. Rengi, yeni doğmuş çocuklarda esmer-kırmızı, gençlerde
pembe, ergin ve yaşlılarda ise pembe-mavimtıraktır.İnsan yaşlandıkça
akciğerlerin yüzeyinde bir takım pigmentler belirir. Bunlar solunum
sırasında akciğerlere kadar giren yabancı cisimleri meydana getirdikleri
oluşuklardır.
Akciğerlerin ortalama olarak yükseklikleri,omurga tarafındaki
kenarlarında 25cm olup önden arkaya olan kalınlıkları tabanda 16cm
,genişlikleri ise yine tabanda sağ akciğerlerin 10cm,sol akciğerlerin
7cm dir.Yüreğin sol akciğer üzerine yaptığı basınçtan dolayı bu akciğer
küçük kalmıştır.Sağ akciğer,sol akciğerden 1/5 veya 1/6 kadar büyüktür
.Ayrıca sağ akciğer karaciğerin sağ lopunun yaptığı kabarıklıktan dolayı
sol akciğere nazaran biraz yukarıdadır.Yine bu akciğer üzerindeki iki
yarıkla üç lopa ayrılmıştır.Sol akciğer ise bir tek yarıkla iki lopa
ayrılmıştır.
Akciğerlerin hacmi yaşa, şahsa ve cinse göre değişir .Ağırlıkları
yetişkin bir erkekte 1300gr olup bunun 700gr mı sağ ,600gr mı sol
akciğere aittir .Kadınlarda ise sağ akciğer 550gr,sol akciğer 450gr
kadardır.İçerisinde hava bulunan akciğerler daha hafiftir.Yeni doğmuş
ölü bir çocuğun akciğerlerinin nefes almamış olduğu suya atılarak
anlaşılır.Eğer nefes almış ise suyun yüzeyinde kalır. Almamış ise suyun
dibine çöker.
Akciğerler yumuşak olduğundan parmakla basılınca
çökertilebilir.Üzerlerinde fazla basınç yapılırsa alveol keseciklerinin
yırtılmasından dolayı bir çıtırtı duyulur.Bu taktirde hava kabarcıkları
plevranın akciğerleri örten yaprağı altına gözle görülebilir.Akciğerler
kolay yırtılmazlar.Bu nedenle,alveolleri dolduran havanın basıncına
mukavemet ederler.
Akciğerlerin Yapısı: Akciğerleri dıştan seroz yapıda olan çift katlı
plevra zarı örter.Her akciğerin ayrı bir plevrası vardır. Plevranın dış
katı göğüs çeperine yapışmıştır.Bu kat parictal yapıda olduğundan
parictal plevra adını alır. Plevranın diğer katı akciğerlerin yüzeyini
örter. Buna da visceral veya pulmonal plevra denir. Bu iki yaprak ayrı
olmayıp akciğerleri hilus kısmında birbirleriyle birleşirler. Ayrıca bu
iki yaprak iç içe olduğundan birbirleriyle sıkı temas halinde olup
aralarında plevra boşluğu bulunur. Her akciğerin ayrı bir plevrası
olduğundan aynı şekilde her bir akciğerin etrafında ayrı bir plevra
boşluğu bulunur. Bu boşlukta akciğerlerin hareketini kolaylaştıran bir
sıvı vardır.
Plevranın göğüs boşluğunu örten parictal yaprağı ,üzerini örttüğü
bölgelere göre isim alır.İnce ve saydam olan visceral yaprak ise
akciğerlere sıkıca yapışmıştır.Hatta bu yaprak lopcuklar arasındaki
hücresel doku ile de irtibattadır.Visceral plevranın serbest olan dış
yüzeyi parietal ile temas halinde olup parlak ,düzgün ve kaypaktır.
Akciğerlerin her bir lopu altıgen piramit şeklinde 1cm3 hacminde küçük
lopcuklara ayrılmıştır.Lopcukların bazıları akciğerin yüzeyinde,bazıları
ise derinliğindedir.Yüzeyde olanlar piramit şeklinde olup tabanları
akciğerlerin yüzeyinde çok köşeli olarak görülür.Tepeleri ise hilusa
doğrudur.Derinde olan lopcukların şekilleri değişiktir.Her bir lopcuk
küçük ve başlı başına bir akciğerciktir.
