|
BAKTERİYOFAJ

Bir bakteriye asalak gibi yerleşen ve onu eriterek yok eden çok kücük
canlı. D’Herelle yaslanmış stafilokok kalıntılarını incelerken bateriyofaj’ı buldu ve süzgeçten geçen virüslere benzetti. Elektronik
mikroskopla yapılan incelemeler bakteriyofajların, bir veya birçok
kuyruklu küremesi isimcikler olduğunu ve bakterilerie tutunduklarını
gösterdi. Bakteriyofajlarbüyük molekküllü proteinlerden yapılmıştır ve
özellikleri bakımından virüslere çok benzer. Her bakteriyofaj belirli
bir bakteri türünü veya ona yakın türleri etkiler.
Bakteriyofajlar, ağız veya iğne yoluyla çoğu zaman aşı ve
antibiyotiklerle verilir. Toprakta bulunan bir bakteriyofaj,
baklagillerin notozitelerindeki başteriyum raticicola’yı eritir. Eğer bu
bitkiler aynı yere her yıl ekilirse, bakteriyofaj’ın etkisi güçlenir,
bitkinin gücü azalır, verimi düşer. Bu, gerçek bir toprak hastalığıdır.
Bakteriyofajların bakteriler üzerindeki etkileri bir bakteriyofaj, yirmi
dakikadan az zamanda, bir koli basilini (Eschriçhia coli) içine girer,
onun metobolizması kendi yararına çevirir, ona önce kendi DNA’sını,
sonra kılıfının iki öğesini (baş ve kuyruk) yaptırır, böylece kendisine
benzeyen yüz kadar bakteriyofaj oluşturur ve sonunda bakteri çatlayıp
çözülünce bu fajlar serbest kalır. Fakat bazı koli basilleri çözülmeye
karşı koyar, direnir, fajı zayıflatarak kendi bünyesinde barındırmakla
yetinir ve normal üremesine devam eder. Faj artık bir provirüs olmuştur.
Bununla beraber bakterilerle asalaklıkları arasında kurulan bu yalancı
denge herhangi bir şartın değişmesiyle bozulunca provirüslü bakteriler
birdenbire çözülmeye uğrayabilirler. Çözülme bazen bir taşımadan ileri
gelebilir. Yani bir faj, çözülmekte olan bakterinin kromozonunun bir
parçasını alır. Yeniden girdiği bir başka bakterinin içine götürür.
Böylece bazı ırsi özellikler, eşeysiz olarak bir bireyden diğerine
geçmiş olur. Virüz burada eşey hücresi rolünü oynar. Bakteriyofajlar,
virüsler grubundan sayılır.
Virüs
Yalnızca canlı bakteri, hayvan yada bitki hücrelerinde çoğalabilen küçük
ve basit yapılı enfeksiyon etkenidir.
Virüsler ancak mikroskopla görülebilecek boyuttlardadır, çapları 20-400
nanometredir. Çevresinde protein yapısında bir kabuk olan tek yada çift
zincirli nükleik asitlerden oluşur; bazı virüslerin dışında lipit ve
karbonhidratlardan oluşan bir katman da bulunur. Nükleik asit çekirdeği
virüsün genomunu (gen topluluğunu) taşır ve dezoksiribonükleik asi (DNA)
yada ribonükleik asit (RNA) yapısındadır. Protein kılıfı nükleik asidi
korur; ayrıca virüsün konak bir hücreye girmesini sağlayan molekülleri
de içerebilir. Bazı virüsler çomak biçimli, bazıları kabaca küre
biçimindedir. Bazılarında da çok kenarlı bir baş ve silindir biçimli bir
kuyruktan oluşan görece karmaşık bir yapı görülür.
Günümüzde virüsler için kabul edilen yaygın bir sınıflandırma olmasa da,
yapıları birbirine benzeyen bazı virüslerin genetik yapılarının da yakın
olduğu düşünülmektedir. Genel olarak, virüsler bitki virüsleri, hayvan
virüsleri ve bakteriyofajlar olarak sınıflandırılır. Bu geniş sınırlar
içinde, bazı virüslerin belirli konak hücrelerine özel bir eğilim
gösterdiği söylenebilir; örneğin, belirli bir virüs yalnız insanda
solunum yollarındaki hücrelere yerleşebilir.
Virüs canlı hücrenin dışına çıkarılırsa cansız bir parçacık haline
gelir; buna karşı uygun bir konak hücrenin içinde hücrenin metabolizma
süreçlerini yeni virüs parçacıklarının yapımı için bozabilir.
