|
BAL ARILARININ TAKSONOMİSİ,
VÜCUT YAPILARI
VE GELİŞME DÖNEMLERİ

A- Bal Arının Taksonomisi
Dünyada 100.000 dolayında böcek türü taksonomik olarak
sınıflandırılmıştıde 3.000 dolayında arı türü
bulunmaktadır. Bal arıları evrimleri süresince diğer böcek türlerinden
farklılık göstererek kendilerine has morfolojik ve anatomik yapılarını
geliştirmişlerdir. Örneğin bal arılarında polen toplamaya yarayan polen
sepetçiklerinin oluşması, nektar ve polenle beslenmeye geçiş bu
farklılaşmanın en tipik örnekleridir. Hayvanlar aleminin böcekler
sınıfında yer alan bal arısının taksonomisi aşağıda verilmiştir.
Alem (Kingdom) :Hayvanlar (Animalia)
Şube (Phylum) :Eklembacaklılar (Arthropoda)
Alt şube (Subphylum) :Antenliler (Antennata)
Sınıf (Class) :Böcekler (Insecta)
Takım (Order) :Zar kanatlılar (Hymenoptera)
Familya (Family) :Arılar (Apidae)
Cins (Genus) :Bal arıları (Apis)
Tür (Species) :Bal arısı (Apis mellifera)
Apis cinsi içinde "Batı" bal arısı olarak adlandırılan Apis mellifera
dışında 3 tür daha bulunur ki bunlar "Doğu" bal arısı türleri olan; Apis
cerana, Apis dorsata ve Apis florea'dır. Dünya bal üretiminde A.
Cerana'dan kısmen yararlanılırken üretimin tamamına yakın kısmı A.
mellifera kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Diğer 2 tür ise kovana
alınamamış olup doğal yuvalarda tek bir petek üzerinde yaşamaktadırlar.
Arı taksonomisinde türden sonra ırklar yer almaktadır. Örneğin Anadolu
ırkı, Apis mellifera anatolica olarak ifade edilir.
B- Arının Vücut Yapısı
Genel morfolojik yapısı bakımından diğer böceklere benzemekle birlikte,
arının vücudu yumuşak yapıda olan yoğun bir kıl örtüsü ile kaplıdır.
Arının vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir.
Başta gözler, duyargalar ve ağız parçaları bulunur. Baş, vücudun ikinci
kısmı olan göğse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karının dış
kısmı segment denilen halkalardan oluşur.

1. Baş
Arılarda baş önden bakıldığında bir üçgeni andırır. Başta; gözler,
duyarga ve ağız parçaları bulunur. Gözler bir çift bileşik (petek) göz
ile üç adet basit gözden ibarettir. Basit gözlerin her biri binlerce
küçük üniteden oluşmaktadır. Bileşik göz; ana arıda 3.000, işçi arıda
4.000 ve erkek arıda 8.000'den fazla gözcüğün birleşmesinden meydana
gelmiştir. Gözün her bir ünitesi bakılan cismin küçük bir kısmını görür
ve bu görüntüler birleştirilerek cismin görüntüsü tamamlanır.
Arılarda koku, tat ve dokunma-hissetme duyularını algılayan bir çift
duyarga (anten) başta bulunmaktadır. Bu duyargalar oldukça kuvvetli
kaslar yardımıyla her yöne hareket etme kabiliyetine sahiptirler.
Duyargalar dişilerde 12, erkeklerde 13 halkadan meydana gelmiştir.
Duyargalar içerisinde bulunan sinir uçları sayesinde arılar duyularına
ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilmektedirler.
Arıların duyargaları o kadar hassastır ki 2 km mesafeden balın kokusunu
algılayabilirler.
Arılar; üst dudak, üst çene, alt çene ve alt dudak olmak üzere dört
kısımdan meydana gelen yalayıcı-emici ağız tipine sahiptirler. Alt
çeneleri yardımıyla koparıcı özellik gösterirler. Alt çene ve alt dudak
birlikte uzanarak hortum şeklindeki “probozis”i oluştururlar. Probozis
ve bunun uzantısındaki dil sıvı gıdaların alınmasını sağlar. Dil
uzunluğu, arı ırkına göre değişmekle birlikte 6-7 mm arasındadır.
Arının, üzeri kıllarla kaplı bulunan dil kısmı iç içe geçmiş sert
halkalardan oluşur. Bu halkalar arasında zarımsı, dar ve tüysüz kısımlar
vardır. Bu yapısından dolayı dil gerektiğinde uzayıp kısalabilme
özelliğine sahiptir. Beslenme işlemi bittiğinde probozis kıvrılıp başın
arka kısmına katlandığında dil eski haline nazaran oldukça kısa
görünmektedir.
İşçi arılar üst çenelerini polen almak, petek yapımında mum işlemek,
herhangi bir şeyi tutup kavramak gibi işlerde kullanırlar. Arılarda
hortum (dil) nektar, bal, şurup veya su gibi sıvı besinleri almak için
kullanılır. Dil, arının emme işlevini yerine getiren organıdır.
Baş, iç yapı itibariyle de önemli salgıların üretildiği kısımdır. İşçi
arıların yutak üstü salgı bezleri genç yaşta arı sütü, daha ileri ki
yaşlarda baldaki sakarozu parçalayan enzimleri salgılarlar. Çenede
bulunan salgı bezleri ana arıda ana arı feromonunu, işçi arılarda ise
alarm feromonunu salgılar.
2. Göğüs
Arılarda göğüs hareketi dört segmentten meydana gelmiştir. Karnın ilk
halkası göğsün son halkasıyla birleşmiştir. Göğüste bulunan üç segmentte
her birinden bir çift olmak üzere, üç çift bacak ve iki çift kanat
bulunmaktadır. Bu nedenle göğüs arının hareket merkezi olup güçlü
kaslarla doludur.
Bacaklar, arının hareket etmesini sağlaması yanında başka görevlere de
sahiptirler. Öndeki bir çift bacak baş ve antenlerin temizliğini yapmada
kullanılır. Orta bacaklar daha ziyade dayanmayı-tutunmayı sağlar. Aynı
zamanda polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını
ve polen sepetine doldurulmasını sağlar. Üzerindeki sert tüyler
nedeniyle bunlara "fırça" da denilmektedir. Arka bacaklar üzerinde
bulunan polen sepetçiği polenin kovana taşınmasında kullanılır.
Bal arılarında iki çift kanat bulunur. Kanatlar, çok ince zardan
yapılmış olup kitinleşmiş damarlarla desteklenmiştir. Ön kanatlar, arka
kanatlardan daha geniş, daha uzun ve daha damarlı olmakla birlikte
uçuşta ikisi birlikte çalışmaktadır. Kanatlar uçmanın dışında uçuşu
yönlendirmeyi de sağlarlar. Arılar kanatlarını kullanarak havada belirli
bir noktada sabit kalabilmekte, uçuş yönlerini değiştirebilmekte ve ani
olarak çeşitli yönlere dönüş yapabilmektedir.
3. Karın
Arıların karın (abdomen) kısmında mide, bağırsak ve üreme organları gibi
iç organlarla, balmumu, zehir ve nasanof salgı bezleri ile iğne bulunur.
Bal arısı larvasında 10 adet abdominal segment vardır. Fakat birinci
abdominal segment göğüsle birleşir ve ergin arıda 9 segment bulunur. Son
karın segmentleri de iç içe girerler ve böylece işçi ve ana arıda 6
segment varmış gibi görünür. 8., 9.,10. segmentler küçülerek 7. segment
içerisine gizlenmiştir.
İşçi arıların 4, 5, 6 ve 7. karın halkalarında her birisinde sağlı-sollu
bir çift mum salgı bezi (balmumu aynası) bulunur. İşçi arı hayatının
balmumu yapma döneminde kalınlaşarak mum salgılama yeteneğini kazanır.
Mum, sıvı olarak aynalar üzerine salgılanır ve mum ceplerinde
katılaşarak küçük pulcuk haline geçer. Arılar, zincirleme birbirine
tutunarak özel hareketlerle balmumu salgılarlar. Ayaklar yardımıyla
ağıza götürülen balmumu pulcukları orada yumuşatılarak yoğrulmakta ve
böylece petek gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Mum salgılama
dönemini tamamlayan işçi arılarda mum salgı bezleri dumura uğrayıp birer
sıra hücre tabakasına dönüşürler.
İşçi arıların 7. abdominal segmentinin iç yüzeyinde ve sırt halkasının
ön kenarına yakın kısmında büyük hücrelerden oluşan koku bezi (nasanof
bezi) bulunmaktadır. İşçi ve ana arıda abdomenin sonunda iğne bulunur.
İğne, iğne odacığından çıkan ince, sivri uçlu bir savunma organıdır.
İşçi arıların iğnesi geriye doğru çentiklidir. Bu yüzden işçi arı sokmak
üzere iğnesini bir yere batırdığında geri çekemez ve bunun sonucunda
organını kaybederek ölür.
C- Arının Biyolojik Gelişme Dönemleri
Bal arıları yaşama bir yumurta olarak başlarlar. Ana arının petek
gözlerine yumurtladığı döllenmiş yumurtalardan işçi arılarla ana arılar,
dölsüz yumurtalardan ise erkek arılar meydana gelir. Bir arının
gelişmesinde yumurta, larva ve pupa olmak üzere 3 farklı gelişme dönemi
vardır. Arılarda yumurtadan ergine toplam gelişme dönemi; ana arıda 16,
işçi arıda 21 ve erkek arıda da 24 gündür.
1. Yumurta
Arı yumurtası, silindir şeklinde, uçları yuvarlak ve uzun ekseni boyunca
eğri bir dışbükey görünümündedir. Petek üzerinde işçi arı yetiştirmek
için yapılmış gözler (hücreler) küçük, erkek arı yetiştirmek için
yapılanlar ise büyüktür. Ana arı, büyük göze dölsüz, küçük göze döllü
yumurta bırakır.
Yumurta, petek gözüne bırakıldığı zaman dikey konumdadır. Dikey konumda
bırakılan yumurta yavaş-yavaş yana eğilerek üçüncü günün sonunda petek
gözünün tabanında tamamen yatay bir konuma girer ve larvaya dönüşür. Bu
özellikten faydalanarak petek gözündeki yumurtanın kaç günlük olduğu
kolayca anlaşılır. Tüm arı bireylerinde yumurta dönemi 3 gündür.
2. Larva
Bal arısı larvası gelişme dönemlerinde renk, şekil, hacim olarak çok
hızlı ve önemli değişiklik gösterir. Bu dönemde vücudu oluşturan
halkalar üzerinde gözenekler bulunur ve başta ağız parçaları oluşmuştur.
Larva dönemine geçmeden az önce işçi arılar, yumurtanın yanına arı sütü
koymaya başlamışlardır. Larvanın çıkışıyla birlikte göze oldukça fazla
miktarda arı sütü bırakılır. Larva, yumurtadan çıktığı an arı sütü ile
beslenmeye başlar.
Bütün arı bireyleri larva döneminin ilk üç gününde 5-15 günlük işçi
arılar tarafından salgılanan arı sütüyle beslenirler. Larvaya verilecek
arı sütünün ölçüsü ve kalitesi bireylere göre değişir ve en çok arı
sütünü ana arı larvaları tüketir. Ana arı larvaları, bütün larva dönemi
boyunca işçi arı larvalarına göre, daha sık ve daha zengin arı sütüyle
beslenirler. Döllü yumurta, bu beslenme farklılığından dolayı işçi veya
ana arı olarak farklı bireyler şeklinde gelişebilmektedir. Yani döllü
yumurtalardan meydana gelecek ferdin işçi veya ana arı olması onun larva
dönemindeki beslenme şekline bağlıdır.
3. Pupa
6 günlük larva döneminde 5 kez gömlek değiştiren larva pupa dönemine
girer. Yumurtadan itibaren 8. günün sonunda işçi arı larvası içeren
gözün ağzı mühürlenir. Larva 9. gününde başındaki özel bir bezden
salgıladığı salgıyı kullanarak bir kozaya dönüşür. Larva, 10. gününde bu
kozasında hareketsiz olarak durur. Bu devre prepupa (pupa öncesi)
devresi olarak adlandırılır. Prepupa 11. günde pupa olur. Pupa dönemi
prepupa dönemiyle birlikte ana arıda 7, işçi arıda 12 ve erkek arıda
ise 15 gündür. Basit olarak arının; yumurta ve larva dönemi açık yavru,
pupa dönemi de kapalı yavru olarak adlandırılır. Ana arı, işçi arı ve
erkek arı için toplam açık yavru dönemi sırasıyla 8.5, 9 ve 9.5 gün olup
benzer sıra içinde kapalı yavru dönemleri ise 7.5, 12 ve 14.5 gündür.
Kapalı yavru dönemi süresinin erkek arılarda daha uzun olması özellikle varroa mücadelesi yönünden önem arz eder. Bu süreye bağlı olarak varroa,
işçi arı kapalı yavru hücrelerine göre erkek arı kapalı yavru
hücrelerinde daha fazla nesil üretir.
BAL ARISI KOLONİSİ VE ARI IRKLARI
A- Bal Arısı Kolonisi
Bal arıları, koloni adı verilen topluluklar halinde yaşayan sosyal
böceklerdir. Koloni hayatında yardımlaşma ve iş bölüşümü esas olup
kolonideki her bireyin kendine özgü görevleri vardır.
Kolonide bireyler arası iletişim, bireyler tarafından vücut dışına
salgılanan ve diğer bireylere mesaj veren feromon adı verilen kimyasal
maddeler vasıtasıyla gerçekleşir. Bir arı kolonisinde ana arı, işçi arı
ve erkek arı olmak üzere üç farklı birey vardır. Ana arı ve işçi arılar
dişi bireyler olup döllü yumurtalardan gelişirlerken erkek arılar dölsüz
yumurtalardan gelişirler. Arı kolonilerinde kışın sadece dişi bireyler
mevcut olup erkek arılar ilkbaharda yeni sezonla birlikte görülürler.
B- Koloni Bireyleri ve Görevleri
1. Ana Arı ve Görevleri
Normal koşullar altında her arı ailesinde sadece bir adet ana arı
bulunur. Görevi, yumurtlayarak yeni nesillerin meydana gelmesini ve
koloninin sürekliliğini sağlamaktır. Ana arının vücut yapısı ince ve
uzun, rengi diğer bireylere göre daha açık ve parlaktır. Özellikle
kolonide yavru yetiştirme aktivitesinin yüksek olduğu dönemlerde karın
çok uzundur.

Koloni bireylerinin genel görünüşü (Soldan sağa; erkek arı,
dişi arı, işçi arı)
Ana arı, genellikle kendisini çevreleyen, temizliği ve beslenmesiyle
ilgilenen bir grup işçi arı arasında görülür. Yaşamı süresince sadece
çiftleşme amacıyla ya da koloninin oğul vermesi durumunda kovan dışına
çıkar. Kendi kendine beslenemez. Beslenmesi, bakıcı işçi arıların ağzına
arı sütü vermeleri şeklinde olur. Tek görevi yumurtlamaktır. Ana arı
işçi arıya göre daha uzun ve daha az çentiği bulunan iğneye sahiptir. Bu
nedenle iğnesini batırıp çıkararak defalarca kullanabilir. Ana arı,
iğnesini rakip ana arılara karşı kullanır.
Ana arı; ana arı hücresi, ana arı memesi veya ana arı yüksüğü denilen
özel bir göz içerisinde gelişir ve gelişme süresi 16 gündür. Hücreden
çıktıktan sonra ortalama 1 hafta içinde güneşli, sıcak ve rüzgarsız bir
günde ve öğleden sonra çiftleşme uçuşuna çıkarak havada erkek arılarla
çiftleşir. Değişik nedenlerden dolayı yeterli sayıda erkek arıyla
çiftleşemeyen ana arı daha sonraki günlerde 2-3 defa daha çiftleşme
uçuşuna çıkabilir. Çiftleşmesini tamamlayan ana arı kovanına döner ve
2-3 gün sonra yumurtlamaya başlar. Ana arı kovan içi ve kovan dışı
şartlara ve kalitesine bağlı olarak günde ortalama 1.500-2.500 adet
yumurta yumurtlayabilir.
Ana arı salgıladığı feromonla işçi arıları etrafına çeker, kolonide
birliği ve düzeni sağlar. Feromon kokusunu algılayan işçi arılar
kolonideki işleri düzenle yürütürler. Aynı zamanda bu feromonlar işçi
arıların yumurtalıklarının gelişmesini ve kolonide yeni bir ana arı
yetiştirmelerini önler. Herhangi bir nedenle ana arısız kalan ve ana arı
yetiştirme olanağı bulunmayan bir kolonide işçi arılardan bazılarının
yumurtalıkları gelişerek yalancı ana arı meydana gelir. Yalancı ana
arılar sadece dölsüz yumurta yumurtlayabileceklerinden koloni zamanla
erkek arılarla dolar ve söner.
