|
ALBERT EINSTEIN
(1879-1955)

Bilime Ve Barışa Adanmış Bir Ömür: Einstein
Einstein, "evrenin en anlaşılmaz özelliği, anlaşılabilir olmasıdır"
demişti. Ama o, evreni anlaşılmaz özellikleriyle gözümüzün önüne
seriverdi. Anladım dediğiniz bir anda yeni bir anlama sorusu bizi
bekliyordu. Bununla birlikte, meslekten olmayanlar için, evreni onun
kadar hiç kimse zorlaştırmamıştır. Zaman genişler, uzunluklar kısalır,
evrenin maddesi patlar ve kaybolur. Deneyime ve sağduyuya güven kalmaz.
Evren, matematikçinin evreni olmaya yüz tutar. Einstein, aslında 1905
yılından bu yana başımızı döndürüyor. Kimimiz farkında belki büyük
çoğunluğumuz farkında bile değil!
"İşte orada" diyordu Einstein ve ekliyordu: " Bu muazzam alem vardı ve
karşımızda bizim varlığımıza tabi olmaksızın büyük ve ebedi bir bilmece
gibi duruyordu. Bu alemin temaşası, bana bir kurtuluş yolu gibi
görünüyordu."
Büyük İngiliz Matematikçisi/Düşünürü Bertnard Russell onun için şöyle
yazar:
" Einstein, tartışmasız, zamanımızın en büyük adamlarından biriydi. En
iyi bilim adamlarının başlıca niteliği olan basitlik, onda yüksek
derecede vardı: bütünüyle kişisel olmayan şeyleri bilme ve anlama
isteğinden gelen bir basitlik. Ayrıca onda bilinen şeyleri hemen doğru
kabul etmeme yeteneği de vardı. Newton, elmaların nasıl olup da
düştüğüne hayret ediyordu; Einstein de eşit dört çubuğun bir kare
oluşturması karşısında hayranlık dolu bir minnettarlık duyuyordu, çünkü
hayal edebildiği evrenlerin çoğunda kare diye bir şey yoktu. Einstein,
ahlaki nitelikleri bakımından da büyüklük sergiledi. Kişisel yaşamında
nazikti ve alçakgönüllüydü; meslektaşlarına karşı (benim görebildiğim
kadarıyla) kıskançlıktan bütünüyle uzaktı (bunu, Newton ya da Leibniz
için söyleyemeyiz). Son yıllarında bilim dünyasının ilgisi Kuantum
Kuramı üzerinde toplanmış, görelilik az ya da çok gölgelenmişti; ama
bunun onu gücendirdiğine ilişkin hiçbir işaret görmedim. Dünya
sorunlarıyla esaslı biçimde ilgilendi. Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)'
nın sonunda onunla ilk temasa geçtiğimde, bir barışseverdi, ama Hitler
onun (benim de) bu görüşü terk etmesine yol açtı. Kendisini öncelikle
bir dünya vatandaşı olarak görüyordu; Nazilerin onu kendisine bir Yahudi
olarak bakmaya ve dünya üzerindeki Yahudilerin davası ile uğraşmaya
zorladıklarını fark etti. İkinci Dünya Savaşı (1939-1945)' ndan sonra,
atom bombasının tehdit ettiği insanlığın, felaketlerden kaçınabilmesi
için bir yol bulmaya çalışan bir grup Amerikalı bilim adamına katıldı.
İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda Dünya iki kutuplulaştı.
