|
ALGLERİN EKOLOJİK VE EKONOMİK ÖNEMLERİ

Algler, gerek yapısal olarak gerekse de dış görünüşleri bakımından
oldukça farklı görünümdedirler. Yapısal olarak eukaryotik (gelişmiş
hücre tipi) ve prokaryotik (basit yapılı hücre tipi) olmak üzere iki
büyük gruba ayrılırlar. Buna göre Mavi-Yeşil algler göstermiş oldukları
hücre organizasyonları bakımından prokaryot hücre özelliği
taşımaktadırlar. Belirgin bir hücre çekirdeğinin olmaması ve çok basit
olan kromatofor yapısındaki pigmentlerin dağılımı ve prokaryotik hücre
özellikleri bakımından diğer alglerden ayrılırlar. Dış görünümleri
bakımından tek hücreli ve ipliksi formlardan karışık olarak gelişmiş
bireylere kadar değişik biçimlerde gözlenebilmektedirler (Round, 1973).
Her canlı gibi, algler de nesillerini devam ettirebilmek için çoğalmak
zorundadırlar. Algler üç farklı üreme sistemine sahiptirler. Bunlar;
vejatatif üreme, eşeyli ve eşeysiz üremelerdir. Alglerde vejatatif üreme
yaygın bir durum göstermektedir. Bazı türlerde hücrelerin büyüyerek
koloni oluşturmasına ve bunların daha sonra normal büyüme sonucu
bölünmesine dayanır. Diğer bazı türlerde ise tallusun büyümesi ya da ana
bitkinin büyümesinin sürmesiyle gerçekleşmektedir. Genellikle alglerin
ilkel gruplarında görülen eşeysiz üreme çok değişik biçimlerde ortaya
çıkmaktadır. Kamçılı alglerin bazı gruplarında vejatatif üreme ile
eşeysiz üreme arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Bu tip bir
üremeye sahip alg hücrelerinden bazı tiplerin farklılaşması ve sonuçta
bunların birer birey oluşturarak ana hücreden ayrılmalarıyla
gerçekleşmektedir. Son üreme şekli olan eşeyli üreme ise alglerin genel
bir özelliği değildir. Bu tip üreme genellikle gelişmiş organizmalarda
görülmektedir. Alglerde eşeyli üreme çoğunlukla aynı tür iki
organizmanın plazmalarının ve çekirdeklerinin birleşmesiyle
gerçekleşmektedir. Bu durum çok basit olarak morfolojik yapıları aynı
olan 2 gametin birleşmesiyle olmaktadır. Gametler flagellatlara
benzerler ve hareketlidirler. Bazı türlerde gametler yapılarına göre
büyük ve küçük olarak ayrılabilirler (Güner, 1991).
Algler, her ne kadar ekstrem olarak morfolojik, sitolojik ve üreme
varyasyonları bakımından diğer bitkilerle farklılık gösterse de, basit
biyokimyasal mekanizmalarının benzer olduğu görülmektedir. Örneğin,
klorofil-a yapıları ve bu pigmentler yoluyla çalışan fotosentetik
sistemleri, basit besin ihtiyaçları ve asimilasyonun son ürünleri olan
karbonhidrat ve proteinler, yüksek bitkiler ile benzerlik
göstermektedir.
Ekolojik olarak algler, karlı alanlar, tamamen buzla kaplı alanlar da
bulunabilirler. Fakat % 70'nin dağıldığı asıl yayılım alanı sulardır. Bu
ortamlarda organik karbon bileşeklerinin major primer üreticisidirler.
Mikroskobik fitoplankton formunda meydana gelebilirler. Makroskobik ve
mikroskobik formların her ikisi de kara ve su hattı boyunca ve bu
ortamların her ikisinde meydana gelir. Gövde ya da benzer işlevlere
sahip yapıları ile derelerin alt kısımları ve sedimenlere, toprak
partiküllerine ya da kayalara tutunurlar. Yukarıda da belirtildiği gibi
buzla kaplı alanlarda bulundukları gibi 70 0C ya da daha yüksek
sıcaklıktaki kaynak sularında da yaşayabilirler. Bazıları çok tuzlu su
ortamlarında bile gelişebilirler. Göllerde ve denizlerde yüzeyden 100 m
aşağıda ya da daha düşük ışık yoğunluğu ve yüksek basınç altında
yaşayabilirler. Denizlerde yüzeyden 1 km aşağıda da yaşayabildikleri
görülmüştür (Elliot et. al., 1992).