Lopcukların,üzüm salkımına benzeyen hava keselerine(acinus)
ayrılmışlardır.Hava keseleri de ampül şeklinde keseciklere
ayrılmıştır.Bütün lopcuklar birbiri üzerine düzensiz bir şekilde
yığılmışlardır.Yalnız bunları birbirinden ayıran esnek bir katılgan doku
mevcuttur.Yani,her lopcuk kan damarları ve bronşların kolları ile
sinirlerden yapılı katılgan bir doku ile çevrilidir.Lopcukların
içerisine giren bronş kolları 50-60kadar küçük kollara ayrılır.Çapları
1/10mmolan bu kollara bronşcuk adı verilir.
Bronşcukların yapısında da bronşlarda olduğu gibi iki tabaka
bulunur.Bunlardan biri, yine kıkırdak , kas ve zardan yapılı olan iç
tabakadır.Dış tabakada bulunan ve tam olmayan kıkırdakcıkların arsında
fibroz bir lam vardır.Bronşcuklardaki kıkırdaklar plaklar,halinde ve
gelişi güzel durumdadırlar.Bu kıkırdak plaklar,bronşcukların çapları
küçüldükçe seyrekleşir,ve 1mm çapındaki bronşcuklara gelince kıkırdaklar
tamamen kaybolurlar ,nihayet ,sadece fibroz bir yapıda olan zar tabakası
kalır.Bunun yapısında da kas lifleri bulunur.Mukoza dan ibaret olan iç
tabaka bronşcuklar küçüldükçe incelerek alveoller de tek bir epitalyum
tabakasına kadar indirger.
Bronşcuklar muntazam olmayan boşluklara açılırlar.Bu boşluklardan,3mm
uzunluğunda 40 mikron genişliğinde birçok kanallar çıkar.Bu kanalların
çeperleri girintili çıkıntılıdır.Burada hem birbirine hem de kanal
boşluğuna açılan bir takım keseciklerin çapları 0,2-0,3mm,sayıları da
750 milyon kadardır.Alveollerin çeperleri yalın kat epitelden
yapılmıştır.Etraflarında gaz alışverişini sağlayan kılcal damarlar
bulunur.Alveollerin toplam yüzeyi 48m2 dir.İçerleri hava ile
doludur.Kılcal damarların bu kesecikler etrafındaki toplam yüzeyi ise
150m2 kadardır.Akciğerlerin özgül ağırlığı da 0,5gr/cm3 dür.
AKCİĞER HASTALIKLARI
ZATÜRE(PNÖMONİ):Pnömoni, akciğerlerin iltihaplı hastalığı olarak
tanımlana bilir.Bebek ölüm hızının binde yüz dolaylarında,beş yaştan
küçük çocuk ölümlerinin tüm ölümlerinin tüm ölümlerin yarısını
oluşturduğu ülkemizde hastalığın önemi daha büyüktür.Çünkü,bu ölümlerin
en başta gelen sebebi pnömonidir.Herkes her yaşta pnömoniye yakalana
bilir.Ama çocukluk yaşlarında daha sık görülür.Ayrıca çocukluk ve
yaşlılıkta daha ağır seyreder.
Soğuk, pnömoniyi hazırlayıcı bir faktördür.Bu nedenle pnömoni kış
mevsiminde diğer mevsimlerden daha sık görülür.Soğuk bölgelerde de diğer
bölgelere oranla daha çoktur. Erkekler ve kadınlar pnömoniye benzer
duyarlılıktadır, yani yakalanmalarında fark yoktur. Sosyo- ekonomik
durumu iyi olmayan kişilerde hastalık sık görülür ve ağır seyreder.
Aslında pnömoni , teşhisi ve tedavisi kolay bir hastalıktır. Ülkemizde
en önemli ölüm sebebi olması , çocuklarda beslenme bozukluğunu sık
görülmesi , pnömoni tanı ve tedavisinde geç kalınmasındandır. Bir başka
değişle , pnömoni bebekler için tehlikeli bir hastalıktır, pnömoni
şüphesi olanlar özellikle bebekler hekim tarafından muayene edilmelidir.