Sosyalist dünyanın başını Sovyet Rusya, kapitalist dünyanın başını ABD
çekiyordu. ABD'de yükselen "komünizm düşmanlığı" akademik çevreleri de
etkilemişti. Amerika' da Kongre Soruşturma Komisyonu, bozguncu oldukları
varsayılan etkinlikleri sorgulamaya başladığında, akademik görevlerdeki
herkesi bu komiteler ya da bazı üniversiteler tarafından kurulan benzeri
zorba kurullar önünde ifade vermemeye çağıran ünlü mektubunu yazdı. Bu
tavsiyede bulunurken, eğer yanıt kendisini suçlayacaksa hiç kimsenin bir
soruya yanıt vermeye zorlanamayacağına ilişkin Anayasa' nın Beşinci Eki'
ne dayanıyordu. Ama bu ek, yanıt vermeyi reddetmenin suçluluk kanıtı
olarak değerlendirilebileceğinde direnen sorgucular tarafından yenilgiye
uğratıldı.... Bu kamusal etkinliklerinde bütünüyle alçakgönüllüydü ve
tek kaygısı insanlığı kendi aptallıklarından kaynaklanan felaketlerden
korumanın yollarını bulmaktı. Dünya onu bir bilim adamı olarak
alkışlarken, pratik işlerdeki yalın olduğu kadar derin bilgeliği
yalnızca aptallık olarak göründü.
Einstein, görelilik kuramı dışındaki çok önemli çalışmalarına karşın,
haklı olarak hem bilim, hem de felsefe için temel önemde olan bu kuramla
ün yapmıştır. Birçok kişi (ben dahil!) bu kuramın popüler bir
açıklamasını yapmaya kalkmıştır..." (Russel)
Kuantum kuramı, görelilik kuramına göre daha devrimci görüşler içerir.
B. Russell' den dinleyelim:
"Onun fiziksel dünya hakkındaki kavramlarımızı kökünden değiştiren
etkisinin henüz tamamlanmadığını düşünüyorum. Onun yaratıcı etkisi çok
tuhaftır. Bize, atom ve hidrojen bombalarında sergilenen uğursuz güç
dahil, maddeyi yönetmek için yeni güçler verdiği halde, bildiğimizi
düşündüğümüz birçok şeyi bilmediğimizi gösterdi. Kuantum kuramından önce
hiç kimse verili bir anda bir parçacığın herhangi bir belirli yerde ve
herhangi bir belirli hızla hareket ettiğinden şüphe etmedi. Bu, artık
sorun değildir. Bir parçacığın konumunu daha tam olarak
belirlediğinizde, hızı daha az doğru olacak; hızını daha tam olarak
belirlediğinizde ise konumu daha az doğru olacaktır. Ve parçacığın
kendisi oldukça belirsiz bir şey olur, eskiden olduğu gibi sevimli
bilardo topu değildir. Onu yakaladığınızı düşündüğünüzde, parçacık değil
bir dalga olduğunu gösteren inandırıcı kanıtlar çıkarır. Gerçekte
bilebileceğimiz tek şey, bazı denklemlerdir; ve bunların da yorumu
karışıktır. Klasik fiziğe daha yakın kalarak mücadele eden Einstein için
bu bakış açısı tatsızdı. Buna rağmen o, bu yüzyıl sırasında bilimde
devrim yapan, yaratıcı kanallar açan ilk kişi oldu. Başladığım gibi
bitireceğim: Einstein, büyük bir adamdı, belki çağımızın en büyüğü."
Albert Einstein, Yahudiydi, pek de dindar olmayan bir ailedendi. 14 Mart
1879' da Almanya' nın Ulm kentinde doğdu; 18 Nisan 1955' te, 76 yaşında
iken ABD' de öldü.
Einstein...İçe kapanık, oyundan hoşlanmayan, geç konuşmuş (rivayete göre
4 yaşında konuşmuş) bir çocuktu. Bu yalnızlık döneminin izlerini tüm
yaşamı boyunca korudu. Annesi Paulin' in isteği üzerine 6 yaşında keman
dersleri almaya başladı. Klasik müzik kültürü, yaşamı boyunca onun için
dinlendirici bir uğraş olacaktı. Cep pusulasının esrarıyla soru sormaya
başladı. Bir pusulanın iğnesi neden hep aynı yönde dönüyordu? 4-5
yaşlarında kendisine sorduğu bir soruydu bu. 12 yaşına geldiğinde
Pisagor teoremiyle tanıştı ve görünürdeki karmaşıklığa karşın bir dizi
olgunun basit bir açıklaması olacağına inanmaya başladı. Liseye yazıldı.