Algler ile ilgili ekolojik çalışmaların ana hedefleri aşağıdaki gibidir;
alglerin yaşadığı habitatların sınıflandırılması, her bir habitat
içindeki flora kompozisyonunun tanımlanması, floralar arasındaki
ilişkiler ve habitattaki biyolojik, fiziksel ve kimyasal faktörlerin
direkt ya da indirekt etkileri, populasyon içindeki türlerin çalışılması
ve onların üremelerini kontrol eden faktörler ekolojik çalışmaların
kapsamını oluşturmaktadır. Tüm bu yaklaşımlar, çevrenin fiziksel ve
kimyasal değişimlerine bağlı olarak coğrafik bir dağılım göstermektedir.
Algler su ortamında primer üretici canlılardır. Yapılarındaki
pigmentleri sayesinde karbondioksit ve suyu ışığın etkisi ile
karbonhidratlara çevirirler, böylece su ortamındaki besin değerinin ve
çözünmüş oksijen oranının artmasını sağlarlar. Sonuçta kendi
gelişimlerini sağlayarak besin zincirinin ilk halkasını oluştururlar. Bu
şekilde üretime olan katkıları ve üst basamaktaki canlılarla olan
ilişkileri açısından önem taşımaktadırlar. Alglerin üretimleri çevresel
faktörlerle sınırlanmıştır. Bunlar ışık, sıcaklık ve besindir. Bu
sınırlayıcı faktörler iyileştirilirse, üretim düzeyi artar. Üretim
artışının belli bir düzeyi aşmasının doğal bir sonucu olarak da çevresel
denge bozulur ve bu gelişeme eutrofikasyon adı verilir. Eutrofik bir
ortamda besin madde girdisinin fazlalığından dolayı, (özellikle azotlu
bileşikler ve fosfat gibi alglerin gelişimini arttıran bileşikler) alg
ve bakteri faliyetleri ile bulanıklık artar ve ışığın suyun alt
kısımlarına geçmesi engellenir. Oksijen dip kısımlarda sınırlayıcı bir
özellik kazanır. Bu da bentik bölgede yaşayan canlılar için ölümle
sonuçlanabilir.
İnsan faaliyetleri, evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklar son yıllarda
ötrofikasyon direkt etkide bulunmaktadır. Bunun yanısıra atmosferden
difüzyon ile suya karışan azot, yağmur sularının alıcı ortamlara
taşıdığı besin maddeleri, drenaj yoluyla ortama taşınan maddeler
kirlenme sürecini hızlandıran doğal gelişimlerdir.
Eutrofikasyonun sonuçlarından birisi de aşırı alg patlamalarının
görülmesidir. Bunun anlamı, fitoplankton (alglerin serbest yüzen
formları) populasyonlarının suyun rengini, kokusunu ve ekolojik
dengesini bozacak yeterli yoğunluğa ulaşmasıdır. Bunun yanı sıra
alglerin aşırı gelişmesi, sucul ortamdaki bir çok canlı için toksik
etkilere neden olduğu için ölümler görülebilmektedir. Örneğin,
Dinoflagellatlardan Gymnodinium ve Gonyanlax'a ait türler aşırı çoğalma
sonucu, hayvanların sinir sistemlerini etkileyen, yüksek oranda suda
çözünebilen toksik madde üretirler (Elliot et. al., 1992). Diğer
patlamalara ise Mavi-Yeşil alglerden Microcystis, Anabaena, Nostoc,
Aphanizomenon, Gloeotrichia ve Oscillatoria, Chrysophyte'den Prymnesium
parvum neden olmaktadır.
Algleri bulundukları sistem içerisindeki etkilerini bu şekilde
belirttikten sonra insanlar için ekonomik anlamda sağladıkları katkılara
kısaca değinmek gereklidir.

Besin Maddesi Olarak: Çoğunluğu Phaeophyceae ve Phodophycea olan
100'den fazla tür içerdikleri protein, karbonhidrat, vitamin ve
minerallerin varlığından dolayı dünyanın çeşitli yerlerinde insanlar
tarafından besin kaynağı olarak kullanılırlar.