Ana arıların ortalama yaşam süreleri 3-5 yıl olmakla beraber 7 yıla
kadar yaşayabilirler. Ancak artan yaş ile birlikte giderek daha az
yumurtlarlar ve daha fazla oranda dölsüz yumurta bırakırlar. Bu nedenle
teknik arıcılıkta genç, sağlıklı ve verimli ana arılarla çalışmak esas
olduğundan kolonilerin ana arıları her 1-2 yılda bir değiştirilmelidir.
2. İşçi Arı ve Görevleri
İşçi arılar, döllenmiş yumurtalardan meydana gelirler. Koloninin gücüne
ve mevsime bağlı olarak kolonideki işçi arı sayısı kış aylarında
10.000-20.000 arasında değişirken, ilkbaharda sayıları giderek artar ve
yaz aylarında 60.000-80.000 adet olabilir. Kolonilerin gücü, sahip
oldukları işçi arı varlığı ile belirlenir. Başta bal üretimi olmak üzere
diğer tüm arı ürünleri üretimi, ekonomik olarak ancak güçlü kolonilerle
yapılabilir. Güçlü bir koloni için, kolonide genç ve kaliteli bir ana
arının bulunması zorunludur.
Normal koşullar altında yumurtlama hariç kolonideki bütün işler
olağanüstü bir işbirliği içinde işçi arılar tarafından yapılır. İşçi
arıların kolonideki başlıca görevleri; kovan temizliği, arı sütü ve
balmumu salgılama, petek örme, yavru bakımı, kovanın havalandırılması,
ana arının bakım ve beslenmesi, kovan bekçiliği, kovana nektar, polen,
propolis, su taşıma ve balın olgunlaşmasını sağlama gibi görevlerdir.
Ömürleri kısa olan işçi arılar, ağır bir çalışma temposu ve yıpranma
nedeniyle ilkbaharla sonbahar arasındaki dönemde 35-40 gün yaşarken,
kışlayan işçi arılar daha uzun süre yaşarlar. Kuluçka süresini
tamamlayıp petek gözünden çıkan işçi arıların görevi hemen başlar. Ancak
farklı görevler farklı yaşlarda yapılır. İşçi arının yaşı, görevin
yerine getirilmesinde belirleyici olan en önemli faktördür. Yaşa göre
yapılan ve kovan içi hizmet olarak adlandırılan bu görevler aşağıdaki
gibi sıralanabilir.
İşçi arı;
• 0-3 günlük yaşta; kendisini ve yavru gözlerini temizler ve yavrulu
gözler üzerinde dolaşarak kuluçka sahasında gerekli sıcaklığın
oluşmasını sağlar.
• 3-6 günlük yaşta; petek gözlerinden aldığı çiçek tozu ve bal ile
hazırladığı karışımla yaşlı larvaları besler.
• 5-15 günlük yaşta; arı sütü salgılayarak genç larvaları besler.
• 12-18 günlük yaşta; balmumu üretip petek örer ayrıca kovan
temizliğiyle de uğraşır.
• 18-20 günlük yaşta; kovan uçuş deliğinde ve uçuş tahtası üzerinde
nöbet tutarak kovan bekçiliği yapar.
İlk 20 gününü kovan içinde, kovan içi hizmetlerle tamamlayan ve 21
günlük olan işçi arılar artık kovan dışı hizmetler için hazırlardır.
Ömürlerinin geri kalan kısmını kovan dışında ve arazide çalışarak kovana
nektar, polen, propolis ve su taşırlar. Kovan dışı görevleri yapan bu
arılara "tarlacı arılar" denir. Tarlacı arıların kovan dışı hizmetleri
aşağıda sıralanmıştır.
a) Polen Toplama
Arılar beslenme ve özellikle yavru büyütmek için mutlaka polene ihtiyaç
duyarlar. Polen protein, yağ, vitamin ve mineral madde kaynağıdır. Polen
olmadan koloni kuluçka faaliyetini sürdüremez, işçi arılar arı sütü
salgılayamaz.
İşçi arı, çiçekleri dolaştıktan sonra vücudu üzerindeki poleni orta
bacağındaki tüyler vasıtasıyla arka bacaklarında bulunan polen sepetine
aktararak kovana getirir ve petek gözüne bırakır. Kovan içi hizmeti
gören genç işçi arılar bu poleni göz içerisine çene ve başı ile
yerleştirir ve dili ile de nemlendirirler.
Bir polen yükü olan iki polen kümesini yapabilmek için 50-100 çiçeğin
ziyaret edilmesi gerekir. Bir petek gözünün polenle dolması için 1500
yonca çiçeğinin ziyaret edilmesi lazımdır. Polen toplamak için günlük
uçuş sayısı ortalama 6-8 olmasına rağmen bu sayı 45'e kadar
çıkabilmektedir. İşçi arının arka bacağında taşıdığı bir polen kümesinin
ağırlığı 12-25 mg arasında değişmektedir. Koloniye polen getiren arı,
polen kaynağının yerini ve kovandan olan uzaklığını petek üzerinde "ARI
DANSI" denilen özel bir dans yaparak diğer arılara tarif eder.
b) Nektar Toplama
Arıların bal yapmak üzere çiçeklerden topladıkları şekerli sıvıya nektar
(bal özü) denir. Arı, bir çiçekte nektar olup olmadığını diliyle
belirler. Ayrıca nektarın kokusunu da algılayarak nektar olup olmadığını
anlar. Arı, nektarı bulduğu anda hızla kursağına (bal midesi) çeker,
kursağını dolduruncaya kadar çiçekleri dolaşır. Arı, küçük çiçeklerden
1000-1500 çiçek ziyaret ederek kursağını doldururken bazen büyük
çiçeklerden 100 ziyaretle kursağını doldurabilmektedir. Nektar taşıyan
bir arının günlük sefer sayısı ortalama 8-10'dur. Bu sayı 24'e kadar
çıkabilmektedir. Arının bir seferde taşıyabildiği nektar miktarı 30-50
mg'dır. Koloniye nektar getiren arı polen toplamada olduğu gibi petek
üzerinde dans ederek nektar kaynağının yerini ve kovandan olan
uzaklığını kendisini izleyen diğer arılara tarif eder. Getirdiği
nektardan bir miktar kendisini izleyen arılara vererek taşıdığı nektarın
şeker konsantrasyonu (yoğunluğu) hakkında bilgi verir. Arılar şeker
konsantrasyonu yüksek olan nektarları tercih ederler.
Nektar taşıyan arı, kovan içerisine girdiği zaman nektarı kovan içinde
görevli arı veya arılara aktarır, onlar da petek gözlerine
yerleştirirler. Nektarın bala dönüşümü için hem fiziksel hem de kimyasal
değişime ihtiyaç vardır. Fiziksel değişim su oranının azaltılması,
kimyasal değişim ise nektarda bulunan sakkarozun enzimlerle glikoz ve
früktoza indirgenmesidir.
c) Propolis Toplama
Propolis toplayan arılar, propolis kaynağını çenesi ile ısırır, ön
bacakları yardımıyla koparır ve polen sepetine atarak kovana getirirler.
Kovan içerisinde diğer arılar propolisi çekerek küçük parçalar halinde
alıp istedikleri yerlere yapıştırırlar. Arılar propolisi, kovan çatlak
ve patlaklarının kapatılmasında, kovanın dezenfekte edilmesinde ve
kovana giren ve dışarı atılamayan herhangi bir canlının propolisle
kapatılarak kokuşmasının önlenmesinde kullanırlar.
d) Su Taşıma
Yaşayan bütün organizmaların suya ihtiyaç duymaları gibi arılar da suya
ihtiyaç duyarlar. Arılar suyu, yavru büyütmede, kovan içini serinletmede
ve nemlendirmede kullanırlar. Suyu kovana taşıyan arılar, kovan içine
geldiklerinde getirdikleri suyu diğer arılara aktarırlar. Sadece bir
arıya aktarabileceği gibi 18 arıya kadar dağıttığı da görülmüştür. Su
kaynağının yeri, su taşıyan işçi arılarca nasanof feromonu ile
işaretlenip diğer arılar tarafından daha kolay bulunması sağlanır.
Su, sıcak ve kurak havalarda polen ve nektar gibi depolanmaktadır. Su
depolama işi peteğin üst kısmına, bal mumu ile yapılan küçük bölmelere
olur. Su taşıyan arılar 1 günde ortalama olarak 50 sefer yaparlar.
Kovana taşınan su miktarı ortalama 25 mg olup 50 mg'a kadar çıkabilir.
Dolayısıyla bir arı bir günde 1250 mg su taşıyabilir. Böylece kovana 1
litre suyun taşınabilmesi için 800 arının gün boyunca su taşıması
gerekir.
3. Erkek Arı ve Görevleri
Döllenmemiş yumurtalardan gelişen erkek arılar koloninin iri ve tombul
bireyleridir. Çevre koşullarına ve koloninin gücüne bağlı olarak
kolonilerde Nisan-Mayıs aylarından itibaren erkek arıları görmek
mümkündür. En çok oğul mevsiminde görülen erkek arıların boyu, ana
arının boyu kadar uzun değildir, fakat işçi arılardan ve ana arıdan daha
geniş ve iridir. Erkek arılar çok kısa bir dile sahiptir. Bu nedenle
çiçeklerden nektar alamazlar ve iğneleri olmadığı için kendilerini de
koruyamazlar.
Kolonideki erkek arı miktarı, sezona ve kolonideki koşullara bağlı olup
oğul mevsiminde 500-2.000 arasındadır. Koloniler, ilkbahar ve yaz
başlarında erkek arı yetiştirmeye başlarlar. Geç sonbaharda ve kış
aylarında normal koşullarda kolonilerde erkek arı bulunmaz. Son derece
obur olan erkek arıların başlıca görevi çiftleşme uçuşuna çıkan genç ana
arılarla çiftleşmektir. Erkek arı, genç ve çiftleşmemiş ana arıyı havada
yakalar ve onunla çiftleşir. Ana arıyla çiftleşen erkek arı çiftleşme
organını kaybeder ve ölür. Ortalama yaşam süresi 55-60 gündür.
İşçi arılar, ergin erkek arıları koloniden atmak veya erkek arı yumurta
ve larvalarını tahrip etmek suretiyle kovandaki erkek arı sayısını
düzenlerler. Erkek arı yumurtalarının ancak % 50-56'sının ergin arı
olarak gelişmesine fırsat verilir.
Erkek arılar, genellikle 5-7 günlük olunca uçarlar. Erkek arılarda en
yoğun uçuş aktivitesi günün en ılık saatleri olan saat 14-16 arasında
olup genellikle sıcaklık 18-20oC'in üzerine çıkmadıkça uçmazlar. Uçuş
amacı; çevreyi tanıma, dışkılama veya çiftleşme olabilir. Günde ortalama
uçuş sayısı 2-4 olup bu sayı 17'ye kadar çıkabilir. Uçuşa çıkmadıkları
zamanlarda kovanda ballı çerçeveler üzerinde dururlar ve beslenirler.
Yaz sonu veya sonbahar dönemlerinde işçi arılarca zorla kovandan dışarı
atılarak ölüme terk edilirler.

C- Arı Irkları
Arı ırkları; büyüklük, renk, dil uzunluğu, vücudun kıl örtüsü, balmumu
bezlerinin şekil ve büyüklüğü, kanat damar yapısı ve kanat büyüklüğü
gibi morfolojik özelliklerle birbirlerinden ayrılırlar. Bu güne kadar
yapılan taksonomik çalışmalarda dünyada 24 arı ırkı kesin olarak
tanımlanmıştır. Bunlardan ancak bazıları ekonomik öneme sahip olup
ekolojik şartların elverdiği her yerde yetiştirilirler. Ekonomik değer
taşıyan arı ırkları içinde İtalyan, Kafkas ve Karniyol ilk sıralarda yer
alırlar.
1. İtalyan Irkı
İtalyan arısı (Apis mellifera ligustica) olarak da adlandırılan bu ırk,
ılıman iklim kuşaklarında yetiştirilir. İnce karın ve nispeten uzun bir
dile sahiptir. Bu ırkta kıllar sarı renkte olup bu durum erkek arılarda
daha belirgindir.
İtalyan ırkı arılar sakin yaradılışlıdırlar. Çoğalma kabiliyetleri
fazladır. Yavru büyütme yeteneği fazla olup erken ilkbaharda kuvvetli
koloni oluştururlar. Bol nektar toplayarak çok bal yaparlar. Oğul verme
meyilleri zayıftır. Obur oldukları için kış mevsiminde fazla bal
tüketirler. Kısmen uzun dilleri sayesinde yonca çiçeklerinden kolaylıkla
yararlanırlar. Üstün petek örme özelliği İtalyan arısını, arılar
arasında en iyi petek ve petekli bal üreten arı haline getirmiştir. Bu
olumlu özelliklerine karşın yön tayin etme duyguları zayıftır ve
yağmacılığa eğilimlidirler.
2. Karniyol Irkı
Karniyol arısı (Apis mellifera carnica), ince yapılı ve uzun dillidir.
Kısa ve sık bir kıl örtüsüne sahiptirler. Gri arılar da denilen Karniyol
arısının kitini çok koyu renktedir ve genellikle 2. ve 3. halkalar
üzerinde kahverengi noktalar, bazen de kahverengi çizgiler vardır.
En sakin ve uysal arı ırkıdır. Yavru üretme kabiliyetleri çok iyidir.
Küçük aileler halinde kışladıklarından yiyecek tüketimleri azdır. Polen
miktarı yeterli olduğu sürece yavru büyütme uzun süre devam eder.
Sonbaharda ailenin nüfusu süratle azalır. Çok sert iklim şartlarında
bile kışlama yetenekleri iyidir. Oğul verme eğilimleri yüksektir. Yön
tayin etme ve kovanlarını bulma duyguları kuvvetlidir. Yağmacılığa karşı
meyilli değildirler. Çok az propolis kullanırlar ve bu yüzden yavru
hastalıklarına karşı çok hassastırlar. Çevre şartları değişikliklerine
uyma kabiliyetleri yüksektir.
3. Kafkas Irkı
Kafkas arısı (Apis mellifera caucasica) biçim, büyüklük ve kıl örtüsü
bakımından karniyol arısına benzer. Kitin rengi koyudur fakat birinci
karın halkası üzerinde kahverengi noktalar görülür. Kafkas ırkı, bilinen
arı ırkları içinde en uzun dile sahip olan ırktır.
Uysallıkları ve petek üzerindeki sakinlikleri bu ırkın en tipik
özellikleridir. Yavru verimleri yüksektir ve kuvvetli aileler meydana
getirirler. Fakat en kuvvetli oldukları devre yaz ortasıdır. Oğul verme
meyilleri zayıftır. Propolisi çok kullanırlar. Nosema hastalığına karşı
hassasiyetleri dolayısıyla kuzey bölgelerinde kışlama durumları pek iyi
değildir. Yağmacılığa meyillidirler. Bal verimleri yüksektir.
4. Yerli Irklar
Anadolu arısı (Apis mellifera anatoliaca) olarak da isimlendirilen bu
ırk, Anadolu'nun büyük kısmında yayılış göstermektedir. 1953 yılında ırk
düzeyinde sınıflandırılmıştır. Anadolu arısı, İngiltere ve ABD'ne
götürülerek bu ülkelerdeki ıslah çalışmalarında kullanılmıştır. Ege
formu gibi değişik alt türlerinin olabileceği bildirilmektedir. Anadolu
arısı esmer ve küçük yapılı arılardır. Olumsuz kış şartlarına çok
dayanıklı olup yavru ve bal üretim kabiliyetleri yüksektir.
ARICILIKTA MEVSİMSEL BAKIM İŞLERİ
A- İlkbahar Bakım ve Kontrolü
Kolonilerin ilkbahar muayene ve kontrollerinden amaç; arıların kışı
nasıl geçirdiklerini, kovanda mevcut gıda miktarını, ana arının var olup
olmadığını, var ise yumurtlama durumunu, işçi arı miktarını, kovanda
küflü petek olup olmadığını, kovanlara arız olan hastalık ve
zararlıların bulunup bulunmadığını kontrol etmek için kovanı açıp
muayene etmektir.
1. İlk Kontrol ve Zamanı
Eğer koloniler kapalı alanlarda ise, kovanların kapalı arılıklardan
dışarı alınma zamanı bölgelere göre değişim gösterir. Genel bir uygulama
olarak koloniler, söğüt ağacı yapraklarının açmaya başlamasıyla dışarı
alınır. Buna karşın ülkemizin bir çok bölgesinde ve sahil kesimlerinde
koloniler dışarıda açık alanlarda kışlatılır. Gerek kapalı alanlarda
kışlatılıp dışarı çıkartılan gerekse dışarıda kışlatılan kolonilerin ilk
kontrolleri, havaların yeteri derecede ısındığı, erik ağaçlarının çiçek
açtığı andan itibaren güneşli, açık ve sakin bir günde sıcaklığın
gölgede 16-20 oC olması halinde saat 11 ile 14 arasında yapılabilir.