Sonra 1894' te babasının işi bozuldu ve aile, İtalya' nın Milano kentine
göç etti.
Einstein de Bir Zamanlar Üniversite Sınavını Kazanamamıştı!
Einstein, bir delikanlı olarak pek az zeka umudu verdi. Bir öğretmeni
“sen asla bir şey olamayacaksın Eistein” sözleri üzerine katı bir
disiplini ve skolastik eğitim uygulayan Alman okul sistemini terk etti.
16 yaşında iken Zürih Teknik Üniversitesi'ne girmek istedi. Ama
matematik dışındaki konularda -modern diller, zooloji ve botanik
bilgisi- eksik olduğu için üniversiteye alınmadı. Ancak o yılmadı. Bir
liseye devam etti, lise diploması aldı, 1896' da Zürih Teknik
Üniversitesi' nin fizik ve matematik öğretmeni yetiştiren bölümüne
kaydolmayı başardı .
Zürih Teknik Üniversitesi, onun düşüncelerini şekillendirdi. Öğrenime
başladığı zaman büyük matematikçi Hermann Minkowski ile karşılaştı. Her
bilim adamının iyi bir öğretmen olduğu söylenemez. Einstein, Minkowski'
nin derslerini pek ilgi çekici bulmadı; ama kuramlarının matematiksel
formülasyonunda Minkowski, ona esin kaynağı oldu. Doğrusu, Minkowski de
o zamanlar Einstein’i sevmiyordu, çünkü ona “tembel köpek” diyordu.
Einstein, Teknik Üniversiteden 1900' de mezun oldu; İsviçre
vatandaşlığına geçti; kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Disipline karşı
tutumu yüzünden öğrencilerin tarafından çok sevilen, fakat başarısız bir
öğretmendi. Einstein Halya’da bir tatilden sonra, eğitimini İsviçre
Federal Politeknik Okulu’nda 1901'de tamamladı; çok az derse girdiği
halde, bir arkadaşının tuttuğu mükemmel ders notları sayesinde kursları
geçmeyi başardı. Einstein akademik bir görev bulamayınca, 1902' de
İsviçre' nin Bern kentindeki patent bürosunda memur ("üçüncü sınıf
teknik uzman") olarak çalışmaya başladı. Görevi, bürodan onay almak
üzere teslim edilmiş birçok icat arasından seçim yapmaktı.
“Einstein, patent bürosunda bir memurdu” denince, insanın aklına bizdeki
“bugün git yarın gel memurluğu” gelir. Patent bürosu, öyle sıradan bir
yer değildi aslında. Burada yeni buluşlara patent veriliyor ve keşifler
inceleniyordu. Büroya sunulan buluşların temel düşüncelerini kısa
zamanda ortaya çıkarma işi Einstein' de kuramsal düşünme yeteneğini
geliştirdi. Ayrıca bürodaki görevi, bilimsel aletlerin yapılması
konusundaki merakını kamçıladı. Küçük elektrik yüklerini ölçmek için
geliştirdiği bir alet, bugün Bern' de sergileniyor.. Einstein' in yeni
buluşlara ve aletlere ilgisi sandığımızdan fazla. Patent bürosundan
ayrıldıktan sonra bile Avrupa' da yeni aletler üzerine çalışan bazı
fabrikalarda danışmanlık (müşavirlik) yaptığını görüyoruz. Bu icatların
bir kısmı, sayelerinde ekonomik hanedanlıklar kurulacak olan hünerli
aletlerdi,bir kısmı da komik ve inanılması güç şeyler ve basit
makinelerdi. Einstein önce aletleri inceliyor, sonra da onlarla ilgili
bilgilerin sunulduğu metinleri okuyordu... Orada çalışırken, en karmaşık
görünen şeylerin bile basit, temel prensiplere indirgenebileceğini
öğrendi ve bu dersi hiç unutmadı. 1905'teki dahi vuruşunun temelleri
işte böyle atıldı.
