|
APOPTOZİS NEDİR?

NEKROZLA ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?
Doku yaşamı, hücresel çoğalma ve apoptozis gibi hücre ölüm işlemleri
arasındaki sıkı dengeyle sürdürülür. Apoptozis hem fizyolojik hem de
patolojik
olarak istenmeyen, hasar görmüş ya da potansiyel olarak neoplastik
hücrelerin
uzaklaştırılmasında başvurulan bir hücre intihar mekanizmasıdır. Bu içsel
intihar formunun temelinde genetik mekanizma vardır. Apoptozis tipik
morfolojik ve biyokimyasal özelliklere sahiptir. Göze çarpan morfolojik
değişimler hücre küçülmesi, nuklear kromatinin yoğunlaşması, nukleusun
fragmantasyonu ve DNA’nın internukleozomal alandan
ayrılmasıdır.
Genomik DNA’nın (deoksiribonükleikasit) internukleozomal fragmantasyonu
son yıllarda apoptozisin en belirgin biyokimyasal işareti olarak
düşünülmektedir. Tüm bu özelliklerin oluşumu enerjiye bağımlıdır.
Bundan
dolayı apoptozis enerjiye bağımlı işlemlerle hücreyi ölüme sürükler. Caspase
ailesi proteazları, BCL-2 ailesi proteinleri ve p53 gen ürünü
apoptozisin
düzenlenmesinde merkezi rol oynar. Bu derlemede, apoptozis ve diğer
hücre
ölüm mekanizmaları hakkında son zamanlardaki çalışmalar özetlenmeye
çalışmıştır.
Apoptozis ilk kez 1885’de Flemming tarafından gözlenmiş ve bu durum
kromatolizis (chromatolizis) olarak isimlendirilmiştir. Flemming
memelilerin
ovaryum folikülleri üzerinde çalışmış ve foliküllerin epitelyal
hattındaki
hücrelerde nukleusun yıkıma uğradığını ve sonuçta ortadan kaybolduğunu
gözlemiştir. O yıllarda kromatolizis (chromatolizis) kavramı farklı
araştırıcılar
tarafından farklı şekillerde kullanılmıştır. Örneğin nöropatologlar
aksona
geçişten sonra nissle taneciklerinin yıkımı için bu terimi
kullanırlarken;
Flemming vb. embriyolojistler bu terimi gerçek anlamında
benimsemişlerdir.
Glücksman (1950), embriyodaki fizyolojik hücre ölümünü kromatolizise
dayandırmıştır. Hücre nukleusunun ve sitoplazmanın sıvı kaybıyla
küçüldüğünü , nuklear boyalar için affinitenin yitirildiğini, feulgen
negatif hale
geldiğini, nukleusun indirgenip ortadan kaybolduğunu ve daha sonra ise
dejenere olan hücre komşusu tarafından fagosite edildiğini
belirtmiştir.
1950’lerin sonlarına doğru DeDuve lizozomlardan kaynaklanan hücre
intiharı fikrini ortaya atmıştır. Hücrelerin kendi içlerinde intihar
çantaları gibi rol
oynayan lizozomların patlamasıyla ölebileceklerini önermiştir. Ancak
bugün
bilinen gerçek bunun ancak özel durumlarda gerçekleşebileceğidir.
1960’larda
serbest radikal patolojisi terimi ortaya çıkmış ve hücresel organellere
zarar
verebilen serbest radikallerin intrasellüler salınımının hücre
intiharının
belirmesinde rol oynadığını belirtmiştir. 1976’da ve 1981’de 3 grup,
radyasyona uğramış dokuların kromatinini elektroforetik olarak çalışmışlar ve
fragmanlarına ayrıldığını bulmuşlardır. Bu fragmanlar çok sayıdaki
nükleozomlardır. 1984’de Wyllie ilk kez apoptozis terimini kullanmıştır.
Spesifik biyokimyasal markerlar ekleyerek apoptotik hücrelerin farklı
morfolojik
değişiimlerini gözlemiştir. Bu buluşla birlikte apoptozisle ilgili
araştırmalar
oldukça fazla artmıştır.
Apoptozisin Morfolojik İşaretleri
Apoptozis temelinde genetik mekanizma olan kasıtlı intihar formu
özelliği
gösterir. Hücrede apoptozise neden olacak olaylar meydana geldiğinde
örneğin DNA herhangi bir şekilde zarar gördüğünde apoptotik süreç başlar.
Enerji gerektiren aktif işlemlerle zarar gören hücre ölüm yolunu seçer.
Apoptozisin belirlenmesinde elektron mikroskobuyla gözlenen farklı
morfolojik
özellikler ilk kez Kerr ve arkadaşları tarafından belirtilmiştir. Bu
şekilde
gözlenen morfolojik değişimler;
a. Nukleus
Apoptozisin başlangıcı nuklear kromatinin yoğunlaşmasıyla karakterize
edilir. Bu yoğunlaşmayla kromatin materyalinin sınırları çizilir hale
gelir.
Yarım ay, at nalı, orak gibi tipik şekiller gösterir. Daha sonra nukleus bozulur,
ayrılır ve yıkıma uğrar. Bu duruma karyorheksis (karyorrhexis) denir.
b. Hücre Morfolojisi
Apoptozisin başlangıcı hücre küçülmesi, sitoplazmanın yoğunlaşması ve
hücrenin kendisini çevreleyen dokudan ayrılması ile de karakterize
edilir. Hücrenin dış taslağı düzensizleşir. Bu durum apoptozise özgü bir
durum
olan tomurcuklanma sürecini başlatır. Bu apoptotik oluşumlar hücresel
organellerce zengindir. Bundan sonra fagositoz başlar.