Kovanları açmadan yapılacak bir inceleme de koloni hakkında fikir
verebilir. İyi bir uçuş aktivitesinin varlığı ve arıların polen
taşımaları sağlıklı bir koloninin ilk belirtileridir. Fakat en iyisi
kovanı uygun bir zamanda açıp koloniyi incelemektir. Koloni kontrolleri
sırasında koloniyi üşütmemek gerekir. Koloni üşütüldüğü takdirde, 35 oC
olan yavru büyütme sıcaklığının tekrar aynı dereceye yükseltilmesi için
arıların büyük oranda bal yemeleri gerektiği ve hastalıklar için uygun
bir ortam oluşturulduğu unutulmamalıdır.
2. Dip Tahtası Kontrolü ve Temizliği
Arıların uçuşa çıktıkları zamanlarda kovan dip tahtası temizliği
yapılabilir. Dip tahtası üzerinde görülen kırıntı ve artıklar
incelenerek koloninin durumu hakkında bilgi edinilmeğe çalışılır. Bazen
hava şartları kovanın dışarıda tamamen açılmasına elverişli olmaz. Hava
sıcaklığının yeterli olmadığı bu günlerde petek gözleri içerisinde
bulunan larvaların (kurtçukların) üşüyüp ölmesini engellemek için
ilkbahar başlarında sadece dip tahtası üzerinden incelemeler
yapılabilir. Ayrıca üzerinde nem ve su biriken dip tahtalarının acilen
değiştirilmesi gerekir.
Bazı kovanlarda dip tahtası kovan gövdesinden ayrı bir parça halindedir.
Bu çeşit kovanların temizliği sırasında temiz bir dip tahtası
bulundurularak dip tahtası temizlenecek olan kuluçkalık bunun üzerine
oturtulur. Dip tahtası ayrı olmayan kovanların temizliği ise 16-20 oC
civarında günün ılık ve güneşli saatlerinde yapılmalıdır. El demiri veya
spatula yardımı ile dip tahtası üzerindeki mum kırıntıları ve diğer
artıklar temizlenir. Ancak, alınan artıklar sağa sola atılmamalı ve
belli bir yerde toplanarak gerekirse yakılmalıdır. Aksi halde,
yağmacılık ve hastalıklar için uygun ortam hazırlanmış olunur.
3. Çerçeve Kontrolü
Çerçeve kontrolünde küflü, aşırı esmerleşmiş ve kırık petekli çerçeveler
kovandan çıkartılarak yerine önceki yıldan kalan temiz çerçeveler
yerleştirilir. İşlenmiş petek yoksa verilecek temel petekli çerçeve en
sona konur. Kırık çerçeveler kovanda bırakılırsa arılar burada
yapacakları onarım sırasında erkek arı gözü yaparak kolonide erkek arı
mevcudunun artmasına sebep olurlar. Esmerleşmiş ve küflü peteklere ana
arı istekli yumurta bırakmaz bu da koloninin zayıflamasına ve ürün
kaybına neden olur. Eğer kovan içindeki mevcut arı miktarı çerçeveleri
dolduramıyorsa boş çerçeveler alınarak alan daraltılır.
Çerçeve kontrolü sırasında kovandan dışarı çıkartılan çerçeve, kovan
üzerinde tutulmalı ve sağa-sola kaydırılmalıdır. Aksi halde ana arının
kontrol edilen çerçevede bulunması durumunda ana arının kovan dışına
düşmesine neden olunabilir. Bu işlemler sırasında koloninin üşütülmemesi
için kovan uzun süre açık tutulmamalıdır.
4. Ana Arının Kontrolü
Kolonide ana arının olup olmaması koloninin sürekliliğini doğrudan
etkiler. Eğer kontrollerde ana arı görülemez ise günlük yumurta durumuna
bakılır. Kolonide günlük yumurta mevcut ise büyük ihtimalle ana arı da
mevcuttur. Hem ana arı hem de günlük yumurta görülemezse koloninin ana
arısı yoktur. Bu durumda mümkünse koloniye ya yeni bir ana arı verilmeli
ya da bu koloni başka bir koloni ile birleştirilmelidir.
5. Besin Mevcudiyetinin Kontrolü
Besin kontrolünden amaç kovan içerisindeki bal ve polen miktarının
belirlenmesidir. Erken ilkbaharda yapılan kontrolde besin stokunun
yetersiz olduğu durumlarda bal ve pudra şekerinden yapılan kek veya koyu
şurupla besleme daha uygundur. Koyu şurup 1 ölçü su 2 veya 3 ölçü
şekerle yapılan şuruptur. İlkbaharın ilerleyen dönemlerinde 1 ölçü su 1
ölçü şekerle yapılan daha seyreltik şurupla besleme yapılmalıdır.
Yapılacak olan bu şuruplama koloninin gelişmesini hızlandırarak bal
sezonuna güçlü kolonilerle girilmesine vesile olur.
6. Hastalık ve Parazit Kontrolü
Arılıkta, yıl boyunca görülebilecek nosema, yavru çürüklüğü ve paraziter
hastalıklara karşı uyanık olunmalıdır. Herhangi bir hastalık
görüldüğünde veya hastalıktan şüphe edildiğinde, hastalığın kontrolü ve
mücadelesi için mutlaka bir uzmana danışılmalı uzmanın görüş ve
önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir. Aksi halde bilgisizce
yapılacak bir uygulama fayda yerine zarar getirir.
7. İlkbahar Beslemesi
İlkbahar beslemesi, kovan içindeki gıda kaynaklarının kalite ve miktar
olarak yetersiz olması durumunda ve yavru gelişimini teşvik için yapılan
bir yemlemedir. İlkbahar yemlemesinde hava sıcaklığı önemli bir
faktördür. Şayet hava soğuksa şurup koyu olmalı (2 veya 3 kısım şeker +
1 kısım su) ve petek gözlerine doldurulmalıdır. Su miktarı fazla olan
şurup kovan içinde rutubeti yükselterek küflenmeye ve hastalıklara neden
olur. Ancak, havalar ısındıktan sonra yapılan beslemelerde 1 kısım şeker
ve 1 kısım su ile yapılan şurup kullanılmalıdır. Bu şuruplama sadece
yumurtlamaya teşvik için yapılır. İlkbaharda yapılan şurup
beslemelerinde yağmacılık görülebileceğinden buna karşı gerekli önlemler
alınmalıdır. Şuruplamanın akşam üzeri geç saatlerde yapılması yağmacılık
riskini azaltır.
Erken ilkbaharda koloninin gelişebilmesi için ihtiyaç duyulan diğer
madde polendir. Şayet kolonide yeteri kadar polen yoksa, koloninin bal
ve polenden yapılacak bir kekle beslenmesi gerekir. Bu yönüyle
arıcıların, polenin bol olduğu dönemlerde polen toplamaları ve
gerektiğinde koloni beslemesinde kullanmaları veya ticaretini yapmaları
önemli bir teknik konudur. Polenin yetersiz olduğu durumlarda kolonide
panik oluştuğu ve yavru üretiminin tamamen durduğu sürekli akılda
tutulmalıdır.
8. Oğul ve Oğul Önleme
Oğul, bal arılarında nesli devam ettirmek için koloni fertlerinin bir
kısmının ana arı ile birlikte kovandan ayrılarak yeni bir aile teşkil
etmesine denir. Oğul her ne kadar nesli devam ettirme davranışı olsa da,
oğul verme eğilimi arıların genetik yapısı ve çevre şartları altında
farklılık gösterir. Teknik arıcılıkta, koloninin oğul vermemesi istenir
ve oğula karşı önlemler alınır. Oğul veren kolonilerin gücü oldukça
zayıflayacağından yeterli miktarda bal üretmek mümkün değildir. Bu
nedenle oğul oluşumunu destekleyen şartlar iyi bilinmeli ve oğula karşı
tedbirler alınmalıdır. Oğul oluşumunu destekleyen şartlar; arı
kolonisinin kovana sığmayacak kadar çoğalması, kolonide yavru
yetiştirecek ve bal depolayacak yerin kalmayışı, kolonide yeterli
havalandırmanın olmayışı, koloni içinde sıcaklığın artması, ana arının
yaşlı olması ve genetik yapının etkisi olarak sıralanabilir. Oğul
vermeyi destekleyen bu şartların ortadan kaldırılarak doğal oğulun
önlenmesi teknik ve ekonomik arıcılığın önemli bir kuralıdır.
9. Suni Oğul Üretimi
Teknik arıcılıkta kolonilerin doğal oğul vermesi istenmeyen bir olaydır.
Nektar akışının başladığı dönemde gerçekleşen oğul, anaç koloninin
gücünü azaltmakta böylece bal verimini düşürmektedir. Ayrıca oğul
çıkışının devam etmesi durumunda kolonide kuluçka görevi gören genç işçi
arıların oğulla birlikte çıkmasıyla anaç kolonide kuluçka faaliyeti
aksamakta ve bunun sonucunda kireç hastalığı görülebilmektedir.
Arıcılıkta bu tür olumsuzlukların yaşanmaması için doğal oğula karşı
tedbirler alınmalı, koloni sayısı artırılmak isteniyorsa suni oğul
(bölme) yapılmalıdır.
Yeterli güce erişmiş koloniler, eşit şekilde bölünerek yeni bir koloni
elde edilir. Bunun için boş kovan anaç kovanın yanına getirilir.
Arılı-ballı ve yavrulu petekler her iki kovana eşit sayıda bölünür.
Burada dikkat edilecek husus tarlacı arıların da her iki kovana eşit
şekilde girmelerini sağlamaktır. Bunun için anaç kovan yarım metre sağa
ya da sola kaydırılarak, eski uçuş hattı ortada kalacak şekilde yeni
kovanın (bölmenin) yerleştirilmesi yapılır.
Bu işlem sonrasında tarlacı arılar yine de anaç kovanı tercih
edebilirler, bu durumda anaç kovan bir miktar daha dışa kaydırılarak
uçuş hattının çoğunluğu bölmeden yana verilebilir.
Bir başka yapay oğul üretim yöntemi ise özellikle koloni sayısının
çoğaltılması amacıyla bir kovandan 3-4 çerçeveli 2-3 bölme yapılmasıdır.
Bu durumda bir adet arılı-yavrulu, bir adet de arılı-ballı çerçeve yeni
kovana yerleştirilir. Uçuş delikleri kapalı durumda olan bu kovanlar,
tarlacı arıların eski kovan yerine dönmelerini önlemek için en az 5 km
uzağa taşınır. Diğer bir yapay oğul elde etme yöntemi ise, her kovandan
gücü ölçüsünde 1-2 çerçeve alınarak devşirme şeklinde yeni koloniler
oluşturmaktır.
10. Kayıt Tutma
Kayıt tutma, her üretim dalında olduğu gibi arıcılıkta da çok önemlidir.
Bu amaçla, her kovana ait bir kart veya bir sicil defteri
kullanılabilir. Her koloni kontrolünde koloniye ait bilgiler bu kartlara
işlenerek daha sonra yapılması gereken işler önceden planlanır.
Kayıtlarda; ana arının çıkış ve yumurtlamaya başlama tarihi, orijini,
koloninin besin (bal ve polen) stok miktarları, yavru durumu gibi kısaca
koloniyi tarif eden, yapılan ve yapılması gereken işleri belirten
bilgiler yer almalıdır. Kayıt tutmadan koloniyi doğru bir şekilde
yönetmek mümkün değildir.
B- Yaz Bakımı
Arı kolonilerinin ilkbahar bakımından sonra yazın da bakım ve
kontrolleri devam etmektedir. Yaz mevsiminde yapılan işlerin başında
koloni geliştikçe çerçeve verme, zayıf kolonilerin takviyesi, güçlü
kolonilere kat verme ve flora takibi gibi işler gelir.
1. Çerçeve ve Kat Verme
Arılarda gelişme faaliyetinin başlamasıyla birlikte petek örme faaliyeti
de başlar. Bu dönemde kovana yeni temel petekler verilmesi gerekir.
Çerçevelere iki yandan iki delik açılarak tel takıldıktan sonra temel
petek takılır ve temel petekli yeni çerçeve koloniye verilir. Çerçevenin
koloniye verilmesinde dikkat edilmesi gereken husus; yeni verilen
çerçevenin sondan ikinci çerçeve olarak verilmesi ve yavru üretim
sahasının bölünmemesidir.
Kuluçkalık dolduğu zaman kovana kat (ballık) verilmesi gerekir. Kat
verilirken kuluçkalıktan yanlardan ballı çerçevelerden en az 2 çerçeve
kata alınır, yerlerine yeni çerçeve verilir. Ballı petekler yanında
bir-iki yeni çerçeve daha verilen kat kuluçkalığın üzerine konulur.
Birinci kat dolduğu zaman ikinci kat kuluçkalığın üzerine yerleştirilir
ve birinci kat onun üzerine alınır. Bu şekilde arılar yeni petekleri
daha iyi ve daha çabuk işler. Ballıklardaki bal yeteri kadar sırlanıp
olgunlaştığında bal hasadı yapılabilir.
2. Takviye Verme
Herhangi bir nedenle koloni içindeki arı mevcudunun azalması durumunda
kuvvetli kolonilerden takviye çerçeveler alınarak zayıf kolonilere
verilir. Kapalı yavru gözlü çerçeveler arısıyla birlikte, koku vermek
suretiyle zayıf koloniye verilebilir. Koku vermenin amacı, arılı
çerçevelerin kolonideki arılarla bu çerçeve üzerinde bulunan diğer
koloniye ait arıların birbirlerini öldürmesini önlemektir.
3. Flora Takibi
Teknik arıcılıkta arıların, flora durumuna göre bir yerden başka bir
yere nakledilmesi iyi bir verim alabilmek için gereklidir. Bu iş flora
takibi veya gezginci arıcılık olarak adlandırılır. Gezginci arıcılık
yapılmadan kolonilerden yeterli düzeyde kazanç sağlamak mümkün değildir.
Kolonilerin gezdirilmesi bir başka ifade ile bitki örtüsünün yani
çiçeklerin takip edilmesi teknik arıcılığın en önemli kuralıdır.
ANA ARININ ÖNEMİ VE ÜRETİMİ
A- Ana Arının Önemi
Arı ömrünün çok kısa oluşu, doğadaki kaynakların zamanında ve en iyi
şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Polen kaynaklarının bol olduğu
ilkbahar aylarında koloni gelişmesini tamamlayabilmeli, nektar akış
döneminde de yeterli bal toplayabilmelidir. Verimli ve kazançlı bir
arıcılık için oluşması gereken bu şartlar direkt olarak koloninin sahip
olduğu ana arının genetik ve fiziksel özelliklerine bağlıdır.
On binlerce işçi arı ve gerektiği kadar erkek arı bulunan kolonide tek
başına bulunan ana arı, koloninin bütün gelişme ve verimliliğine yön
verir. Bu nedenle ana arı yetiştiriciliği ve kullanımı teknik arıcılıkta
büyük önem taşır. Yetiştirilsin veya satın alınsın, kolonide genç ve
kaliteli ana arı bulundurulması ve bunun sonucunda güçlü kolonilerle
çalışılması ekonomik arıcılık için bir zorunluluktur.
B- Ana Arının Kalitesine Etki Eden Faktörler
Aynı arılıkta tutulan aynı ırka mensup koloniler eşit koşullarda aynı
performansı göstermeyebilirler. Bu durumda verimsiz olan koloniler
herhangi bir hastalık taşımıyorlarsa verimsizliğin nedeni doğrudan ana
arı ile ilgilidir. Bu durumda ana arı ya yaşlı ya da kalitesizdir. Ana
arı yetiştiriciliğinde kaliteli ana arı elde edilebilmesi için aşağıdaki
kurallara dikkat edilmesi gerekir.
1. Larva Yaşı
Döllü yumurtadan oluşan ana arı ve işçi arı birbirinden çok farklı
özellikler gösterirler. Bunun tek nedeni ana arı olacak larvanın işçi
arı olacak larvaya göre daha ilk andan itibaren sürekli daha zengin ve
daha sık arı sütü ile beslenmesidir. Bu nedenle transfer edilecek
larvanın mümkün olduğunca genç olması, başka bir ifadeyle işçi arı
olmaya yönelik beslenmemiş olması gerekmektedir. Larvanın yaşı büyüdükçe
ana arının kalitesi düşmektedir. 12-24 saatlik larvalar transfer için en
uygun larvalardır. 24 saatten daha yaşlı larvaların transfer edilmesi
durumunda ana arının kalitesi yanında larva kabul oranı da düşmektedir.