Einstein,İsviçre'de kendisini evinde gibi ve daha özgür hissediyordu.
Ayrıca askerlik için Almanya’ya dönmek istemiyordu. Çünkü Yahudi
aleytarlığı tüm Avrupada hızla yayılmaya başlamıştı. Fransız ordusunda
subay olarak görev yapan Yahudi asıllı Dreyffus’un uydurma bir casusluk
olayıyla itham edilip Şeytan Adası’na sürülmesiyle sonuçlanan ve Paris’i
sarsan davanın üzerinden sadece altı yıl geçmişti. 21 yaşını
doldurduğunda İsviçre vatandaşlığına geçti. İki yıl sonra da okul
arkadaşlarından Sırp asıllı Mileva Maric ile evlendi. Bir yıl kadar önce
bu bayandan bir kız çocuğu olmuştu. Lieserl adlı bu kız çocuğunun ne
olduğu hala bilinmiyor. Mileva, aynı zamanda, Einstein’in ilgi duyduğu
konuları tartışabildiği ilk kadındı. Mileva, 1904'te Hans Albert adlı
oğulu dünyaya getirdi. Einstein ailesi ekonomik sıkıntı içindeydi. O
zamanlar Eeve gelen ziyaretçilerin anımsadıkları, kuruyan çamaşır ve
çocuk bezlerinin kötü kokusu, Einstein’in pipo tütünü ve sobadan sızan
dumandı. Kışın hava, camların açılmasına izin vermeyecek kadar soğuktu;
yaz sıcağı da kötü kokuların şiddetini artırıyordu. Mileva bulaşık
yıkarken Einstein, bir kitaba dalmış, ayağıyla beşiğin içinde çığlık
çığlığa ağlayan bebeği sallıyor oluyordu. Bazen arkadaşları, ona, yere
kapanmış, defterini çocuğun oyuncak arabasının üzerine sermiş, uzun bir
hesaba dalmış olarak rastlarlardı. Bu arada arabasını almak isteyen
çocuk, çıngırağıyla babasının kafasına vuruyor olurdu.
Einstein, 1905 yılında yayınladığı üç yazıyla bilimsel tarihin gidişini
değiştirdi. Üçü de bilimsel baş yapıt olan bu yazılar, aynı zamanda
Einstein' in üç ilgi alanını gösteriyor: Atomların varlığının
testi(İstatistiksel mekanik), bir ışık parçacığı olarak fotonun
tanıtımı(kuantum kuramı ) ,kütle ve enerji ilişkisi, özel görelilik.. O
zaman Einstein, daha 26 yaşındaydı. Fizik ve felsefe dünyasında Newton
mekaniğinden esinlenen determinizm görüşü egemendi. Determinizm,herşeyin
birbirine nedensellik bağı ile bağlı olduğu inancıdır. Gerçi 1900
yılında Max Planck (1858-1947), enerjinin de parça parça yayıldığı
görüşünü açıklamıştı; ama doğada süreklilik olduğu yolundaki önyargı
egemenliğini sürdürüyordu.
Diğer Eserleri
Einstein’in 1905'te Annalen der Physik ’te yayımladığı beş makalesinin
dışındaki başlıca yapıtları,gene aynı dergide yayımlanan 1906; Brown
Hareketi Kuramı Üzerine,1906; Işıkı salımı ve Soğurumu Kuramı
Üzerine,1907; Işınımın Planc Kuramı ve Özgül Isı Kuramı,1916; Genel
Görelilik Kuramının temelleri ile Zeitschrift für Mathematik und
Physik’te yayımlanan 1913; Bir Kütleçekimi Kuramı ve Genelleştirilmiş
Görelilik Kuramına Bir Gönderme,1917; Işınımın Kuantum Kuramı, Prusya
Bilimler Akademisi Oturum tutanakları,1924; Tek Atomlu İdeal Gazların
Kuantum Kuramı. Ayrıca; Görelilik ( İzafiyet) teorisi (1920) ve Fiziğin
Evrimi (1938) adlı yapıtlarını yayımlamıştır.