PNÖMONİ NASIL MEYDANA GELİR?
Pnömoni çok çeşitli etkenlerle meydana
gelir.Virüsler,bakteriler,mantarlar,barsak parazitleri,akciğerlere kaçan
yağlı maddeler,besinler ve bazı zararlı maddeler pnömoniye sebep
olur.Sayılan bu mikroplar,genellikle hasta ve taşıyıcıların solunum
sistemi salgılarında bulunur.Bu mikropların tükürük ,salya ile etrafa
yayılması ve sonuçta akciğerlere ulaşması ile de pnömoni meydana gelir.
Mikroorganizmaların akciğerlere ulaşması ayrıca şu yollarla ola bilir.
a)Damlacıklarla:Öksürük,aksırık,konuşma sırasında mikroorganizmayı
taşıyan damlacıkların sağlam kişilerin solunum sistemine girmesi.
b)Hava yolu ile:Mikroorganizmaları taşıyan hava ile solunum sırasında.
c)Toza bulaşmış eşyalar ile :Pnömoni mikroorganizmalarından herhangi
biri ile bulaşmış,havlu,mendil,bardak,kaşık,çatal vb. eşyaları
kullanmakla.
d)Parazitlerle olan pnömoniler ise,kirli içecek ve yiyeceklerle.
e)Vücudun herhangi bir yerindeki bir mikrobun kan veya lenf yolu ile
akciğerlere gelmesi şeklinde olabilir.
PNÖMONİNİN BELİRTİLERİ
a)Ateş:Pnömoni genellikle ateşli bir hastalıktır.Ancak bebeklerde,ateş
olmadan da hastalık olabilir.
b)Öksürük:Çocuklar ve yetişkinlerde öksürük vardır.Ateş,nezle,öksürük
bazen ilk belirtilerdir.Bebekler balgam çıkaramazlar.
c)Solunum Güçlüğü:Dakikadaki solunumun sayısı artmıştır.Bu özellikle
bebeklerde belirgindir.Sık soluk alıp verme yanında,solunum
hırıltılıdır.Akciğer havalanmasının yetersizliği sonucu dudaklarda syanoz(morarma) görülür.Burun kanatlarının solunuma katılmasından dolayı
nefes alırken burun açılıp kapanır,yine solunum sırasında kaburga
araları içeri çekilir.
d)Bebekler de,iştahsızlık,emmeme,huzursuzluk,devamlı ağlama,inleme ve
soluk renk görülür.
PNÖMONİDEN KORUNMA
*Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması.
*Kişinin hijyen koşullarının sağlanması.
*Çocukların boğmaca ve tüberküloz aşılarının yapılması.
*Kişide pnömoniyi meydana getiren hazırlayıcı faktörlerin düzeltilmesi
ile pnömoniden korunmak mümkündür.
*Toplumun sosyo-ekonomik durumunun yükseltilmesi,konut başta olmak üzere
hayat şartlarının düzenlenmesi.
PNÖMONİYE KİMLER DAHA KOLAY YAKALANIR?
*Küçük bebekler,çocuklar ve yaşlılar;
*Beslenme bozukluğu olanlar,kansızlığı,raşitizmi olanlar,
*Akciğerlerinde kronik bir hastalığı olanlar,
*Bakım yetersizliği olan çocuklar kolay yakalanırlar,
*Doğuştan bazı anomalileri olanlar(akciğer,ağız,kalpte sakatlıklar)
PNÖMONİDE TEDAVİ
Pnömoni evde ya da hastane de tedavi edilebilir.Evde tedavi olan
hastalara uygun ısı ve nem’ de ki bir odada yatak istirahatı yapmalıdır.
*Odada buhar yapılmasının yararlı olduğu unutulmamalıdır.
*Sigara dumanı başta olmak üzere odada toz ve duman olmamasına özen
gösterilmelidir.
*Hastaya yutması kolay sıvı yiyecek verilmelidir.
*Hastaya yeterli protein verilmelidir.