2. Başlatıcı ve Bitirici Kolonilerin Durumu
Ana arı yetiştiriciliğinde kullanılan başlatıcı ve bitirici koloniler
yeterince güçlü olmalı, bol miktarda arı sütü salgılayacak genç işçi arı
ve polen içermelidir. Polen, genç işçi arıların arı sütü üretebilmeleri
için gerekli maddedir.
3. Yetiştirme ve Çiftleşme Dönemi
Ana arının ilkbaharla sonbahar arasındaki dönemde yetiştirilebilmesine
karşın, en uygun dönem, nektar ve polen üretiminin en bol olduğu
zamandır. Ana arının üretildiği dönemde nektar ve polen üretiminin
yeterli ve dengeli olması; ana arı hücrelerine daha bol arı sütü
bırakılmasına ve oğul dönemi devam ettiği için doğal çoğalma içgüdüsünün
değerlendirilmesine neden olur. Ayrıca, bu dönemde erkek arıların aktif
ve bol oluşları iyi bir fırsattır.
C- Ana Arı Üretimi
Ana arı üretimi, üretimle ilgili işlerin sırasıyla ve zamanında
yapılmasını gerektirir. Başlatıcı kolonilerin hazırlanmasından itibaren
yumurtlamaya başlayan bir ana arının üretimi yaklaşık 1 aylık bir zaman
gerektirir. Ana arı üretim kapasitesini etkileyen en önemli faktör
çiftleştirme kutularının sayısıdır. Mayıs-Eylül ayları arasındaki üretim
döneminde her bir çiftleştirme kutusu için 4-5 adet ana arı
üretilebilir. Örneğin 100 adet çiftleştirme kutusuna sahip ticari ana
arı üretim işletmesi 1 yılı kapsayan üretim döneminde 400-500 adet ana
arı üretip satabilir. Bu sayıya ulaşabilmek için aşağıda verilen işlerin
aksatılmadan yapılması zorunludur. Ana arı üretimi zor bir iş olmamakla
birlikte plan ve program gerektiren bir iştir.
1. Damızlıkların Seçimi ve Hazırlanması
Damızlık olarak kullanılacak ana arılar, ait olduğu ırkın tüm
özelliklerini belirgin bir şekilde göstermeli ve gerekli seleksiyon
aşamalarından geçmiş olmalıdırlar. Ticari ana arı üretimi yapan
kuruluşlar, üretimlerini damızlık değeri taşıyan ve nesilleri test
edilmiş, tercihen damızlık sertifikası almış ana arılardan
yapmalıdırlar. Sertifikalı damızlık ana arılar, ya yapay tohumlanmış ya
da izole çiftleştirme alanlarında çiftleştirilmiş olmalıdır. Arıcı
şartlarında damızlık koloni temin edilemediği taktirde en basit olarak;
ilkbahar gelişme hızı yüksek, önceki yıllarda en çok balı üreten, oğul
vermeyen, hiçbir zaman hastalığa yakalanmamış, sakin ve uysal mizaçlı
koloniler damızlık olarak kullanılabilir. Damızlık kolonilere,
transferden 4-5 gün önce uygun renkte kabarmış petek verilerek
aşılamanın yapılacağı gün istenen yaşta larva bulunması sağlanır.
2. Başlatıcı Kolonilerin Hazırlanması
En az 15 arılı çerçeveye ulaşan iyi gelişme göstermiş koloniler seçilir.
Bunların ana arısı, transferden 4-5 gün önce alınıp ana arısız
bırakılır. Larva transferinin yapılacağı günün sabahında fazla
çerçeveler çıkartılıp kolonideki arı yoğunluğu artırılır, kolonide
üretilen doğal ana arı hücreleri bozulur ve çerçeve düzenlemesi yapılır.
Bu koloniler, üretimde kullanıldığı sürece sürekli şurupla beslenir,
genç işçi arı veya çıkmak üzere olan kapalı yavru ile takviye edilir.
Başlatıcı koloni olarak, bol miktarda genç işçi arıların toplandığı
polen ve bal bulunduran 2-3 petekli bir oğul kutusu da kullanılabilir.
3. Temel Ana Arı Yüksüklerin Hazırlanması
Teknik ana arı yetiştiriciliğinde larvaların yerleştirileceği temel ana
arı hücreleri (yüksük) saf bal mumundan yapay olarak hazırlanmaktadır.
Parlak renkte, kokusuz saf bal mumu çift cidarlı eritme kabında
eritilir. Su içerisinde bekletilerek suya doyurulmuş yüksük kalıbı önce
suya sonra erimiş bal mumuna ve sonra tekrar suya batırılarak elde
edilen yüksükler bir çıta üzerine erimiş balmumu yardımıyla monte
edilir. Elde edilen yüksükler 10-11 mm derinlikte ve 9-10 mm çapında
olmalıdır.
Çıtada 15-20 adet yüksük bulunur ve bu çıtalardan bir
çerçeveye üç adet takılarak bu iş için özel hazırlanmış olan bir
çerçevede 45-60 adet yüksük bulunması sağlanır. Ana arı üretiminde saf
balmumundan yapılmış temel yüksükler kullanıldığı gibi bu amaç için
üretilmiş plastik olanlar da kullanılabilir.
4. Larva Transferi
Damızlık kovandan, 6-12 saat yaşlı larvalı çerçeve seçilir. Bir fırça
yardımı ile arıları kovan içerisine dökülerek temizlenir. Çerçevenin
şiddetle silkelenmesi durumunda günlük balın larva üzerine akmasına
neden olunacağından bu işlemden kaçınılmalıdır.
Seçilen çerçeve rüzgar ve direkt güneş ışınlarından korunarak kısa
sürede aşılama yerine (transfer odasına) getirilir. Transfer odası kovan
içi şartlarına benzer olarak 30-33 oC ısı ve %60-70 nem içermelidir.
Uygun yaşlı larvalar, hücrelerden transfer kaşıkçığı yardımıyla alınır
ve önceden hazırlanmış olan yapay yüksüklere yerleştirilir. Bu işlemi
yaparken dikkat edilecek en önemli husus, larvanın zedelenmeden alınıp
yüksüğe bırakılmasıdır.
Larva transferi zor bir işlem gibi görünse de bu konuda çalışan kişiler
zamanla tecrübe kazanarak bu işlemi kolaylıkla yapabilirler. Böylece hem
larva tutma oranlarında artış sağlarlar hem de belirli bir sürede daha
çok sayıda aşılama yapma melekesi kazanırlar. Ayrıca, özellikle
başlatıcı kolonilerin ilk kullanım dönemlerinde, yapay yüksüklerin bu
kolonilerde bir gün süreyle bekletilmesi ve aşılama öncesi yüksüklere
sulandırılmış taze arı sütü uygulaması tutma oranlarını olumlu yönde
etkilemektedir.
5. Aşılı Yüksüklerin Başlatıcı Kolonilere Verilmesi
Bir başlatıcı koloniye verilecek 45-60 adet larva transferi
tamamlandığında aşılı yüksükler bekletilmeden başlatıcı kolonilere
verilir. Larva transferinden 4-5 gün önce ana arısı alınmış ve birkaç
saat önce de çerçeve düzenlemesi yapılmış başlatıcı kolonide, larva
transfer edilen çerçeve, bir yanında açık yavrulu diğer yanında polenli
iki çerçeve arasında koloninin ortasına verilir.
Başlatıcı kolonideki
diğer açık yavrulu petekler transfer edilen larvaların daha iyi
bakılabilmesi için çıkartılmış olmalıdır. Bu kolonideki polenli petekler
genç işçi arıların arı sütü üretebilmeleri, açık yavrulu petek de genç
işçi arıların larva transferi yapılan çerçevenin konulduğu yere
toplanmaları için gereklidir. Başlatıcı kolonideki diğer çerçeveler ise
kapalı yavrulu, ballı ve polenli olmalıdır. Sürekli üretimlerde her
larva transferinden önce bu düzen sağlanmalıdır.
Başlatıcı kolonideki genç işçi arının bolluğu ve çerçeve düzeni hem
larva tutma oranını hem de üretilecek ana arı kalitesini doğrudan
etkiler. Ayrıca, sürekli üretimlerde kolonide genç işçi arı
populasyonunun devamı için 5-6 günde bir kolonideki ilk düzenin
sağlanması yönünden yeni çerçeveler verilip amaç dışı kalan fazla
çerçeveler çıkarılmalıdır.
6. Bitirici Kolonilerin Hazırlanması ve Kullanılması
Aşılı yüksükler, çiftleştirme kolonilerine dağıtılacağı güne kadar
başlatıcı kolonilerde tutulabilirler. Ancak bu, büyük çapta üretim
yapılan işletmelerde ekonomik olmayacağı gibi uzun süreli kullanımlarda
yetiştirilen ana arının kalitesini de olumsuz yönde etkileyebilir. Bu
nedenle sürekli ana arı üretimi için başlatıcı kolonilerde kabulü
sağlanan ana arı hücreleri, başlatıcı koloniye verilişinden 1-2 gün
sonra, ana arısı ızgara ile kuluçkalığa hapsedilmiş 16-18 arılı
çerçeveli güçlü kolonilerin üst katına aktarılır. Bu katta ballı, bol
miktarda genç işçi arı, polenli ve kapalı yavrulu çerçeveler
bulunmalıdır. Her hafta alt katla üst kat arasında düzen sağlama
açısından çerçeve değiştirmesi yapılmalıdır. Başlangıç kolonisinde
bitirici koloniye aktarılan transfer çerçevesinin yerine yenisi konur ve
üretim süreklilik kazanır. Bitirici kolonilere aktarılan larvaların bu
dönemden sonraki beslenme ve bakımları bu kolonilerde sağlanır.
7. Çiftleştirme Kutularının Hazırlanması ve Kullanılması
Transferden sonraki 10. günde kapalı durumdaki ana arı hücreleri
bulundukları çıtalardan ayrılarak 1 gün önceden hazırlanmış çiftleştirme
kolonilere dağıtılırlar. Çiftleştirme kolonilerinin oluşumunda farklı
kovan tipleri kullanılmaktadır. Bunlar standart kovanların üçe-dörde
bölünmüş olanları veya ahşap ya da tecritli malzemeden yapılan küçük
çiftleştirme kutularıdır.
Çevreyi tanıma ve çiftleşme uçuşundan dönen ana arıların kendi
kutularına dönebilmeleri için bu kutuların giriş delikleri farklı
yönlere bakmalı ve geniş bir alana yerleştirilmelidirler. Ana arıya
işaret olması yönünden çiftleştirme kutularının ön tarafları farklı
şekillerde farklı renklerle boyanır. Üretim sezonunun başlangıcında
oluşturulan bu çiftleştirme kolonilerinin sürekliliği her bir ana arının
ürettiği yavrularla sağlanır ve böylece bütün sezon boyunca
kullanılabilirler.
Çiftleşme sonrası yumurtlamaya başlayan ana arı, ilk işçi arı yavru
gözleri kapanana kadar 2-3 haftalık süre ile çiftleştirme kolonisinde
yumurtlamaya devam ettirilir. Bu süre sonunda ana arılar satılarak
bunların yerine çıkmak üzere olan yeni ana arı hücreleri verilir. Ana
arı hücrelerinin bulundukları çıtalardan alınmasında ve dağıtılmasında
dikkatli davranılmalı, hücreler bu işlemler sırasında çıtadaki konumunda
dağıtılmalı ve ters çevrilmemelidir. Ana arı hücrelerinin çiftleştirme
kolonilerine verilmesinin ardından, transfer edilen larvanın yaşına
bağlı olarak 2-3 gün sonra ana arılar çıkar. Ana arı hücrelerinin
çiftleştirme kolonilerine verilişinden 4-5 gün sonra yapılacak
kontrollerde ana arı çıkmayan hücreler ya da işçi arılarca bozulmuş
hücreler görülebilir. Bu durumda yeni hücreler verilmelidir.
8. Ana Arıların Çiftleşmesi
Çiftleşme kutularında çıkışlarını gerçekleştiren ana arılar 2-3 günlük
olduklarında çevreyi tanıma uçuşu yaparlar ve daha sonraki 2-3 gün
içinde de çiftleşme uçuşuna çıkarlar. Çiftleşme "Erkek Arı Toplanma
Alanı" olarak adlandırılan özel bir alanda, havada 10-30 metre
yükseklikte uçarken gerçekleşir. Erkek Arı Toplanma Alanına ulaşan ana
arı salgıladığı seks feromonu ve görme yoluyla erkek arılarca
keşfedilir. Sayısı, 6-20 arasında değişebilen erkek arı ile çiftleşen
ana arı kendi kolonisine (çiftleşme kutusuna) dönerek 3-5 gün sonra
yumurtlamaya başlar. Ana arıyla çiftleşen erkek arılar çiftleşme sonrası
ölürler. Ana arı, erkek arı toplanma bölgesinde yeterli sayıda erkek arı
bulunmayışı ve olumsuz iklim şartları altında yeterli sayıda erkek arı
ile çiftleşemezse aynı günde veya takip eden günlerde 1-2 kez daha
çiftleşme uçuşuna çıkabilir.
Çıkıştan itibaren 20 gün içinde çiftleşmeyen ana arılar çiftleşme
isteğini kaybederek dölsüz yumurta yumurtlamaya başlarlar ki artık
bundan sonra çiftleşme gerçekleşmez. Çiftleşmenin kontrol altına
alınması, ya en az 8-10 km yarı çaplı izole bölgeler ya da yapay
tohumlama ile sağlanır.
9. Ana Arıların Yapay Tohumlanması
Teknik arıcılıkta, yapay tohumlama yapılabilmektedir. Bu uygulamada,
damızlık değer taşıma gibi özel öneme sahip kolonilere ait erkek
arılardan toplanan spermler laboratuar ortamında, yapay dölleme cihazı
ile mikroskop altında özel bir amaç için yetiştirilen ana arıya enjekte
edilir. Ana arıların yapay tohumlanması zor bir işlem olmamakla
birlikte, yetenek ve tecrübe isteyen bir iştir. Bu uygulama üretim
materyali olarak kullanılacak ana arı üretiminden ziyade araştırma ve
ıslah çalışmalarında saf ırk ya da hibrit elde etmede çiftleşmenin
kontrol altında alınması amacıyla yapılmaktadır.
10. Ana Arıların Üretim Kolonilerine Verilmesi
Çiftleştirme kutularında yumurtlamaya başlayan ana arıların buralardan
alınıp satılması veya başka yolla değerlendirilmesi sürekli üretimlerde
bir zorunluluktur. Yumurtlayan ana arıların diğer kolonilere
verilmesinde en önemli işlem, öncelikle koloninin hazır hale
getirilmesidir. Bunun için ana arının verileceği kolonide döllü veya
dölsüz ana arı ya da ana arı hücresi bulunmamalıdır.
Ana arının verileceği kolonideki eski ana arı imha edildikten bir gün
sonra ana arının bulunduğu kafes yavrulu iki çerçeve arasına
havalandırma ve besleme delikleri ön ve arka tarafa bakacak şekilde
yerleştirilir. Ertesi gün kek haznesinin bulunduğu taraftaki çıkış
deliği açılarak arıların keki yiyerek ana arıyı çıkarmaları sağlanır.
Bundan sonra kovan açılıp fazlaca kurcalanmamalı, ancak 2-3 gün sonra
ana arı ve yumurta kontrolü yapılmalıdır.
Teknik arıcılıkta yumurtlayan hazır ana arı kullanılması ana arı
kayıplarında ya da yapay oğullara ana arı kazandırılmasında önemli
avantajlar sağlar. Ana arıların yumurtlamaya başlamalarında 25-30 gün
gibi zaman kazanılması, koloninin kendisinin çıkardığı ana arının
çiftleşememesi riskini ortadan kaldırması ve orijini belli materyal
kazanılmış olması bu avantajlardan bazılarıdır. Ancak, önemli
avantajlarına rağmen arıcılarımız arasında hazır ana arı kullanma
alışkanlığı yeterince yaygın değildir.
Kolonilerin nakli, mutlaka arılar kovana girdiği zaman yani gece
yapılmalıdır. Arı naklinden önce gerekli hazırlıklar yapılmalı,
çerçeveler sabitlenmeli, kovandan arı çıkabilecek çatlak ve delikler
kapatılmalı ve çok iyi bir havalandırma sağlanmalıdır. Arılar
nakledileceği noktaya vardığında usulüne göre indirilip uçuş delikleri
duman kullanılarak açılmalıdır. Duman kullanmadan uçuş deliğinin
açılması durumunda arılar çevredeki canlılara zarar verebilir.