Einstein, Akademik Kariyerde Tırmanıyor!
Molekül boyutlarının hesaplanmasına ilişkin bu ilk çalışmasıyla,
1908'de, Zürich Üniversitesi’nden doktor ünvanı aldı.1909 Sonbaharında
Zürih Ünivresitesinde bir fakültedeki göreve başlamak üzere patent
bürosundaki işini bıraktı. Bu görevi, Prag Alman Üniversitesindeki ve
sonra Zürih Politeknik Ünviversitesindeki görevler izledi.
1911'de Güneş gibi büyük kütleli bir nesnenin çevresinden geçen ışığı
saptırdığını varsayarak Güneş tutulmasını yıldız ışıklarının sapmasını
ölçmek ve test etmek gerektiğini düşündü. Bu düşünce, Güneş tutulması
sırasındaki gökyüzüyle normal gece zamanındaki gökyüzünü
karşılaştırmaktan ibaretti. Gece, uzak yıldızlardan gelen ışık, Dünya'ya
doğdrudan ulaşır. Güneş tutulması sırasında ise Güneşi, yıldızlar ve
Dünya arasına giriyor.Einstein'in hipotezine göre tutulan Güneş'in
yanındaki yıldızların fotoğrafındaki konumları ile karşılaştırıldığında
ışıkları Güneşe doğru Güneş tarafından çekiliyormuş gibi bir görüntü
elde edilecekti. 1912' de yeniden İsviçre' ye döndü ve Zürich' te
dersler verdi. Çalışmalarıyla çağdaşları arasında önde gelen bir deha
sayılmaya başlanmıştı. 1913' te Almanya’ya döndü ve Berlin' e yerleşti.
Bu yıllarda Birinci Dünya Savaşı’nı doğuracak gerginlikler tırmanıyordu.
Savaş, ansızın patlak verince İsviçre' ye tatile giden eşi ve iki oğlu
Berlin’e dönemedi. Bu zorunlu ayrılık, birkaç yıl sonra boşanmayla
noktalandı.
1913 yılında Max Planck, Einstein’i Zürih’te ziyaret etti ve ona
Avrupa’da bir kuramsal fizikçi için en iyi pozisyon olan Berlin Kaiser
Wilhelm Enstitüsünde(sonradan Max Planck Enstitüsü), Fizik Enstitüsü
Müdürlüğünü önerdi. Einstien bu öneriyi kabul etti. Bu sırada ona Prusya
Akademisinde bir iskemle ve Berlin Üniversitesinde profesörlük önerildi.
Almanya’ya ve sevmediği akademik dünyaya dönme konusundaki direnişine
rağmen, bu pozisyon ona Planck da içinde olmak üzere zamanın en büyük
fizikçileri ile birlikte çalışma fırsatı verdi. Bu fizikçilere katılmak
onun yaşamının etkileyici deneyimlerinden biriydi. Einstein Berlin’de
özgül ısı kuramına katkıda bulundu ve Planck’ın siyah cisim ışıması
yasasına yeni bir ivme kazandırdı. Bu son çalışmasında, kendisinin ışık
parçacıkalrı, fotonlar, fikrini kullandı ve uyarılmış ışık yayılması
kavramını- modern lazerler bu ilke temelinde çalışır- getirdi.’