Virüsün gelişim çevrimi nükleik asidin yada proteinin uygun bir konak
hücreye girmesiyle başlar. Hayvan virüsleri ve bakteriyofajların çoğu
konak hücrenin dış yüzeyinde belirli özgün bölgelere bağlanarak hücreye
girerken, bitki virüsleri hücrenin dış yüzeyinde rüzgar yada böceklerin
örselemesiyle oluşan berelerden girer.
Virüsün genomu konağın içine girdikten sonra yeni virüs bileşenlerinin
yapılmasını düzenler. Bu bileşenler daha sonra konak hücreden dışarı
atılmak üzere viryonlar haline getirilir.
Bakteriyofajlarda yeni viryonlar konak hücreyi parçalayarak dışarı
atılır. Kimi zaman da virüsün genomu konak hücrenin kromozomuna
bağlanarak hücre bölünmesinden hemen önce kromozomlar birlikte bölünür.
Lizojenik enfeksiyon ya da lizojeni olarak bilinen bu süreçte yeni
viryonlar oluşmaz, enfeksiyon etkeni olan virüs kaybolmaya başlar. Buna
karşılık virüsün genomu ilk konak hücreden kaynaklanan bütün yeni
bakterilere geçirilir. Zaman zaman gizli kalan genom virüsün çoğalmasını
düzenlemesiyle konak hücre parçalanır ve yeni viryonlar serbest kalır.
Lizojenik enfeksiyona benzer bir süreç olan trandüksiyonda virüs bakteri
genlerini bir konaktan öbürüne taşır. İlk konak hücrenin genleri
viryonun içine girerek başka bir bakteriye taşınır. Bu enfeksiyon da
lizojenik olursa ilk hücrenin genleri yeni hücrenin genleriyle
birleşebilir.
Hayvan ve bitki hücrelerindeki virüs enfeksiyonları bakteriyofaj
enfeksiyonlarına pek çok yönden benzese de yeni viryonlar hücreden her
zaman konak hücreyi parçalayarak çıkmaz. Özellikle hayvan hücrelerindeki
yeni viryonlar hücre zarının tomurcuklanması yoluyla hücre dışına
çıkarılır; bu süreç konak hücre için her zaman öldürücü değildir.
Genel olarak virüs enfeksiyonları bitki yada hayvan hücrelerinde hücre
ölümüne, hücre ölümünden hemen önce hücre bölünmesine ve hücrenin
anormal yada düzensiz büyüyüp çoğalmasına, başka bir deyişle
kanserleşmesine yol açar. Bunlara ek olarak, virüs konak hücrenin içinde
hiç etki göstermeden sessiz de kalabilir. Enfeksiyon belirli bir bölgeye
sınırlı olabileceği gibi vücutta çeşitli ve birbirinden uzak bölgelere
de yayılabilir. Uçuğa neden olan “herpes simplex” gibi bazı hayvan
virüsleri akut etkinleşme dönemleriyle bölünen uzun ve sessiz bir
evreden oluşan gizli enfeksiyonlara neden olur.
Hayvanlarda vücut virüs enfeksiyonlarına çeşitli biçimlerde yanıt verir.
Bunlardan en sık rastlanan ateştir; pek çok virüs türü konağın normal
vücut sıcaklığının hemen üstündeki sıcaklıklarda etkinliğini yitirir.
Enfeksiyonun oluştuğu hücrelerden salgılanan interferon virüsün sağlıklı
hücrelerde üremesini engeller. Bunların yanısıra insan ve öbür
omurgalılarda belirli virüslere karşı bağışıklık yanıtı da gelişebilir.
Bağışık sistemi enfeksiyon etkeni olan virüsün zararsızlaştırılmasını
sağlayan antikorlar ve duyarlaşmış hücreler üretir. Bu koruyucular virüs
zararsıalaştırılmasından sonra da uzun süre vücutta varlıklarını
sürdürerek virüsün yeniden vücuda girmesi yada yeniden etkinleşmesi gibi
durumlarda uzun süre korumayı sağlarlar. Virüs hastalıklarına karşı uzun
süreli aktif bağışıklık oluşturmak için enfeksiyon etkeni olan virüsün
zayıflatılmış yada etkinliği yok edilmiş suşu vücuda verilir. Bu virüs
aktif hastalığa neden olmasada, antikor yapımını uyarır; bu hücreler de
vücudu virüsün hastalık yapıcı suşlarının neden olacağı hastalıklardan
korur. Günümüzde aktif bağışıklık kızamık, kabakulak, çocuk felci ve
kızamıkçık gibi hastalıklardan korunmada kullanılmaktadır.