Arı nakillerinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus yeterli
havalandırmanın mutlaka sağlanmasıdır. Kolonilerin taze ballı peteklerle
nakledilmesi durumunda bu tür peteklerin özellikle yaz aylarında sıcak
günlerde çok kolay kırılabileceği ve koloni kaybına neden olabileceği
unutulmamalıdır. Özellikle yaz aylarındaki arı nakillerinde gidilecek
yere 1 gecede ulaşılamıyorsa gündüz uygun bir yerde konaklama yapılarak
nakil ikinci gecede tamamlanmadır. Aksi halde koloni kayıpları meydana
gelebilecektir.

C- Sonbahar Bakımı ve Kışlatma
1. Sonbahar Dönemi Çalışmaları
Bal hasadından hemen sonra zaman kaybedilmeden sonbahar bakımına
başlanmalıdır. Kolonilerin sonbahar bakımı, arıların kışı kayıpsız veya
en az kayıpla atlatabilmeleri için çok önemlidir.
Kolonilere kış yiyeceği olarak bal ve polen depolanmış petekler
bırakılır. Ancak petekler tamamen balla dolu olmayıp alt taraflarındaki
gözler boş olmalıdır. Çünkü kışın arılar bal dolu gözler üzerinde değil,
peteklerin balla dolu kısmının hemen altındaki boş gözler üzerinde kış
salkımı oluştururlar. Küflenmiş peteklerdeki ballar, ekşimiş ballar,
düşük kaliteli ballar ve salgı balları kış yiyeceği olarak
kullanılmamalıdır. Yapılacak kontrollerde 8-10 peteği arıyla kaplı bir
koloniye kış yiyeceği olarak 12-15 kg bal bırakılmalıdır. Özellikle
ilkbaharda taze polen gelmeye başlayıncaya kadar ki dönemde arıların
yavru yetiştirmeyi başlatıp sürdürebilmeleri için bırakılan ballı
peteklerin 3-4 tanesinde aynı zamanda yeterince polen de olmalıdır.
Yapılacak kontrollerde arı mevcudu zayıf, ana arısız, ana arısı
yaşlanmış ve verimsiz olan koloniler sonbaharda birleştirilmelidir.
Başarılı kışlatma için mutlak surette sonbaharda bir dönem yavru üretimi
sağlanarak kışa GENÇ İŞÇİ ARI ve GENÇ ANA ARI ile girilmelidir.
Kışa girmeden önce koloniler her zaman olduğu gibi hastalık ve
parazitler yönünden incelenmelidir. Özellikle sonbahar dönemi varroa
mücadelesi son bal hasadından sonra ve kuluçka aktivitesinin azaldığı
zaman yapılmalıdır.
2. Sonbahar Beslemesi
Kolonilere yeterince bal ve polen bırakılmış olsa bile, bal hasadından
sonra koloniler şurupla beslenebilir. Sonbahar beslemesi için hazırlanan
şeker şurubunun şeker-su oranı 2:1 (2 kısım şeker - 1 kısım su)
olmalıdır. Kolonilere uygulanan şeker şurubu beslemesi ana arının
yumurtlama hızını yeniden artırarak genç, yıpranmamış işçi arı
yetiştirilmesini sağlar. Böylece genç işçi arılarla kışa giren koloniler
fazla bir kayıp vermeden bahara güçlü olarak çıkarlar. Genç arılarla
kışlatılan koloniler ilkbahar döneminde daha etkili bir yavru yetiştirme
temposu göstererek hızlı gelişirler.
Koloniler kışa girerken ve kıştan çıkarken şurup yerine kek ile de
beslenebilirler. Kek; bir kısım bal ve üç kısım pudra şekerinin
karıştırılmasından elde edilir. Elde edilen karışım 0.5-1 kg'lık
poşetlere yerleştirilip, poşetin alt kısmında delikler açılarak arılı
çerçeveler üzerine konulur. Kek hazırlama ve uygulamada dikkat edilecek
husus, kekin kovan içi ısısında eriyerek arıların üzerine akmayacak
kıvam ve katılıkta ve arılar tarafından tüketilebilecek yumuşaklıkta
olmasıdır.
Bununla birlikte kek hazırlamada polen açığı bulunan bölge ve dönemlerde
bu açığın kapatılması için süt tozu, bira mayası ve yağı tamamen alınmış
soya fasulyesi unu gibi proteince zengin maddeler karıştırılarak
arıların protein ve vitamin ihtiyacı karşılanabilir. Ancak bu tür
beslemede nosema ve adi ishal gibi hastalıkların ortaya çıkması
mümkündür. Polenin yeterince bulunduğu bölge ve dönemlerde veya genel
olarak ülkemizde bu uygulamaya gerek yoktur.
3. Kışlatma
Arıların kışı geçireceği arılık; kuzeyi kapalı güneyi açık mümkünse üstü
kapalı yerler olmalıdır. Açık arılıklar ise rüzgar almayan, su tutmayan
ve nem birikmeyen yerler olmalıdır. Kovanlar mutlaka bir sehpa üzerinde
yerden yükseltilmeli, böylece nemden ve sudan korunmalıdır. Ayrıca,
kışlatma yeri arıların kış salkımı bozmasına neden olabilecek gürültü ve
sesten uzak yerler olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, kış ölümlerinin nedeni
soğuk değil kolonide ısı üretim ve enerji kaynağı olan yeterli balın
bulunmayışı yani açlıktır. Daha önce de bahsedildiği üzere, başarılı
kışlatmanın altın kuralı, kışa girerken kolonilerde genç arılar yanında
yeterli besin stokunun bulundurulmasıdır.
Arılar, kovan içi sıcaklığı 14 oC'a düştüğü zaman bir araya toplanarak
kış salkımı oluştururlar. Salkımın merkezindeki sıcaklık 33 oC, dış
yüzeyinde ise 6-8 oC olabilmektedir. Arılar bal yiyerek gerekli olan
ısıyı üretirler ve ısı arttıkça salkımı genişletirler. Kışın herhangi
bir sarsıntı ile kış salkımından düşen arılar tekrar salkıma çıkamaz ve
ölürler. Kış salkımının bozulmaması için koloniler kış süresince ve
soğuk dönemlerde kesinlikle rahatsız edilmemelidir.
ARI ÜRÜNLERİ VE ÖZELLİKLERİ
A- Bal
1. Balın Tanımı
Bal, Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı Bal Tebliğinde "Bal; bal
arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan
bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddelerle
karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı
madde" olarak tanımlanmıştır. Tanımından da anlaşılacağı üzere bal saf
ve doğal olmalı, hiçbir katkı maddesi veya kalıntı içermemelidir.
2. Balın Sınıflandırılması
Balın sınıflandırılması üretim ve pazarlama şekline ya da kaynağına göre
yapılmaktadır. Üretim ve pazarlama şekline göre bal; süzme ve petekli,
elde edildiği kaynağa göre ise çiçek ve salgı balı olarak
sınıflandırılabilir.
Çiçek balı; genellikle bitkilerin çiçeklerinde bazen de kiraz, bakla,
pamuk, ve şeftali gibi bitkilerin yaprak sapı ve gövdelerinde bulunan
nektar bezlerince salgılanan nektarın arılar tarafından toplanması ile
oluşturulan baldır.
Salgı balı; çam, meşe, kayın ve ladin gibi orman ağaçları üzerinde
yaşayan böceklerin salgıladığı tatlı salgıların arılar tarafından
toplanması ile oluşturulan baldır. Ülkemiz için en önemli salgı balı çam
balıdır.
3. Balın Bileşimi
Balın bileşimi, üretimin yapıldığı yöredeki bitki türlerine ve üretimin
yapıldığı zamana göre değişmektedir. Ancak genel ortalama olarak balın
%80'i değişik şekerlerden %17'si sudan meydana gelir. Geri kalan %3'lük
kısım başta enzimler olmak üzere, balı bal yapan ve balı değerli kılan
maddelerden oluşur. Balın bileşimini oluşturan maddelerin % ortalama
değerleri aşağıda verilmiştir.
|
|
|
%
|
|
Su
|
|
17.20
|
|
Şekerler |
|
79.59
|
|
|
Früktoz (Meyve Şekeri) |
38.19
|
|
|
Glikoz (Üzüm Şekeri) |
31.28
|
|
|
Sakkaroz (Çay Şekeri) |
1.31
|
|
|
Maltoz
(Disakkaritler) |
7.31
|
|
|
Yüksek
Şekerler |
1.50
|
|
Asitler |
|
0.57
|
|
Protein |
|
0.26
|
|
Kül
|
|
0.17
|
|
İz
Elementler |
|
2.21
|
|
|
Pigmentler |
|
|
|
Tat ve
Aroma Maddeleri |
|
|
|
Şeker
Alkolleri |
|
|
|
Teninler |
|
|
|
Enzimler |
|
|
|
Vitaminler |
|
4. Balın
Bileşimini Oluşturan Maddeler
Su
Baldaki su miktarı balın olgunlaşma durumuna bağlı olarak farklılık
gösterir. Normal olarak olgunlaşmış ballar %17 dolayında su içerirler.
Baldaki su oranının yüksek olması balın daha kolay bozulmasına neden
olur. Bu nedenle süzme bal, tamamen veya en azından yarısı sırlanmış
peteklerden elde edilmelidir.
Karbonhidratlar
Bal, kaynağına ve bal özünü bala çeviren arıların salgı bezlerinin
salgıladıkları enzimlerin aktivitelerine bağlı olarak yaklaşık 15 çeşit
şeker içerir. Ancak, şekerler içersinde büyük çoğunluğu früktoz
(levüloz) ve glikoz (dekstroz) oluşturur. Balda toplam şeker oranı % 80
dolayındadır.
Mineral Maddeler
Balda; demir, bakır, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum,
alüminyum, krom, nikel ve kobalt gibi değerli mineral maddeler vardır.
Salgı balları mineral maddelerce daha zengindir. Bu özelliğinden dolayı
tedavi amaçlı da kullanılırlar ve kristalize olmadıkları için bazı
tüketiciler tarafından tercih edilirler.
Proteinler
Balın kaynağına bağlı olarak, proteinlerin yapı taşları olan
aminoasitler ballarda oldukça düşük düzeylerde bulunurlar. Balda 17 adet
farklı aminoasit tespit edilmiştir.
Asitler
Asitler, bala kendine has kokuyu veren maddeler olup balın asidik yapıda
olmasını sağlarlar. Balın pH değeri değişik şartlar altında 3.4 ile 6.1
arasında değişmekle birlikte ortalama olarak 3.9'dur.
Enzimler
Balda, bir kısmı bitkilerden bir kısmı da arının salgı bezlerinden gelen
değişik enzimler bulunur. Enzimler balın en değerli maddeleridir. Doğal
ve ısıtılmamış ballarda enzim miktarı oldukça yüksek olup bu tür ballar
kaliteli ve çok değerlidir. Bal ısıtıldığı oranda enzim değerinde
kayıplar olur.
Vitaminler
Bal, kaynağına ve içerisindeki polenlerin miktar ve çeşidine bağlı
olarak B, C, E ve K vitaminleri içerir.
5. Balın Fiziksel Özellikleri
a) Renk Özelliği
Balın rengi, elde edildiği kaynağına bağlı olarak su renginden siyaha
kadar büyük bir varyasyon gösterir. Ayrıca, balın ısıtılması ve uzun
süre açıkta tutulması balın rengini değiştirmektedir.
b) Viskozite
Balın bünyesi ya da akıcılığa karşı koyma özelliği de denilen viskozite,
bal içinde mevcut su oranı ile yakından ilgilidir. Balı ısıtarak
viskozitesini azaltmak mümkündür.
c) Işığı Döndürme
Balın polarize ışığı sağa ve sola döndürmesi, balın kaynaklarına göre
farklılık gösterir. Nektar balları ışığı sola, salgı balları ise sağa
döndürmektedir. Sakkaroz denen çay şekeri de ışığı sağa döndürür. Bu
özellik sahte balların tanınmasına yardımcı olur.
6. Balın Kimyasal Özellikleri
a) Balın Tadı ve Kokusu
Bal, elde edildiği kaynağa bağlı olarak kendine has tat ve kokuya
sahiptir. Bu itibarla ısıtma, işleme, depolama gibi işlemlerde balın
kendine özgü tat ve kokusunu değiştirecek yanlış uygulamalardan kaçınmak
gerekir.
b) Balın Şekerlenmesi
Bazı tanım ve hükümleri "Bal standardı" bölümünde verilen 2000/39 sayılı
"Bal Tebliği"nde kristalize bal "kristalizasyon metotlarının herhangi
birine tabi tutularak veya balın kristalleşmesi için herhangi bir işleme
tabi tutulmaksızın tamamen veya kısmen şekerleşmiş, krema ve fondan
kıvamdaki bal" şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi balın
şekerlenmesi bozulma olmayıp balın elde edildiği bitkisel kaynağa göre
oluşabilen doğal bir olaydır. Ancak tüketicilerin çoğu kristalize olan
balı bilgisizlik sonucu hileli bal olarak düşünürler. Bu yanılgı,
ülkemizde özellikle süzme bal pazarlamasında sıkıntılara yol açmaktadır.
Gerçek olan, pek çok doğal ve kaliteli balın çok çabuk hatta süzme
aşamasından hemen sonra bile şekerlenmeye başlayabileceğidir.
Balın şekerlenip şekerlenmemesi üzerine; balın su, glikoz ve früktoz
oranları, balın depolanma sıcaklığı, depolama sıcaklığının dalgalanması
ve balda bulunan polen gibi katı partiküllerin miktarı etkili
olmaktadır. Balın früktoz oranı düşerken glikoz oranının artması
şekerlenmeyi destekler. Ancak, son yapılan çalışmalarda balın şekerlenme
eğiliminin belirlenmesinde daha çok glikoz/su oranı üzerinde
durulmaktadır. Buna göre, glikoz/su oranı 1.7'den daha düşük balların
şekerlenmediği, bu oranın 2.1'den daha yüksek olan balların ise kısa
sürede şekerlendiği bildirilmektedir.
Özellikle tüketicilerin bilgilendirilmesi yönünden tekrar etmek
gerekirse, balın şekerlenmesi tamamen doğal bir olaydır ve balın
kalitesini etkilemez. Batı ülkelerinde kristalize olmuş hatta özel
yöntemler ile kristalleştirilip krem haline getirilmiş ballar zevkle
tüketilirken ülkemizde bu tür ballara şüphe ile bakılması büyük bir
yanılgı olup doğal ve kaliteli bala yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Balın kristalleşmesini önlemek için bazı yöntemler önerilse de çoğu ya
yasal değildir ya da pratik uygulamadan uzaktır. Uygulanabilecek en
basit yöntem balın önce oC'da 5 hafta bekletilmesi sonra da 14 oC’da
saklanmasıdır. Tüketiciler, istediklerinde kristalize olan balı sıvı
hale getirmek için bal kabını, sıcaklığı 38 oC geçmeyen ılık su içinde
tutabilirler.
Ayçiçeği, yonca, kavun, karahindiba, pamuk balları çok çabuk
şekerlenirken akasya, hardal, orman gülü ve salgı balları geç
şekerlenir. Adaçayı balı yıllarca şekerlenmeden kalabilir.
c) Balın Fermantasyonu
Balın içindeki şekerlere dayanıklı mayalar, özellikle su oranı yüksek
balların fermantasyonuna (ekşimesine) neden olur. Sırlanmış ve
olgunlaşmış balların su oranı daha az olduğu için ekşimesi zordur. Bu
yüzden ballar olgunlaşmadan hasat edilmemelidir. Balın ekşimesini
önlemek veya geciktirmek için bal, belli sıcaklıklarda, belli sürede
ısıtılıp pastörize edilebilir. Ancak her ısısal işlem balın kalitesini
ve değerini olumsuz yönde etkiler.
d) Balın Antibakteriyel Özelliği
Bal, antibakteriyel bir özelliğe sahip olduğundan içersinde
mikroorganizma yaşayamaz ve çoğalamaz. Son yıllarda bütün dünyada hızla
gelişen arı ürünleri ile tedavi olarak adlandırılan “apiterapi”de arı
zehiri, propolis, arı sütü ve polen yanında bal da kullanılmaktadır. Arı
ürünlerinin tümünün genel sağlık ve vücut direncini koruması yanında
tedavi edici özellikleri de vardır. Balın antibakteriyel özelliği;
asidik yapıda oluşuna, büyük oranda kuru madde (şeker) ve ayrıca
enzimlerle glikozun parçalanması sonucu oluşan antiseptik bir madde olan
hidrojen peroksit içermesine bağlıdır. Yüksek oranda şeker içeren bal,
yüksek oranda su içeren hastalık etmeni mikroorganizmanın su kaybederek
ölmesine ya da çoğalamamasına yol açarak antibakteriyel etkisini
gösterir.