1919 yazında akrabalarından biriyle evlendi. Versaille Anlaşması, Alman
halkında şovenist duyguların kabarmasını sağlıyor; Almanya' da faşizm
hızla güçleniyordu. Einstein, ırkçılığa ve savaşa karşı tavrını
sürdürdü. Dindar olmadığı halde Siyonist harekete sempati göstermesi,
Nazilerin hışmını üzerine çekmeye yetti. "Fizikte Bolşeviklik" yaptığı
ileri sürülerek cezalandırılması bile istendi. Ama onun bilimsel ünü
dünyanın dört bir yanını sarmıştı. Çeşitli kıtalardaki çeşitli
ülkelerden konferans davetleri alıyordu. 1921' de gezilerinden birinde
Nobel Fizik Ödülü’nü kazandığını öğrendi. Gerekçe olarak " foto elektrik
etki ve kuramsal fizik alanındaki çalışmaları" gösteriliyordu. Ününü
asıl borçlu olduğu görelilik kuramından söz bile edilmiyordu.
Faşizm, 1920' lerde İtalya'da , 1933' te Almanya gibi bir ülkede
iktidara tırmanmıştı. Birinci Dünya Savaşının Versay Anlaşması, Alman
halkının köleliğini istiyordu. Bir başkaldırı, Alman ulusunun dirilişi
gibi bir kavram kitlelerin afyonu olmaya yetti.
O yıllarda, bilim dünyasında bile Einstein pek anlaşılmış değildi.
Ayrıca Niels Bohr’un başını çektiği yeni kuantum kuramı, derin kökler
salıyordu. O zamana dek, bizim dışımızda, bizden bağımsız, nesnel bir
maddesel dünya olduğu genellikle benimsenmişti. Berkeley’in dünyasının
gülünç olduğu yeterince işlenmişti. Ama kuantum kuramı, insanoğlunu yeni
bir düşünceyle tanıştırıyordu: İnsanoğlu, araştırdığı dünyanın bir
parçasıdır ve araştırdığı dünyanın davranışlarını ve boyutlarını
etkiler!...
İnsanoğlu, ufuklarını genişlettikçe Niels Bohr’un dediği gibi “büyük
varolma dramının hem seyircileri, hem de oyuncuları olduğumuz” gerçeğini
daha açıkça anlıyor. Böylece insan, kendi kendinin bilmecesidir.
Einstein, Alman militarizmine ve savaşa karşı eleştirilerini yükseltti.
İnsancıl ve barışçı tutumunu yaşamının sonuna dek sürdürdü. Einstein
bundan sonraki çalışmalarını elektromanyetizma ile kütleçekimi
arasındaki ilişkilerin araştırılması üzerinde yoğunlaştırdı, ama onun
birleşik alan kuramı başarıya ulaşamadı.
1930' da ABD' deki Californiya Teknoloji Enstitüsünde konuk profesör
olarak bir yıl ders verdi.
1931' de Oxford Üniversitesi’ne konuk profesör olarak çağrıldı. O hem
bilimsel görüşlerini hem de savaşa karşı tutumunu yaymaya çalıştı. 1932'
de Einstein Savaş Karşıtları Uluslarası Fonu’nu oluşturdu. Bu kuruluşla,
Cenova' da toplanan Dünya Silahsızlanma Konferansı’na (1932) kitlesel
bir baskı yapmaya çalıştı. Ama konferansın boş ve gülünç bir toplantıya
dönüşmesi onda düş kırıklığı yarattı. Bu dönemde Avusturyalı
psikiyatrist Sigmund Freud ile insan doğasındaki yıkıcılık; Hintli
gizemci şair Rabindranath Tagore ile gerçeğin doğası üzerine sık sık
mektuplaştı.
1932' de yeniden ABD' ye gitti. Ve 1933' te Almanya' da Hitler iktidara
gelmişti. Almanya' ya artık hiç dönmeyecekti. Aynı yıl, Princeton
Üniversitesi Yüksek Araştırma Enstitüsü' nde görev aldı ve yaşamının
sonuna dek orada çalıştı. 1939 yılında Alman araştırmacıların uranyum
atomunu parçaladıklarını öğrendi. 1940 yılında Amerikan vatandaşı oldu.