VEREM(TÜBERKÜLOZ):Verem,Robert KOCH tarafından bulunduğu için Koch
basili olarak bilinen bir mikrop tarafından meydana getirilen bulaşıcı
bir hastalıktır.Ancak,bir kişinin vereme yakalanmasında verem basilinin
yanı sıra,sosyal ve ekonomik şartların da rolü vardır.Çünkü verem kötü
çevrede yaşayanlarda ,kalabalık ailelerde,temizlik kurallarına dikkat
etmeyen,eğitimsiz kişilerde daha fazla görülür.
Verem,genellikle hava yolu ile bulaşır.Veremlilerin öksürükleri ile
saçtıkları damlacıklardaki basiller doğrudan sağlam insanlara
bulaşabilir.Havada uzun süre asılı kalabilen her damlacıkta 1-2 adet
basil bulunmaktadır.Bu basiller özellikle,sinema,bar,kahvehane gibi loş
ve kapalı yerlerde uzun süre asılı olarak kalırlar.Güneş ışığı giren
yerlerde ise 1-2 saat içinde ölürler.Her verem hastası hastalığı
yaymaz.Etkili bir tedavi alan hastalar basil yaymazlar.Akciğer dışındaki
organlarda da verem olabilir.Fakat buralardaki verem cerahat akıntısı
olmuyorsa başkasına bulaşmaz.
Veremin bir diğer bulaşma yolu da verimli ineklerin sütlerinin içilmesi
ya da bu sütlerin ürünlerinin yenilmesidir.Ancak bu sütler kaynatılır
veya pastörize edilirse Koch basili ölür.
Mikrop vücutta bütün doku ve organlara yerleşip hastalık meydana getire
bilir.Ancak,en çok görülen şekli akciğer tüberkülozudur.Veremin
belirtileri,hastalığın değişik organ ve dokularda yerleşmesi nedeniyle
farklıdır.Ancak en sık görülen akciğer vereminin başlıca belirtileri
olarak,öksürük,gece terlemesi,kilo kaybı,iştahsızlık,balgam
çıkarma,ateş,göğüs ağrısı sayılabilir.Verem mikrobu beyin zarlarında
yerleştiğinde yüksek ateş,baş ağrısı,kusma,ense sertliği gibi menenjit
belirtileri meydana gelir.Eklemlerde hastalık yaptığında eklem şişer ve
ağrır.
Verem hastalığının teşhisi,klinik muayene,röntgen ve diğer laboratuar
tetkiklerine dayanılarak yapılır.Bir tüberkülozun genellikle 5-10 kişiye
hastalığı bulaştırdığı kabul edilmekle beraber,teşhisi uzun süre geciken
bir hastanın yüzlerce kişiye hastalığı bulaştırması da
mümkündür.Ayrıca,hastalığın teşhisi geciktiğinde tedavisi de güçleşir.Bu
yüzden hastalığın ”erken teşhisi” önemlidir.

TEDAVİSİ:
Etkili tüberküloz ilaçları bulunmadan önce tüberküloz tedavisi daha çok
hastaların temiz havalı yerlerde dinlenme ve beslenmeleri suretiyle
bünye dirençlerinin arttırılması esasına dayanıyordu.Ayrıca,hasta
dokular hareketsiz duruma getiriliyor veya cerrahi yola
çıkarılıyordu.Günümüzde ise,verem haslığının tedavisi,etkili pek çok
ilaçla yapılmaktadır.Ancak,veremin tedavisi,diğer bulaşıcı
hastalıklardan daha uzundur;aylar,bazen yıllarca sürebilir.düzenli ve
yeterli süre tedavi önemlidir.
KORUNMA:
a)Verem’ den korunmada,insanların hastalığın mikrobu ile
karşılaşmalarını önlemek temeldir.Bunun en etkili yolu ise hastaların
erken teşhislerinin yapılıp,düzenli ve yeterli süre,tedavi
edilmeleridir.Ancak çoğu zaman hastaların yakın temaslarına hastalığın
bulaşması önlenememektedir.Bu yüzden mikrop kapmaları önlenemeyen
kişileri ilaçla koruma,bunların yeni hastalık kaynağı oluşturmalarını
sağlamak gereklidir.