7. Balın Hasadı
Arılar tarafından bitkilerin çiçeklerinden toplanan nektar (bal özü),
arının midesinde kimyasal değişime uğrar ve daha sonra yiyecek olarak
kullanılmak üzere petek gözlerine depolanır. Bitki çeşidine bağlı olarak
%20-80 oranında su içeren nektar, petek gözlerine depolandıktan sonra su
oranı %17-20 düzeyine indirilerek petek gözlerinin üzeri sırlanır.
Mevcut petek gözlerinin en az yarısı sırlanmış ise bal olgunlaşmış ve
hasat zamanı gelmiş demektir.
Bal hasadı, genellikle arıların daha sakin olduğu sabah saatlerinde
yapılır. Kovana duman verilip kovan açılır. Ballıktaki sırlı petekli
çerçevelerin arıları alt kata (kuluçkalığa) indirilir ya da silkelenir.
Bu işlem esnasında hızlı fakat telaşsız çalışılmalıdır. Ballı çerçeveler
ağzı kapalı bal kasalarına alınıp kapalı ortama taşınır. Bu esnada ballı
çerçeveler, zedelenmemeli ve etrafa bal bulaştırılmamalıdır.
8. Balın Süzümü
Bal süzme işlemi yapılmadan önce oda sıcaklığı, süzme kolaylığı ve
akıcılığın sağlanması açısından 25-30 oC olmalıdır. Süzülecek
çerçevelerin petekleri üzerindeki sırlar, sır bıçağı veya sır tarağı ile
alınır. Sırı alınan petekler elle veya elektrikle döndürülen santrifüj
(bal süzme) makinesine yerleştirilerek balları çıkartılır. Yurt dışında
sır alma ve bal süzme işlemi, çoğunlukla tamamen otomatik makinelerle
yapılmaktadır. Peteklerde kalan bal bulaşıklarının temizlenmesi için
balı süzülmüş petekler akşam üzeri kuluçkalığın üzerine verilerek
arılarca temizlenmesi sağlanır. Bu çerçevelerden temiz ve
kullanılabilecek olanlar saklanarak ilkbaharda tekrar kovanlara
verilebilir.
9. Balı Süzülmüş Peteklerin Değerlendirilmesi
Balı alınan peteklerin tekrar kullanılabilecek durumda olanları tecritli
petek odalarında muhafaza edilir. Petek güvesine karşı, petekler askıya
dizilerek içinde korlaşmış mangal kömürü bulunan mangallarda veya
elektrik ocaklarında toz kükürt yakılarak dumanlama yapılır. Ancak bu
uygulamada peteklerde bulunan güve yumurtaları ölmediğinden uygulama 2-3
haftalık aralıklarla bir kaç kez tekrarlanır. Gerektiğinde bu petekler
gelecek ilkbaharda tekrar kullanılabilir. Ancak bu tür peteklerin tekrar
kullanılması hastalıklar yönünden riskli olabilir. Bu yüzden bazı
ülkelerde peteklerin sadece bir yıl kullanılmasına müsaade edilir.
Muhafaza yönteminde naftalin kesinlikle kullanılmamalıdır. Petrol ürünü
olan naftalin kanserojen bir madde olup bal ve balmumundaki kalıntısı
insan sağlığı için tehlikelidir. Kullanılamayacak durumdaki petekler,
eritilerek kalıp mum haline getirilir.
10. Balın Dinlendirilmesi
Bal süzme makinesinde elde edilen bal, gittikçe incelen çok katlı
elekten geçirilerek mum kırıntıları ve diğer yabancı maddeler ayıklanır.
Buna rağmen küçük parçacıklar ve oluşan hava kabarcığı balın rengini
bulandırır. Bunun için bal, dinlendirme tankına alınır ve dinlendirilir.
Küçük mum kırıntıları ve hava kabarcığı köpük şeklinde üstte toplanır.
Köpüklü kısım arılara yem olmak üzere ya da sirke ve likör yapımı için
ayrı bir yerde depolanır. Dinlendirme kabındaki bal durulduğunda ve
berraklaştığında ambalajlanabilir.
11. Balın Depolanması
Bal, değişik yapı taşlarından oluştuğundan depolama sırasında bile
yapısal olarak sürekli değişikliğe uğrar. Bu değişmeler genellikle
kristalleşme, renk koyulaşması, asitlik derecesinin artması, balın
içinde bulunan şeker çeşitlerinde artma ve azalma olması şeklindedir.
Bunun yanında balın depolanma süresinin artması ve ısıtılması HMF (hidroksi
metilfurfurol) değerini yükseltir.
Balın kristalleşmesi 5-7 oC'da, ekşimesi 10 oC'da başladığından süzülen
ballar eğer ısıtılmayacaksa 5 oC'nin altında tutulmalıdır. Kristalize
olmuş balın tekrar eski haline dönmesi için bal kabı sıcak su dolu bir
kap içerisinde bekletilerek balın çözülmesi sağlanır. Bal kabı hiçbir
zaman doğrudan ateş ile temas etmemelidir. Çözünen bal tekrar kristalize
olabilir.
12. Bal Standardı
Bal, 22 Ekim 2000 tarihine kadar "TS 3036" sayılı bal standardı ile
tanımlanmaktaydı. Ancak, bundan böyle bu tarihte 24208 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanarak yürürlülüğe giren Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı
"Bal Tebliği" hükümlerince tanımlanmaktadır. Bal Tebliği'nin 6.
maddesinin bazı hükümleri aşağıda verilmiştir. Buna göre;
• Balın nem miktarı % 20'den, asitlik miktarı 40 meg/kg'dan fazla
olamaz,
• Balda diastaz sayısı 8'den az olamaz, ancak narenciye balı gibi
yapısında doğal olarak düşük miktarda enzim içeren ve doğal olarak HMF
miktarı 15 mg/kg'dan fazla olmayan balda diastaz sayısı 3'den az olamaz,
• Balda hidroksimetil furfurol (HMF) miktarı 40 mg/kg'dan fazla olamaz,
• Bala herhangi bir madde katılamaz ve yapısında bulunan herhangi bir
madde uzaklaştırılamaz,
• Bal ticari glikoz, naftalin ve nişasta içeremez.
İlgili tebliğde balın ambalajlanması, etiketlenmesi ve diğer konularında
ayrıntılı tanım ve açıklamalara yer verilmiştir. Bu nedenle balla
ilgilenen herkesin Bal Tebliği'ni bilmesi ve buna göre hareket etmesi
zorunludur.
13. Bal Yarışmalarında Değerlendirme Kriterleri
Ülkemizde son yıllarda arıcılık yönünden olumlu bir gelişme olarak, bal
festival ve yarışmaları düzenlemektedir. Bu festival ve yarışmalarda
balların değerlendirilmesinde değişik değerlendirme kriterleri
kullanılabilir. Verilen puanlar, özelliğin alabileceği en yüksek
puanlardır.
14. Balın İnsan Sağlığı Açısından Önemi
Yüksek enerjili ve karbonhidratlı bir madde olan bal, tadı, aroması ve
diğer üstün özellikleri nedeniyle insanlar tarafından daha çok bir besin
ve enerji kaynağı olarak tüketilmektedir. Bal, aynı zamanda tedavi edici
olarak da örneğin çam balı sindirim sistemi rahatsızlıklarında,
okaliptüs balı ise solunum sistemi rahatsızlıklarında
kullanılabilmektedir.
Zengin bir besin kaynağı olan bal, bebek ve çocukların beslenmesinde de
önemli bir yere sahiptir. Çabuk sindirilmesi, bünyesindeki serbest
asitler dolayısıyla yağ hazmını kolaylaştırması, anne ve inek sütündeki
demir ve diğer eksikliklerin gidermesi, iştah açması gibi özellikleri ve
ayrıca sakinleştirici etkisi balın önemini daha da arttırmaktadır. Koyu
renkli balların kan yapıcı özelliği, açık renkli ballara kıyasla daha
fazladır.
Bal, yalnızca bebek ve çocukların beslenmesinde değil büyüklerin
beslenmesinde de yararlıdır. Özellikle çabuk enerjiye dönüşen hazır bir
gıda olması nedeniyle, yüzme, dağcılık, atletizm, basketbol, futbol,
bisiklet yarışı gibi sporlarla meşgul olan kimselere güç vermek ve
yorgunluklarını hafifletmek için kullanılabilir.
Bal, bir besin ve enerji kaynağı olması yanında çeşitli hamur işlerinde
ve pastalarda da kullanılmaktadır. Kattığı hoş tat ve aromasının yanı
sıra, özellikle levüloz şekerinin su tutma yeteneğinden dolayı, bu
yiyeceklerin uzun süre bayatlamadan taze kalmasını sağlar.
B- Balmumu
1. Balmumunun Yapısı
Balmumu, 2-3 haftalık genç işçi arıların son 4 çift karın halkalarındaki
mum salgı bezlerince salgılanan, karın halkaları arasından çıkarken hava
ile teması sonucu katılaşarak pulcuk haline geçen, salgılandığı anda
beyaz renkte olan ve daha sonra koyulaşan bir arı ürünüdür. Balmumu suda
erimediği halde eter ve kloroformda erir. Balda bulunan
karbonhidratlardan sentezlenir. Arıların 1 kg balmumu üretebilmeleri
için 6-10 kg bal yemeleri gereklidir. Mum salgılayan arılar önce bal
yerler daha sonra 35 oC'da zincir şeklinde salkım oluşturarak mum
salgılarlar. Mum pulcuğu karın halkalarından ayaklarla çeneye aktarılır.
Çenede işlenen balmumu petek örme ve yapmada kullanılır.
Kimyasal yapısında; alkali esterler (%72), serbest yağ asitleri (%14),
hidrokarbonlar (%11), serbest alkoller (%1) ve bilinmeyen maddeler (%2)
bulunur.
Ergime sıcaklığı 62-65 oC olup yoğunluğu 0.95'dir. Bu nedenle
eritildiğinde su üzerinde toplanır.
2. Balmumu Üretimi
Özellikle Afrika, Orta ve Güney Amerika'da baldan daha önemli bir arı
ürünüdür. Balmumu üretimi geleneksel olarak petek kırıntılarının sıcak
su içinde eritilip karışımın süzülerek bir başka kaba aktarılması ve
burada su üzerinde toplanan balmumunun soğuduktan sonra oluşturduğu katı
kütlenin elde edilmesi şeklinde yapılır. Ayrıca, güneş enerjili mum
eritme kapları da kullanılabilir. Esmerleşmiş eski peteklerin eritilip
balmumuna dönüştürülmesi hastalıkların kontrolü açısından ihmal
edilmemesi gereken bir işlemdir.
3. Balmumunun Kullanılma Alanları
Balmumu, çok değişik alanlarda kullanılmakla birlikte büyük oranda temel
petek yapımında ve kozmetik sanayiinde kullanılmaktadır. Bunun yanında,
Katolik kiliselerinde yakılan mumlarda en az %32 oranında balmumu
bulunması gerektiğinden mum yapma sanayiinde de ciddi miktarlarda
kullanılır. Bunların dışında balmumu; ilaç sanayiinde, parlatıcı, boya
ve cila yapımında, kalıpçılık, dişçilik gibi alanlarda ve su
geçirmezliğin sağlanmasında kullanılmaktadır. Daha önceleri balmumu
ihtiyacı açısından kendine yeterli olan ülkemiz son yıllarda balmumu
ithal etmeye başlamıştır. Kaynağı belli olmayan balmumundan yapılmış
temel peteklerle Amerikan yavru çürüklüğü ve kireç hastalığı gibi arı
hastalıklarının gerek ülkeler arası gerekse ülke içinde geniş alanlara
yayılabileceği unutulmamalıdır. Bu bakımdan temel petek yapımında
kullanılacak balmumunun "Arıcılık Yönetmeliği"nin zorunlu bir hükmü
olarak 110 oC'da 12 saat süreyle sterilize edilmesi gerekmektedir.
Balmumu tüm kullanma alanları açısından %100 saf olmalı, parafin,
serezin, reçine ve iç yağı gibi yabancı maddeler içermemelidir.
C- Arı Sütü
1. Arı Sütünün Yapısı
Arı sütü, 5-15 günlük genç işçi arıların baş kısımlarında bulunan salgı
bezlerinden salgıladıkları özel bir besindir. Görünümü kremsi-beyaz
renktedir. Ana arı olmaya aday larvanın bulunduğu hücrelerde bulunur.
Arı sütü insan sağlığı ve beslenmesi yönünden oldukça önemli maddeler
içerir. Arı sütü; yaklaşık %66 su, %14.5 karbonhidrat, %4.5 lipid, %13
dolayında aminoasit, B grubu vitaminlerinin tümüne ek olarak A, D, C, E
vitaminleri, önemli bazı mineral maddeler, biyolojik aktif maddeler ve
bir miktar da tespit edilemeyen maddeler içerir.
Bilim adamları, normalde işçi arı olacak larvanın arı sütü ile
beslenmesi sonucu ana arıya dönüşmesini ve ana arının işçi arıya göre 40
kat daha uzun yaşamasını, arı sütünün kimyasal yapı bakımından
zenginliğine ve biyolojik aktif maddeler içirmesine bağlamaktadırlar.
2. Arı Sütü Üretimi
Arı sütü üretimi, ana arı üretiminde bahsedilen larva transferi yöntemi
ile yapılır. Transferden 2-3 gün sonra, hücre içinde bulunan larvalar
atılıp geriye kalan arı sütü ağaç kaşıkçıkla veya vakumlanarak renkli
şişelere alınır. Bu işlem güneş görmeyen kapalı ortamda yapılmalı ve
elde edilen saf arı sütü 5 0C'ın altında muhafaza edilmelidir. Nektar ve
polen kaynaklarının iyi olduğu dönemde güçlü kolonilerle yapılan
üretimlerde bir hücreden ortalama 200 mg civarında arı sütü alınabilir.
3. Arı Sütünün Tüketimi
Arı sütü, balla birlikte tüketilebileceği gibi saf olarak sabahları aç
karnına, kahvaltıdan en az yarım saat önce ve dil altından emilmesi
yoluyla tüketilmesinin daha doğru ve daha faydalı olduğu
bildirilmektedir. Yetişkinler için alınacak günlük ortalama doz genel
sağlık ve vücut direncinin korunması için 500 mg, hastalık ve
rahatsızlık hallerinde 1 g olarak önerilmektedir. Çocuklarda ise yaşa ve
doktor tavsiyesine göre, yetişkin dozun yarısı ile dörtte biri
arasındaki doz kullanılabilir.
4. Arı Sütünün Faydaları
Her ne kadar yeterli sayıda klinik test ve deneylerle kesin olarak
ispatlanmamış olsa da tecrübe, yorum ve bazı gözlemler ışığında arı
sütünün faydaları ve kullanılma alanları aşağıdaki gibi sıralanabilir.
* Organizmaya canlılık kazandırılmasında,
* Bedensel ve zihinsel yorgunlukların giderilmesinde,
* Yaşlılıktan oluşan damar sertliği ve bitkinlik hallerinde,
* Çocukların dengeli beslenmesinde,
* Çocukların diş ve kemiklerinin gelişmesinde,
* Hücre yenileyici özelliği ile cilt bakımında,
* Kadınların periyodik dönemlerinde bozulan kan dengesinin
düzenlenmesinde,
* Saç dökülmelerinin önlenmesi ve saçlara canlılık kazandırılmasında,
* Cinsel faaliyetlerin desteklenmesinde,
* Genel vücut direncinin artırılmasında,
* Kan dolaşımının hızlandırılmasında.
Ayrıca arı sütü; kansızlık, sarılık, yüksek ve düşük tansiyonun
düzenlenmesi, erken bunama ve kolesterolün düşürülmesi gibi hallerde de
fayda sağlamaktadır.
D- Polen
1. Polenin Yapısı
Polen; çiçekli bitkilerde çiçeklerin erkek organlarınca üretilip dişi
organın döllenmesini sağlayan basitçe çiçek tozu olarak da adlandırılan
bitkilerin erkek cinsiyet hücreleridir. Bal arıları, poleni büyük oranda
yavru gıdası olarak kullanırlar. Polen kıymetli bir protein, vitamin ve
mineral madde kaynağıdır.
Polende 18 çeşit amino asit, 10 farklı mineral madde, B grubu
vitaminlerinin tümüne ek olarak C, D, E vitaminleri, doğal hormon,
enzim, koenzim, pigment, karbonhidrat ve fermentler bulunmaktadır.
Kaynağına göre değişiklik göstermekle birlikte genel ortalama olarak
polen; %35 karbonhidrat, %20 protein, %20 su, %5 lipid ve %20 dolayında
diğer maddeler içerir. Polen, bir canlının büyüyüp gelişebilmesi için
günlük alınması gereken aminoasitleri, vitaminleri ve mineral maddeleri
yeterli miktarlarda ve denge içinde bulunduran yegane doğal besin
maddesidir.