Agar: Kırmızı alglerin hücre duvarlarında bulunan, jelimsi bir
özelliğe sahip olan bir polisakkarittir. Bazı algler ve bakterilerle ve
birçok fungus'un kültürü için laboratuarda hazırlanan farklı kültür
ortamlarında temel olarak kullanılır. Ayrıca önceden hazırlanmış
yiyeceklerin paketlenmesi, kabızlığın tedavisi, kozmetik, deri, tekstil
ve kağıt endüstrilerinde kullanılmaktadır (Sharma, 1986).
Carrageenin: Kırmızı alglerin hücre duvarlarından elde edilen
başka bir polisakkarittir. Bu madde mayalama, kozmatik, tekstil, boya,
endüstrilerinde ve tıp alanında kan pıhtılaşıcısı olarak
kullanılmaktadır.
Alginatlar: Alginat türevleri ve alginik asit, kahverengi
alglerin hücre duvarlarından extre edilen bir karbonhidrattır.
Alginatlar kauçuk endüstrisi, boyalar, dondurma, plastik dondurucularda
kullanılıyorlar. Ayrıca kanamaları durdurmak için alginik asit
kullanılıyor.
Funori: Kırmızı alglerden elde edilir. Kağıt ve elbiseler için
yapıştırıcı olarak kullanılır. Kimyasal olarak sülfat ester grubun
içermesi dışında agar-agar'a benzemektedir.
Mineral Kaynağı Olarak: Bazı yosunlar demir, bakır, manganez,
çinko bakımından zengin kaynaklardır.
Hayvan Yemi Olarak: Phaeophyceae, Rhodophyceae ve bazı yeşil
algler besin kaynağı olarak bir çok hayvan yemi için kullanılır. Bunun
yanı sıra Protozoa, Crustacea'ler, balıklar va diğer sucul canlıların en
büyük besin kaynağı planktonik alglerdir.
Diatomite: Diatomite, diatomların hücre duvarı materyalidir.
Diatom kabuklarının üst üste birikmesiyle geniş yüzey alanları
oluştururlar. Diatomite'ler, şeker rafinerisi ve bira sanayisi, ısı
yalıtımı, temizleme sanayi, cam bardak fabrikalarında kullanılırlar.
Gübre Olarak: Dünyanın birçok sahil yöresindeki yosunlar, fosfor,
potasyum ve bazı iz elementlerin varlığından dolayı gübre olarak
kullanılırlar.
Antibiyotikler: Chlorellin adındaki bir antibiyotik, yeşil
alglerden olan Chlorella'dan elde edilir. Ayrıca gram negatif ve gram
pozitif bakterileri karşı efektif olan bazı antibakteriyal maddeler
Ascophyllum nodosum, Rhodomela larix, Laminaria digitata, Pelvetia ve
Polysiphonia'nın bazı türlerinden elde edilmektedir. Bunların yanı sıra
kahverengi ve diğer alglerden elde edilen bir çok ilaç tıp alanında
kullanılmaktadır.
Atıkların Arıtılmasında: Evsel ve endüstriyel kaynaklardan gelen
atıklar, çözünmüş ya da askıdaki organik ve inorganik bileşikleri
içerir. Bu atıkların temizlenme prosesleri oksijenli bir ortamda
gerçekleşir ve bu oksijenlendirme bazı algler tarafından sağlanır.
Ayrıca, temizlenmesi güç olan azot ve fosfor gibi bileşikler alglerin
bulunduğu tanklara alınarak, algler tarafından besin kaynağı olarak
kullanılmaları suretiyle ortamdan uzaklaştırılabilmektedirler.
|
> Anahtar Kelimeler:
Alg Nedir,
Alglerin Ekolojik Önemleri Nedir,
Alglerin
Ekonomik Önemleri Nedir,
Besin Maddesi Olarak Alg Nedir,
Agar
Alg Nedir,
Carrageenin Alg Nedir,
Alginatlar Nedir,
Funori
Nedir,
Mineral Kaynağı Olarak Alg Nedir,
Hayvan Yemi Olarak Alg
Nedir,
Diatomite Nedir,
Gübre Olarak Alg Nedir,
Antibiyotikler
Nedir,
Atıkların Arıtılmasında Alglerin Rolü Nedir... |
|