b)BCG aşısıyla korunma:Pek çok ülkede kullanılmaktadır.BCG aşısı;sığır
tipi tüberküloz basilinin hastalık yapma gücünün zayıflatılmasıyla ilk
defa 1923 yılında üretilmiştir.Calmette ve Guerin ‘in geliştirmiş olduğu
bu aşının,1940’lı yıllarda yaygın olarak kullanılmasıyla birçok ülkede
verem görülme sıklığı azalmıştır.Ülkemizde de vereme karşı,tüm bebeklere
doğumdan sonra BCG aşısı yapılmaktadır.Araştırmalar aşının yaklaşık %80
oranında koruyuculuğu olduğunu göstermektedir.Bu koruyuculuğunun devam
edip etmediği ön koldan yapılan bir deri testi ile kontrol
edilebilmektedir. Bu testin sonucuna göre bazı kişilere BCG aşısının
yeniden yapılması gereke bilir.
c)Hastalıktan korunmada,sağlıklı bir yaşam biçiminin ve yeterli
beslenmenin sağlanması da önem taşır.Ayrıca hastalığın
belirtileri,bulaşma yolları,tedavi ve korunmada yapılması gerekenler
konusunda toplum eğitilmelidir.
BOĞMACA:Boğmaca,solunum yollarında meydana gelen ve çocukluk çağında sık
görülen bir hastalıktır.Etkeni boğmaca mikrobudur.Mikrob,hastaların
öksürük,aksırığıyla etrafa yayılır.Bu mikrobu alan sağlam kişilerde,7-15
gün gibi,bir kuluçka döneminden sonra hastalık,kuru,kısa ve geceleri
artan bir öksürükle başlar.Öksürük tedaviye rağmen devam eder ve giderek
artar.Hafif bir ateş olur.Bir-iki hafta sonra,özellikle geceleri ortaya
çıkan,öksürük nöbetleri meydana gelir,bu nöbetler sırasında çocuk bir
süre nefes alamaz ,dudakları morarır ve boğulur gibi olur.Bunu sesli ve
derin bir soluk alma izler.Genellikle çocuk solunum yolundaki balgamı
çıkarıncaya kadar öksürük devam eder ve bu arada sıklıkla kusma
olur.Öksürük nöbetleri günde 8-50 defa olabilir.Nöbetlerin ağırlığı ve
sıklığı,çocuğun sinir sistemiyle de ilgilidir.Bu dönemde boğmacalı
çocuğun yüzü ve göz kapakları şiş,gözleri kılcal damarlardaki
kanamalardan dolayı kırmızıdır.Öksürük nöbetleri sırasında solunumun
yapılamaması ve kanın oksijenlenmesinin bozulmada,beynin zarar görmesine
sebeb olacağından bebeklerde önemlidir.Bu dönem birkaç günden bir aya
kadar devam eder.Bundan sonra öksürük nöbetleri hafifler ve sayısı
azalır.Öksürük sırasında artık morarma ve kısma olmaz,iştah düzelir.Bu
durum 2-6 hafta sürebilir.

BOĞMACANIN TEDAVİSİ:
Boğmacanın tedavisi antibiotik denilen ilaçlarla yapılır.Ayrıca hastanın
sakinleştirilmesi ve bulunduğu ortamın havasının temiz ve nemli olması
tedavi açısından önem taşır.
KORUNMA:
Korunma,aşı ile sağlanabilir. Boğmaca, Difteri, Tetanos karma
aşısı,doğumdan sonra,iki aylık çocuklara belli aralıklarla üç defa ve
bir yıl sonra da tekrarı (rapel) yapılır.Ayrıca, çok küçük bebekler başta
olmak üzere çocukların öksüren hastalardan korunması önemlidir.
|
> Anahtar Kelimeler:
Akciğerlerin Yapısı Nedir,
Akciğerler Pulmones Nedir,
Akciğer Hastalıkları Nedir,
Zatüre Pnömoni Nedir,
Pnömoni Nasıl
Meydana Gelir,
Pnömoninin Belirtileri Nedir,
Ateş Öksürük
Solunum Güçlüğü Nedir,
Pnömoniden Korunma Nedir,
Pnömoniye
Kimler Daha Kolay Yakalanır,
Pnömonide Tedavi Nedir,
Verem
Tüberküloz Nedir,
Tedavisi Nedir,
Korunma Nedir,
Boğmaca Nedir,
Tedavisi ve Korunma Nedir... |
|