Ancak
apoptotik oluşumlar lenfositleri ya da nötrofilleri cezbetmez. Bu da
apoptotik
hücre ölümünün, meydana gelen diğer hücre ölüm tiplerinden bir
farkıdır. Bu
duruma getirilen açıklama, tek başına ölen hücrenin salgıladığı
kimyasalların
etkin konsantrasyonda vasküler endotelyuma ulaşmadığı yönündedir.
Fagositozu meydana getiren hücreler fagositik hale gelen doku
makrofajları
veya parankimal hücrelerdir. Eğer bu hücreler fagosite
edilmezlerse ikincil
nekrozis olarak adlandırılan indirgenmeye uğrarlar. Apoptozisin erken
safhasında ve yeni oluşturulmuş apoptotik oluşumlarda hücresel ince yapı
oldukça iyi korunmuştur.
İnsan organizmasında apopitozun izlendiği durumlar
Embriyonal ve fötal gelişimde,
Hormon azalmasına bağlı involusyonlarda,
Dokulardaki hücre homeostazinin sağlanmasında,İmmun reaksiyonlarda, defansif olarak,
Hücrelerin herhangi bir nedenle hasarlanması durumunda,
Yaşlılıkta
a) Embriyogenez ve fötogenez sırasında normal
gelişimin sağlanabilmesi amacıyla, oluşmuş olan
hücrelerin bir kısmı apopitoza gitmektedir. Özellikle
sinir sisteminin ve immün sistemin gelişiminde
apopitoz önemli rol oynamaktadır. Sinir sistemi
gelişirken çok fazla sayıda nöron ve sinaps oluşur.
Apopitoz ile nöronal havuz hedef olan miktara
indirilmekte, aksonları hedeflerine ulaşmayan nöronlar
ortadan kaldırılarak nöronlarla hedef organlar arasında
oluşan bağlantı hataları onarılmaktadır. İmmun
sistemde ise, oluşan fazla ve otoreaktif hücreler
ortadan kaldırılarak, bunların embriyo/fötusa zarar
vermesi engellenmektedir.
İntrauterin gelişim sırasında el ve ayak parmaklarının
arası başlangıçta kapalı iken parmaklar arasındaki
hücrelerin apopitoz ile yıkılması ile parmaklar
birbirlerinden ayrılmaktadır. Embriyonun
gelişmekte olan epidermisinin en üst sırasındaki bazı
hücreler (periderm) de apopitoza giderek amnion
sıvısına atılırlar. Apopitoz embriyonal gelişmenin
erken dönemlerinde de izlenmekte, ayrıca böbrek
taslaklarının dejenerasyonunda da önemli rol
üstlenmektedir.
b) Erişkinlerde hormon yetmezliğine bağlı olarak
gelişen organ gerilemelerinde apopitoz rol almaktadır.
Örn: mensturasyonda endometrial hücre yıkımı,
menapozda ovaryum folliküllerinin atrezisi, laktasyon
sonrasında meme bezi gerilemesi, orşiektomi
sonrasında prostat atrofisi gelişmesi gibi.
c) Proliferasyona uğrayan hücre topluluklarında (örn:
barsak kript epiteli) apopitoz sık oluşur.
d) Tümörlerde, özellikle regresyona gittikleri
dönemlerde apopitoz görülür.
e) T ve B lenfositler sitokin yetersizliğine bağlı olarak
apopitoza gidebilirler.
f) Hücresel immun red ve graft vs host
reaksiyonlarýnda sitotoksik T lenfositler (CTL) aracılığı
ile apopitoz oluşur.
g) Pankreas, parotis ve böbrek gibi organlarda kanal
obstriksiyonlarına bağlı olarak gelişen atrofilerde
apopitoz izlenir.
h) Çeşitli viral hastalıklarda apopitoz görülür. Örn:
Viral hepatitte karaciğerde oluşan apopitotik hücreler
(Concilman cisimcikleri ) gibi.
i) Hücrelerde hasar oluşturan çeşitli etkenler normalde
nekroza neden olurken düşük dozlarda apopitosis
oluşturabilmektedir. Örn: Isı, radyasyon, antikanser ilaçlar, hipoksi gibi
Nekroz nedir?
Patolojik olaylar sonucu gelişen hücre ölüm şeklidir.hücre hasarını
oluşturan travma,hücre kanlanmasının,dolayısıyla oksijenlenmenin
bozulması,enfeksiyon gibi nedenlere bağlı olarak gerçekleşir.organeller
şişer,hücre sınırları düzensiz hale gelirve bunların sonucu olarak
hücrenin bütünlüğü kimyasal ve yapısal olarak bozulur.Hücre ölümü ya
apoptozis veya nekroz ile olur. Nekroz dışardan gelen
hasarla plazma membranında oluşan değişiklikler sonucu oluşur. Nekrotik
hücre; şişme ve plazma membranının yıkılması sonucunda sitoplazmik
içerigini dışardaki doku aralıgına salar. Hücrenin nekrotik artıkları
inflamatuar
hücreleri dokuya çekerek bu dokunun parçalanmasına yol açar ve bu inflamasyon olarak bildigimiz histolojiye neden olur.
Hücre zedelenmesi sonucu hücrede gelişen geri dönüşü olmayan
(irreversibl) harabiyet hücrenin ölümüne neden olur. 4 tip nekroz çeşidi
mevcut olup hepsi farklı histomorfolojik bulgular içerirler.
|