Polenin kimyasal yapısı, rengi, tadı, kokusu ve şekli bitki türüne göre
değişmektedir. Çoğunlukla sarı renkli olup siyah, mor, pembe renkli
polenlere de rastlamak mümkündür. Ayrıca balın kaynağı, balda bulunan
polenlerin analizi ile belirlenmektedir.
2. Polenin Üretimi
Polen, polen tuzakları kullanılarak toplanmaktadır. Kovan girişine
değişik şekillerde monte edilebilen tuzaklardan geçen arının taşıdığı
polen tuzak haznesinde birikir. Haznede biriken polen, 1-2 gün
aralıklarla boşaltılıp 42 oC'ı geçmeyen sıcaklıkta kurutma dolaplarında
kurutulup su oranı %7-8 oranına düşürülür. Daha sonra eleklerden
geçirilip temizlenen polen hava almayacak şekilde ambalajlanıp 6 aylığa
kadar olan depolama için oda sıcaklığında daha uzun süreli depolamalar
için soğuk ortamda saklanır. Uzun süreli saklanacak kurutulmuş ve
temizlenmiş polen CO2 gazı ile fümige edilebilir.
Yapılan denemeler polen toplamanın, koloninin gelişmesi ve bunun sonucu
olarak da bal üretimi üzerinde önemli olumsuz etkide bulunmadığını
göstermiştir. Polen toplanması durumunda, arıların daha çok polen
toplama seferine çıkarak ve polen tuzağına rağmen küçük polen kümelerini
koloniye geçirerek ihtiyaçları olan poleni depoladıkları tespit
edilmiştir. Bal üretimi yanında, gerektiğinde koloni beslemesinde
kullanmak veya ticari amaçla polen toplamanın daha kazançlı arıcılığa
vesile olduğu kesindir. Polen, teknik olarak kurutma dolaplarında
kurutulması yanında basit olarak havadar ve doğrudan güneş ışığı almayan
gölge bir yerde kurutulabilir.
3. Polenin Tüketimi
Polen, daha önce de bahsedildiği üzere canlının gelişmesi ve büyümesi
için günlük alınması gereken tüm gerekli maddeleri uygun denge içinde
bulunduran yegane doğal besindir. Bu bakımdan insan sağlığı ve
beslenmesinde ve genel vücut direncinin korunmasında büyük öneme
sahiptir. Polen, sabahları aç karnına, kahvaltıdan en az yarım saat önce
ya da akşam yemeğinden en az 4 saat sonra tercihen yatmadan önce sade
olarak veya ılık süt ve meyve suları içinde alınmalıdır. Günlük alınması
gereken doz duruma göre, yetişkinlerde 15-40 g, 6-12 yaş grubu
çocuklarda 10-15 g, 3-5 yaş grubu çocuklarda ise 5-15 g'dır. Bir yemek
kaşığı kuru polen yaklaşık 10 g'dır.
4. Polenin Faydaları
Genel sağlığın korunması ve vücut direncinin artırılması yanında dengeli
beslenme amacıyla da tüketilen polen aşağıdaki hallerde de fayda
sağlamaktadır. Ancak nadiren de görülse polen bazı kişilerde alerjik
reaksiyona neden olabilir. Bu durumda polenin kullanılmaması gerekir.
Polen;
* Zihinsel ve bedensel yorgunluklarının giderilmesinde,
* Çocukların sağlıklı gelişmesi ve beslenmesinde,
* Düşünme, araştırma ve çalışma gücünün artırılmasında,
* Sporcuların ve yarış hayvanlarının performanslarının artırılmasında,
* Kansızlığın giderilmesinde,
* Karaciğer, prostat ve kanser hastalıklarında faydalıdır.
E- Propolis
1. Propolisin yapısı
Propolis; arılar tarafından bitkilerden toplanan, yapışkan ve 15 oC'da
sert ve kırılgan, 30 oC'da yumuşak ve bükülebilir, kaynağına göre
siyahtan sarıya kadar değişebilen renkte bir maddedir. Ham propolisin
yapısında, kaynağına göre oldukça değişmekle birlikte; %50-55 reçine ve
balsam, %20-35 bitki kaynaklı mumlar, %10-15 eterik ve esansiyel yağlar,
%2-5 polen, az miktarda organik ve inorganik bileşikler bulunur. Başka
bir bildirişe göre propoliste %46 balsam, %27 bitkisel kökenli mum ve
%15 flavon ve flavonoidler bulunmaktadır. Flavon ve flavonoidler
propolise antifungal, antiviral ve antibakteriyel özellikler kazandıran
maddelerdir.
Arılar propolisi; kavak, meşe, kayın, okaliptüs, akasya ve kozalaklı
ağaçlar başta olmak üzere değişik ağaç ve çalılardan toplarlar. Arının
arka bacağında taşıdığı propolis kovanda ancak diğer arıların yardımıyla
boşaltılıp gerekli yerlerde kullanılır.
2. Propolisin Kovandan Toplanması
Arılar propolisi kovanda dip tahtası, çerçeve kenarları ve giriş deliği
arkasında biriktirirler. Buralarda biriktirilen propolis kazınarak
toplanabilir. Bu şekilde elde edilen kazıma propolis temiz olmayabilir
ve değişik kalıntılar içerebilir. Bu nedenle propolisin teknik olarak
toplanmasında, çerçevelerin üstüne yerleştirilen ana arı ızgarasına
benzer plastik plakalar veya kovanın ön ve arka gövde tahtalarında
açılacak aralıklar kullanılır. Propolisin toplama plakasında
biriktirilmesinden sonra plaka bir müddet soğuk ortamda tutulduğunda
propolis el yardımıyla kolaylıkla plakadan hasat edilir ve ambalajlanır.
Hasat edilen ham propolisten laboratuvarda "Yumuşak Propolis Ekstraktı"
üretilir.
3. Propolisin Kullanılma Alanları
Propolis kovanlarda arılar tarafından; kovandaki çatlak ve patlakların
kapatılmasında, çerçevelerin gerek kovan duvarlarına gerekse
birbirlerine yapıştırılmasında, koloniye giren ve koloni dışına
atılamayan zararlıların mumyalanıp kokuşmasının önlenmesinde, petek
hücrelerinin cilalanıp parlatılmasında ve kovanın steril hale
getirilmesinde kullanılır.
Propolis tıpta da ilaç ham maddesi olarak kullanılmakta olup eski Doğu
Bloğu ülkelerinde ilaç kodeksine girmiştir. Çok kuvvetli antibakteriyel,
antifungal, antiviral ve anastezik etkiye sahip olduğundan Apiterapide
yaygın olarak kullanılma alanı bulmuştur. Başta Japonya olmak üzere bazı
ülkelerde tonlarca propolis pastil, tablet, krem,ve solüsyon gibi
değişik şekillerde hastalıkların tedavisi ve genel vücut direncinin
korunması ve artırılması amacıyla tüketilmektedir.
F- Arı Zehiri
1. Arı Zehirinin Yapısı
Arı zehiri, işçi arılarda zehir bezlerince üretilip zehir torbasında
depolanır. Hücreden yeni çıkmış arıların zehir üretme yetenekleri çok az
olup 12 günlük olduklarında en yüksek üretim kapasitesine ulaşırlar ve
20 günlük olduklarında zehir üretme yeteneklerini kaybederler. Ancak
kışlayan arılarda bu yetenek yok olmaz. Bir işçi arı, ömrü boyunca 0.3
mg dolayında zehir üretir. Sokma sırasında iğnesini sokulan canlı
üzerinde bırakan arı, daha sonra ölür. Bir anlamda, işçi arı kendisini
ve kolonisini korumak için ölümü göze alır.
Arı zehiri kimyasal olarak oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir.
Farmakolojik açıdan önemli aktif maddeler içerir. Bunlardan en önemlisi
kimyasal yapının yaklaşık %50'sini oluşturan polipeptit yapıdaki
mellitin'dir. Arı zehirinde bulunan diğer önemli polipeptit ise
apamin'dir. Bunun yanında enzim yapısında olan fosfalipazlar arı
zehirinde %12 dolayında bulunur.
2. Arı Zehiri Üretimi
Arı zehiri toplanmasında, değişik yöntemler bulunmasına karşın, daha çok
5-10 mm aralıklarla paralel dizilen tellerin altına yerleştirilen cam
levhalı düzenek kullanılmaktadır. Kovan uçuş tahtası veya kovan dip
tahtası üzerine konan bu düzeneğe 12 voltluk akım verildiğinde tellere
temas eden arı hafif elektrik şokuyla karşılaşmakta ve zehirini cam
levha üzerine bırakmaktadır. İğne cama batmayacağından arı da
ölmemektedir. Sıvı olan arı zehiri, cam levha üzerine bırakılır
bırakılmaz kristal hale geçer ve daha sonra jiletle kazınarak toplanır.
Arı zehiri toplanması sırasında arılar yüksek derecede rahatsız
edileceğinden çevredeki canlılar yönünden güvenlik tedbirleri alınmalı,
uygulama 1 kovan için en fazla 5-10 dakika sürmelidir. Uygulama 10
kovana tatbik edildiğinde 1-2 g kristal zehir toplamak mümkündür.
3. Arı Zehirinin Kullanılma Alanları
Arı zehirinin kullanılma alanları ve ticaret hacmi diğer arı ürünlerine
göre daha sınırlıdır. Arı zehiri arılarca koloninin düşmana karşı
savunulmasında, ve ayrıca apiterapide arı zehirine karşı bağışıklık
sisteminin geliştirilmesinde ve romatizmal hastalıkların tedavisinde
kullanılmaktadır. Arı zehiri, Amerika'da eczanelerde tablet olarak
satılmakta ve ilgi görmektedir.
BALLI BİTKİLER
Ballı Bitkiler ve Sınıflandırılmaları
Ülkemiz bitki varlığı bakımından dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır.
Tüm Avrupa kıtasında 12.000 dolayında bitki türü varken sadece ülkemizde
10.000 dolayında bitki türü bulunur. Bunların içinde arıcılık yönünden
önem arz eden pek çok tür doğal olarak yayılış göstermektedir. Başarılı
bir arıcılık yapabilmek için arıcılık yapılan bölgelerde nektar ve polen
verimi bol olan bitkilere ihtiyaç vardır. Çiçeğin olmadığı yerde
arıcılık yapmak mümkün değildir. Bu bakımdan arıcılık, uzun süre çiçek
açan ballı ve polenli bitkilerin bulunduğu yörelerde yapılmalı ya da
koloniler bu bölgelere götürülmelidir.
Bitkilerin nektar verimine; bitkinin kendisiyle ilgili türü, nektar
salgı miktarı, çiçeklenme durumu ve süresi gibi faktörlerle birlikte
güneş ışığı, hava sıcaklığı, nem ve toprağın yapısı gibi ortamla ilgili
çevresel faktörler etkide bulunur. Nektarın az veya çok şekerli olması
yukarıdaki faktörlere bağlıdır. Arılar şeker oranı yüksek nektarları
tercih ederler. Kısaca nektar sağlayan bitkinin değeri ve arılar
açısında çekiciliği; bitkinin çiçeklenme süresine, bu süredeki nektar
salgılama miktarına ve nektarın şeker oranına bağlıdır.
Her bölgenin hatta her memleketin kendine has bazı doğal ballı bitkileri
vardır. Buna ek olarak, ekim ve dikim yolu ile arılar için mera ve
nektar kaynağı oluşturulabilir. Uygun bir arazi belirlenerek bu gibi
bitkileri ekmek suretiyle hem arılara nektar kaynağı hazırlanır ve hem
de hayvanlar için yem elde edilmiş olur. Hayvancılığın gelişmesi için
yem bitkileri tarımı önemlidir. Baklagil yem bitkileri, hayvanlar için
kuvvetli bir besin kaynağı olduğu kadar arılar için de değerli bir
nektar ve polen kaynağıdır. Orman ağacı olarak ıhlamur, kestane,
okaliptüs arılar için değerli nektar kaynaklarını oluştururlar. Bunun
yanında yalancı akasya arılar için çok değerli nektar kaynağıdır.
Arıcılık için değerli nektar kaynağı olan ve iyi kalite bal yapan
bitkileri; kültür bitkileri, doğada kendiliğinden yetişen bitkiler ve
ağaçlar ve çalılar olmak üzere üç grupta toplayabiliriz.
1. Kültür Bitkileri
Bu guruba baklagil yem bitkileri ile endüstri bitkileri girmektedir. Yem
bitkisi olarak ekilen yonca, korunga ve kolza en başta yer almaktadır.
Endüstri bitkisi olarak pamuk ve ayçiçeği arıcılık için çok önemli
kültür bitkileridir. Bunlar kültüre alınmış bitkiler oldukları için
çiçeklenme dönemleri farklılık gösterir ve arılar için çok zengin ve
uzun süreli nektar kaynaklarını oluştururlar. Bu bitkilerden bazılarının
çiçeklenme zamanı, yayılış alanı ve bal özellikleri aşağıda verilmiştir.
Kırmızı Üçgül
Baklagiller familyasına ait bir çok bitki türü ülkemizde doğal olarak
yetişmektedir. Fiğ, yonca, korunga gibi kültür formlarının ekimi ise çok
geniş alanlarda yapılmaktadır. Bu familyaya ait ballı bitkilerin sayısı,
diğer familyalara göre daha fazladır.
Ülkemizde yaygın olarak yetişmekte olan kırmızı üçgülün çiçeklenme
dönemi, yetiştiği bölgenin iklim koşullarına göre farklılık gösterir.
Çiçeklenme dönemi, ılıman iklimin hüküm sürdüğü bölgelerde Nisan ayında
başlar ve Eylül ayına kadar sürer. Kırmızı üçgül balının çok güzel bir
tadı ve kokusu vardır. Çok açık sarı renktedir. Kristalleşmesi çabuktur.
Bir dönüm kırmızı üçgül ekili tarladan 10 kg bal alınabilir.
Beyaz Üçgül
Ülkemizde hayvan yemi olarak geniş alanlarda ekimi yapılan beyaz üçgül,
aynı zamanda arılar için önemli bir nektar kaynağıdır. Mart ayından
Eylül ayına kadar çiçekli kalabilen beyaz üçgülün balı, kovandan yeni
alındığı zaman renksiz veya çok açık sarıdır. Kovandan alındıktan çok
kısa bir süre sonra şekerlenir. Beyaz üçgül balının güzel bir tadı
vardır ve oldukça yumuşaktır. Bir dönüm beyaz üçgül ekili tarladan 10 kg
bal alınabilir.
Ayçiçeği
Ülkemizde geniş alanlarda ekimi yapılan önemli bir tarım bitkisidir.
Trakya bölgesinde yoğun olarak yetiştirilir. Arı, ayçiçeğinin nektarını
alırken bu bitkinin tozlaşmasına katkıda bulunarak döllenmesini sağlar
ve böylelikle ürün ve kalite artışına neden olur. Ayçiçeğinin çiçeklenme
dönemi Temmuz ayıdır. Ayçiçeği balı kovandan yeni alındığında altın
sarısı rengindedir. Kendine özgü bir tadı vardır. Ayçiçeği balı çok
çabuk kristalleşir. Kristalleştiği zaman mum gibi görünür. Bir dönüm
ayçiçeği ekili tarladan 5 kg bal elde edilebilir.
Yonca
Bu bitkinin değişik türleri ülkemizde doğal olarak yetişmekte olup bir
kaçı da kültüre alınarak hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Yonca, çok
yıllık bir bitkidir. Menekşe moru renginde çiçekleri vardır. Yüksekliği
250-2000 metre olan taşlık yamaçlarda, çayırlarda ve step alanlarda
rastlanır.
Çiçeklenme dönemi Mayıs'ta başlayıp Eylül'e kadar devam eder.
Zonguldak, Gümüşhane, Erzurum, Kars, Nevşehir, Sivas, Erzincan, Muş,
Ağrı ve Gaziantep'te doğal olarak bulunur.
Yonca balı, yeni hasat edildiğinde açık sarı renktedir ve çabucak
kristalleşir. Kristalleşen yonca balı katı ve krem rengi bir görünüm
kazanır. Balının çok güzel bir aroması ve kendine özgü bir tadı vardır.
Bir hektar yoncadan 400 kg dan fazla bal alınır. Nektarının bol olması
ve kaliteli bal vermesi nedeniyle yonca önemli ballı bitkiler arasında
yer almaktadır.