Denetimli zincirleme tepkimenin (nükleer fisyonun) gelecekte dev bir
bomba yapımına yol açabileceğini sezerek ABD başkanı Roosevelt' e bir
uyarı mektubu yazdı. Ama bu mektubun etkisiyle bombayı geliştirmek için
kurulan projenin ve yapılan çalışmaların hiçbir aşamasında görev almadı.
Üstelik 1945'te Japonya'nın Hiroşima kentine atılan atom bombasının bir
daha kullanılmaması için tüm gücüyle çalıştı(atominsan.com)
Einstein, ABD’ de kendisini hiçbir zaman yurdunda hissetmedi. O, hep
huzursuz oldu: Bir defasında :
Yahudiler için ben bir azizim
Amerikalılar için bir gösteri parçası
İş arkadaşlarım için bir şarlatan "
demişti. Einstein, doğumda hiçbir seçimi olmadığını, fakat ölümünün
kendi seçimi olabileceğini biliyordu.
Ölümcül hastalığını öğrendiği zaman ameliyat olmak istemedi ve yirminci
yüzyılın en büyük dehası, 18 Nisan 1955' te Amerika'da' ki evinde öldü.
Başında bekleyen hemşire onun Almanca olarak söylediği son sözlerini
anlayamadı. Ne yazık!
Michele Besso, Einstein’in patent bürosundaki günlerinden tanıdığı en
eski arkadaşıydı. Bu iki arkadaş, elli yıl boyunca yazışmışlardı.
Einstein’in özel görecelilik konulu 1905 yılı yazısında teşekkür borçlu
olduğunu yazdığı tek şey onunla sohbetleriydi. Ne şeref! Einstein’in
arkadaşı onun ölümünden bir ay önce, İsviçre’de öldü. Einstein,
Besso’nun oğlu ve kız kardeşine, mutlak determinist dünya görüşünü ifade
ederek şunları yazmıştı: “ Şimdi o bu tuhaf dünyadan, biraz benden önde
giderek ayrıldı. Bu hiçbir şey demek değildir. Bizim gibi, fiziğe inan
insanlar, geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki ayırımın yalnızca
inatçı ısrarlı bir yanılsama olduğunu bilirler.”
Einstein 1935'te EPR Deneyi diye anılan bir düşünce deneyi ile kuantum
kuramının tamamlanmamış olduğunu ileri sürdü.Ömrünün son birkaç on
yılını,kütle çekimi ile elektromanyetizmanın bir araya getirildiği
birleşik bir kuram için, başarısız bir araştırmaya ayırdı.
|
> Anahtar Kelimeler:
Albert Einstein Hayatı,
Albert Einstein Yaşamı,
Albert Einstein Biyografisi,
Albert Einstein Felsefesi Nedir,
Albert Einstein Nerde Doğmuştur,
Albert Einstein Nerde Ölmüştür,
Albert Einstein Ne Zaman Doğmuştur,
Albert Einstein Ne Zaman Ölmüştür,
Albert Einstein Gençliği ve Eğitimi Nasıldır,
Albert Einstein Yolculukları ve Çalışmaları Nedir,
Albert Einstein Başardıkları Nedir,
Albert Einstein Hastalığı ve Ölümü Nasıldır,
Albert Einstein Özel Yaşamı Nasıldır,
Albert Einstein İthaflar ve Atıflar Nedir,
Albert Einstein Basılı Eserleri Nelerdir,
Albert Einstein Yazışmaları Nelerdir,
Albert Einstein Aldığı Ödüller Nelerdir,
Albert Einstein Çalışmaları Nedir,
Albert Einstein Bilimsel Eserleri Nelerdir,
Albert Einstein Felsefesi Nedir,
Albert Einstein Eğitimi ve İlk Çalışmaları Nelerdir,
Albert Einstein Ödülleri Nelerdir,
Albert Einstein Alanları Nelerdir... |
|