Buna karşılık virüslerle daha önce karşılaşmış olan bireylerin kan
serumundan alınan antikorların vücuda şırınga edilmesiyle pasif
bağışıklık oluşturulur. Pasif bağışıklık kızamık yada hepatit gibi
hastalıklarla karşılaşanlara kısa süreliğine koruma sağlamak amacıyla
uygulanır; virüsle karşılaştıktan çok kısa bir süre sonra, virüs vücuda
yayılmadan etkili olabilir.
Virüs enfeksiyonlarının tedavisinde genellikle özgün belirtilerin
ortadan kaldırılması amaçlanır; örneğin, su kaybını denetim altına almak
amacıyla sıvı tedavisi uygulanırken ağrıları azaltmak ve ateşi düşürmek
amacıyla aspirin verilir. Virüsler çoğalmak amacıyla canlı hücrelerdeki
çoğalma mekanizmalarını kullandığından hastalığa neden olan virüsleri
yok etmek amacıyla yararlanılacak pek az ilaç vardır. Virüslerin
gelişmesini ketleyen ilaçlar konak hücrelerin işlevlerine de engel olur.
Virüs hastalıklarıyla mücadele öncelikle epidemiyoloji alanında
gerçekleştirilir. Örneğin, geniş ölçekli aktif bağışıklama programları
virüs hastalığının bulaşma zincirini bir noktadan kırabilir. Bir
zamanlar en çok korkulan virüs hastalıklarından biri çiçeğin dünya
yüzünden silinmesinde dünya çapında uygulanan bağışıklama programlarının
rolü büyüktür. Virüslerin pek çoğu böcekler yada kirlenmiş yiyecekler
yoluyla konaktan konağa taşındığından böceklerle mücadele yada
yiyecekleri sağlığa uygun koşullarda hazırlanması bir virüsün
topluluklarda tümüyle ortalıktan kalkmasını sağlayabilir.
Virüs hastalıkları IÖ 10. Yüzyıldan bu yana bilinmekte ve bilinmekteydi.
Bununla birlikte, virüs kavramı ancak 19. Yüzyılın sonlarında,
bakterilerden çok daha küçük etkenlerin bulaşıcı hastalıklara neden
olabileceğinin kanıtlanmasıyla geliştirildi. 1915 ve 1917’de birbirinden
bağımsız araştırmacıların bakteriyofajları bulmasıyla virüslerin varlığı
doğrulanmış oldu. Virüslerin geçekten mikroorganizma olup olup olmadığı
ve çok küçük bakterilere benzeyip benzemediği sorusu ise 1935’te,
tütünde mozaik hastalığı etkeni olan virüs elde edilip
kristalleştirildiğinde ve hücre yapısında bir canlı olmadığı ortaya
çıktığında yanıtlanmış oldu.
Bakteriyofajın genomları küçük olduğundan ve labaratuvarda büyük
miktarlarda elde edilebildiğinden, molekküler biyologlar için çok
değerli bir araştırma aracı olmuştur. Bakteriyofajlarla yapılan
araştırma sonucunda nükleik asit eşleşmesi ve protein bireşimlenmesi
gibi temel biyolojik süreçler aydınlatılmıştır.
|
> Anahtar Kelimeler:
Bakteri Nedir,
Bilim Nedir,
Bakteriler Bilimin Emrinde,
Bakteri Nedir,
Bakterilerin Genel Özellikleri Nedir,
Bakterilerin Hücre Yapısı Nasıldır,
Bakterilerin Şekilleri ve
Boyanmaları Nasıldır,
Bakterilerin Beslenmeleri Nasıldır,
Bakterilerin Solunumları Nasıldır,
Bakterilerin Üremeleri
Nasıldır,
Sterilizasyon Nedir,
Pastörizasyon Nedir,
Yararlı ve
Zararlı Bakteriler Nedir,
Bakteriyofaj Nedir,
Virüs Nedir,
Virüs
Hastalıkları,
Virüs Hastalıkları Tedavisi Nedir,
Bakteri Nedir,
Bilim Nedir,
Bakteriler Bilimin Emrinde,
Bakteri Nedir,
Bakterilerin Genel Özellikleri Nedir,
Bakterilerin Hücre Yapısı Nasıldır,
Bakterilerin Şekilleri ve
Boyanmaları Nasıldır,
Bakterilerin Beslenmeleri Nasıldır,
Bakterilerin Solunumları Nasıldır,
Bakterilerin Üremeleri
Nasıldır,
Sterilizasyon Nedir,
Pastörizasyon Nedir,
Yararlı ve
Zararlı Bakteriler Nedir,
Bakteriyofaj Nedir,
Virüs Nedir,
Virüs
Hastalıkları,
Virüs Hastalıkları Tedavisi Nedir... |
|