2. Doğada Kendiliğinden Yetişen Bitkiler
Ülkemiz bu bitkiler yönünden oldukça zengindir. Genellikle nitelikli
nektar veren bitkilerdir ve arıcılık için büyük önem taşırlar. Bunların
pek çok türleri vardır. En önemlileri; kekik, adaçayı, taş yoncası,
hindiba, ballıbaba, korunga, lavanta, muhabbet çiçeği, nane, fiğ ve
diğer türlerdir. Bunlar karışık olarak meralarda bulunur, kendi kendine
yetişir, tohum saçar ve nesillerini sürdürürler. Bu bitkilerin
bazılarının çiçeklenme zamanı, yayılış alanı ve bal özellikleri aşağıda
verilmiştir.
Adaçayı
Ülkemizde bir çok türü doğal olarak yetişen bu bitkinin yaklaşık yedi
türü ballı bitki olarak bilinmektedir. Bitki çok yıllık olup boyu 30-60
cm arasında değişir. Yaprakları sık tüylüdür. Çiçekleri açık sarı
renktedir. Adaçayının çiçeklenme dönemi Temmuz başından Ekim sonuna
kadar devam eder. Ülkemizde Kırklareli, Kocaeli, Zonguldak, Sinop, Ordu,
Trabzon, Erzurum, Kars ve Hatay'da doğal olarak yetişir. Adaçayı balının
rengi açık sarıdır. Tadı ve kokusu çok güzeldir. Balının karakteristik
aroması ile diğer ballardan kolaylıkla ayrılır. Adaçayı balının
kristalleşmesi oldukça yavaştır. Bir dönüm Adaçayı ekili alandan 6,5 kg
bal alınabilir. Bu bitkinin kültüre alınması arıcılık için büyük önem
taşımaktadır.
Kekik
Ülkemizde yaygın olarak yetişen bir bitkidir. Bu bitkinin beş farklı
türü ballı bitki olarak bilinmektedir. Yol kenarlarında, tepelerde ve
dağlarda yetişen kekik hoş kokuludur ve çok yıllıktır. Kekik bileşiminde
"timol" içeren uçucu bir yağ vardır. Çiçeklenme dönemi Mayıs başından
Ağustos sonuna kadar devam eder. Bu tür ülkemizde Ankara, Amasya,
Çankırı, Kastamonu, Bolu, Trabzon ve Kütahya'da doğal olarak yetişir.
Kekik balı açık altın sarısı renktedir. Tadı ve aroması çok güzeldir.
Kekik balı enzim içeriği bakımından çok zengindir.
Beyaz Ballıbaba
Beyaz ballıbaba da ballı bitkiler listesinde yer almaktadır. Ancak
nektar bezlerinin, çiçeğin dip kısmında olması nedeniyle arılar bu
çiçeğin nektarından yararlanamazlar. Bu bitki, güzel kokulu beyaz
çiçeklere sahiptir. Beyaz ballıbabadan arılar sadece polen toplarlar.
Bitkinin çiçeklenme süresi Mayıs başından Ağustos sonuna kadar devam
eder. Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Kars, Kayseri, Erzurum, Bitlis, Ağrı,
Mersin ve Hakkari'de doğal olarak yetişir.
Peygamber Çiçeği
Bu bitkinin değişik türleri ülkemizde doğal olarak yetişmektedir.
Peygamber çiçeği çok yıllık bir bitkidir. Çiçekleri mor renklidir ve çok
güzeldir. Son yıllarda bu bitki toplanıp vazo çiçeği olarak
pazarlanmaktadır. Arıcılık için büyük değer taşıyan peygamber çiçeğinin
tahribatı bu şekilde başlatılmış bulunmaktadır. Bu durumun yetkili
kurumlar tarafından engellenmesi gerekmektedir. Peygamber çiçeği
Türkiye'de çok yaygındır. Çiçeklenme dönemi Mayısta başlayıp Ağustos
sonuna kadar sürer. Balı açık yeşil-sarı renktedir. Tadı kendine özgü
olup hafif acıdır. Kristalleşmesi geç olmaktadır. İç Anadolu Bölgesi
için oldukça önemli bir nektar kaynağıdır.
Geven
Türkiye'de çok sayıda geven türü doğal olarak yetişmektedir. Ancak bu
bitkinin sadece birkaç türü ballı bitki olarak bilinmektedir. Nektarlı
olan gevenlerin çiçekleri, nektarsız olanlara göre daha gösterişlidir.
Çok yıllık bir bitkidir. Bu bitkinin bal kalitesi türüne göre farklılık
göstermektedir. Geven balı su rengindedir. Bazı türleri, bal arıları
için zehirli etki göstermektedir.
Engerek Otu
Bu bitkiye ait 27 tür vardır. Ülkemizde doğal olarak yetişmektedir.
Engerek otunun boyu 30 ile 50 cm arasında olup çok yıllık bir bitkidir.
Özellikle yol kenarlarında yaygın olarak görülür ve yaprakları tüylüdür.
Çiçekleri leylak mavisidir ve güzelliği ile arıların dikkatini
çekmektedir. Engerek otu Mayıs ayından Ekim ayına kadar çiçekli
kalabilir. Ülkemizde Kırklareli, İstanbul, Bursa, Bolu, Kastamonu,
Sinop, Samsun, Giresun, Erzurum, Çorum ve Ankara'da yaygın olarak
bulunur. Engerek otu önemli bir nektar kaynağıdır. Bu bitkiden üretilen
bal kaliteli olup geç kristalize olur. Balın rengi açık sarıdır ve çok
güzel aromaya sahiptir. Bir hektar engerek otu ekili alandan 300-400 kg
bal alınması mümkündür.
Sığır Dili
Bir çok Avrupa memleketinde bu familyanın bir çok türü süs bitkisi
olarak kültüre alınmıştır. Sığır dili çok yıllık bir bitkidir. Boyu
20-150 cm arasında olabilir. Çiçekleri koyu mavi renkte olup çok
güzeldir. Çiçeklenme dönemi Nisandan Ağustosa kadar sürer. Tarla ve
bozkırlarda bu bitkiye sıkça rastlanır. Türkiye'de Tekirdağ, İstanbul,
Bursa, Ankara, Samsun, Artvin, Kars, Çanakkale, Yozgat, Elazığ, Bitlis,
Ağrı, Muğla, Antalya, Konya, Adana, Kahramanmaraş, Van ve Mardin
illerinde doğal olarak bulunur. Sığır dili balı, açık sarı renkte,
kristalleşmesi yavaş, hoş kokulu ve lezzetlidir.
Uyuz Otu
Bu bitkinin yaklaşık 80 türü ülkemizde doğal olarak yetişmektedir. Çok
yıllık bir bitki olup boyu 30-45 cm arasındadır. Çiçekleri açık eflatun
renkte ve çok güzeldir. Trabzon, Kars, Ardahan ve Gümüşhane'de doğal
olarak yetişir. Çiçeklenme dönemi Temmuz-Ağustos ayları arasındadır. Bir
dönüm uyuz otu ekili alandan 20-50 kg bal alınabilir. Balı açık sarı
renkli ve kristalleşmesi çabuktur.
Karabaş Otu
Bu bitkinin yaklaşık 120 türü ülkemizde doğal olarak yetişmektedir. Çok
yıllık bir bitkidir. Karabaş otunun boyu 30-100 cm. arasında değişir. Bu
bitkiye rutubetli yol kıyılarında, kayın ve ladin ormanlarında
rastlanır. Gül kırmızısı renkte ve çok güzel çiçekleri vardır.
Çiçeklenme dönemi Haziranda başlar ve Ekime kadar sürer. Ülkemizde
Kırklareli, İstanbul, Bolu, Kastamonu, Amasya, Giresun, Rize ve Erzurum
illerinde doğal olarak yetişir. Bu bitki, çiçeklenme süresinin uzun
olması nedeniyle önemli ballı bitkiler listesinde yer almaktadır.
Karabaş otunun balı oldukça açık sarı renkli olup kısmen geç
kristalleşir. Kristalleştiği zaman ince granüller oluşturur. Balın nane
kokusuna benzer bir kokusu vardır. Bir dönüm karabaş otu ekili alandan
10-20 kg arasında bal alınabilir.
Erik Otu
Bu bitkinin 5 türü ülkemizde doğal olarak yetişmektedir. Erik otu çok
yıllık bir bitkidir. Boyu 40 cm kadar olabilir. Çiçekleri açık eflatun
renktedir. Çiçeklenme dönemi Mayıstan Ekime kadar sürer. Çanakkale,
İstanbul, Bursa, Çankırı, Sinop, Amasya, Giresun, Rize, Çorum,
Balıkesir, Eskişehir, Ankara, Kayseri, Malatya, Tunceli, Muş, Bitlis,
Aydın, Denizli, Antalya, Konya, Mersin, Adana, Mardin, Hakkari ve
Ordu'da doğal olarak yetişir.
Erik otunun çiçeklenme süresinin uzun olması ve ülkemizde çok yaygın
olarak bulunması nedeniyle bu bitki önemli ballı bitkiler listesinde yer
almaktadır. Erik otu balı açık sarı renktedir ve oldukça güzel bir tada
sahiptir. Bir dönüm erik otundan 20-50 kg arasında bal alınabilir.
3. Ağaçlar ve Çalılar
Ülkemiz nektar ve salgı üreten ağaçlar yönünden değerli türlere
sahiptir. Ağaç ve çalılar içinde nektar ve salgı üretimi bakımından en
önemlileri; akasya, ıhlamur, okaliptüs, çam, funda, çeşitli meyve
ağaçları, söğüt, yalancı akasya, akçaağaç, böğürtlen, muz, kestane, koca
yemiş, püren, erguvan ve meşedir.
Köknarların ve bazı ibreli ağaçların çiçekleri nektar salgılamaz.
Yalnızca bazı yaprak bitlerinin çıkardığı artık maddeler ve geçen
seneden kalan eski ibrelerin sızıntıları arılar için bal kaynağı
oluşturur. Köknar ibreleri yaz başında sıcak günlerde tatlı su salgılar.
Bu salgılama bir iki hafta gibi bir süre devam eder. Ancak, çamlarda
yaşayan böceklerin salgı üretmeleri uzun sürelidir. Bu salgıların
toplanarak çam balına dönüştürülmesi ülkemiz bal üretimi ve ihracatı
yönünden çok önemlidir. İhraç edilen balımızın tamamına yakını çam
balıdır.
Bu bitkilerden bazılarının çiçeklenme veya salgı zamanı, yayılış alanı
ve bal özellikleri aşağıda verilmiştir.
Akasya
Değişik iklim koşullarına kolaylıkla uyum sağlayabilen akasya, ülkemizde
yaygın olarak rastlanabilen bir ağaç türüdür. Akasyanın arıcılık
açısından oldukça önemli bir yeri vardır. Görünümü ile de park ve
bahçelere ayrı bir özellik katan akasya dikiminin hızlandırılmasına ülke
çapında önem verilmelidir. Ağaçlandırma yapılacak bölgelere dikilecek
her akasya ağacının üretici ve ülke ekonomisine katkısı büyük olacaktır.
Akasyanın çiçeklenme dönemi bölgelere ve yüksekliğe bağlı olarak
Nisan-Haziran ayları arasındadır. Akasya balının tadı ve kokusu çok
güzeldir ve oldukça geç kristalleşir. Kendine özgü parlaklık ve
akıcılığını uzun süre kaybetmez. Bir dönüm akasyadan 150 kg bal
üretilir.
İğde
Bu familyanın iki türü Türkiye'de doğal olarak bulunur. İğde, bazı
bölgelerde ağaççık, bazı bölgelerde ise ağaçtır. Çiçekleri açık sarı
renktedir. İğde çiçeğinin güzel kokusu herkes tarafından bilinir. Arılar
sabahın erken saatlerinden günün geç vakitlerine kadar iğde çiçeklerini
ziyaret ederler. Çiçeklenme süresi bulunduğu bölgeye göre değişir.
Ilıman iklimin hüküm sürdüğü alanlarda Nisan ayında, daha iç bölgelerde
ise Mayıs ve Haziran aylarında çiçeklenme gözlenir. İğdenin nektarı çok
fazla değildir ve geniş alanlarda ekimi yapıldığı zaman arıcılık
açısından değer kazanır.
Söğüt
Arılar için özellikle erken ilkbaharda önemli bir nektar ve polen
kaynağıdır. Ülkemizde sulak arazilerde doğal olarak yayılış gösterir. 1
dekar söğüt alanından 10-15 kg bal alınabilir. Balı geç kristalize olup
sarı renklidir.
Kestane
Ülkemizde Karadeniz, Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde doğal olarak
yetişir. Haziran-Temmuz aylarında çiçeklenen kestaneden elde edilen
balın rengi koyu kahverengi olup acımsı ve kendine özgü keskin bir
kokusu vardır. Tıbbî ballar arasında kabul edilen kestane balı geç
kristalize olur. Farenjit, astım, kansızlık durumlarında iyileştirici
özelliği vardır.
Yakı Otu
Bu bitkinin 21 türü Türkiye'de yetişmektedir. Çok yıllık bir bitkidir.
Çiçekleri pembe renkte ve çok güzeldir. Bazı ülkelerde yakı otu kültüre
alınmıştır ve yetiştiriciliği yapılmaktadır. Yüksekliği 600-3000 m
arasında olan yeşil alanlarda, ormanlarda ve kayalık bölgelerde yakı
otuna rastlamak mümkündür. Bursa, Ankara, Sinop, Ordu, Giresun, Trabzon,
Kars, Balıkesir, Kütahya, Kayseri, Erzurum, Bitlis, Ağrı, Antalya, Van
ve Adana'da bulunur. Balının rengi açık yeşildir. Kristalleştiği zaman
beyaz bir renk alır. Balının çok güzel bir tadı ve aroması vardır. Bir
hektar yakı otu ekili alandan 600 kg bal alınabilir.
Okaliptüs
Okaliptüs, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak da kullanılmaktadır.
Her zaman yeşildir ve Akdeniz Bölgesi ikliminden hoşlanmaktadır. Bu
bitkilerin boyu 30 metreye kadar çıkabilir. Çok yoğun sarı çiçekleri
vardır. Türkiye'de en çok Mersin ve Adana bölgesinde bulunmakla birlikte
İstanbul, İzmir, Antalya ve Hatay'da da bu bitkiye rastlamak mümkündür.
Çiçeklenme dönemi türe ve bölgeye göre Kasım-Haziran ayları arasındadır.
Balı yavaş kristalize olur.
Narenciye
Narenciye bitkileri arasında portakal ve limon arılar için önemli nektar
kaynaklarıdır. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde geniş alanlarda
kültüre alınmıştır. Balı kendine has hoş kokulu olup C vitamini
bakımından zengindir.
Püren
Ülkemizde Akdeniz, Ege, Trakya ve Karadeniz bölgelerinde doğal yayılış
gösteren pürenin ilkbahar ve sonbaharda çiçeklenen türleri vardır.
Çiçekleri pembe ve mor renkli olup arılar için zengin nektar ve polen
kaynağıdır. Püren balı kendine has aromalı, hafif acımtırak, oldukça
kıvamlı ve kıymetlidir.
|
> Anahtar Kelimeler:
Bal Arılarının Taksonomisi Nasıldır,
Vücut Yapıları ve
Gelişme Dönemleri Nasıldır,
Arının Vücut Yapısı Nasıldır,
Baş
Göğüs Karın Nedir,
Arının Biyolojik Gelişme Dönemleri Nedir,
Yumurta Larva Pupa Nedir,
Bal Arısı Kolonisi ve Arı Irkları
Nedir,
Koloni Bireyleri ve Görevleri Nedir,
Ana Arı ve Görevleri
Nedir,
İşçi Arı ve Görevleri Nedir,
Polen Toplama Nedir,
Nektar
Toplama Nedir,
Propolis Toplama Nedir,
Su Taşıma Nedir,
Erkek
Arı ve Görevleri Nedir,
İtalyan Irkı Nedir,
Karniyol Irkı Nedir,
Kafkas Irkı Nedir,
Yerli Irklar Nedir,
Arıcılıkta Mevsimsel
Bakım İşleri Nedir,
İlkbahar Bakım ve Kontrolü Nedir,
İlk
Kontrol ve Zamanı Nedir,
Dip Tahtası Kontrolü ve Temizliği
Nedir,
Çerçeve Kontrolü Nedir,
Ana Arının Kontrolü Nedir,
Besin
Mevcudiyetinin Kontrolü Nedir,
Hastalık ve Parazit Kontrolü
Nedir,
İlkbahar Beslemesi Nedir,
Oğul ve Oğul Önleme Nedir,
Suni
Oğul Üretimi Nedir,
Kayıt Tutma Nedir,
Yaz Bakımı Nedir,
Çerçeve
ve Kat Verme Nedir,
Takviye Verme Nedir,
Flora Takibi Nedir,
Ana
Arının Önemi ve Üretimi Nedir,
Ana Arının Kalitesine Etki Eden
Faktörler Nedir,
Larva Yaşı Nedir,
Başlatıcı ve Bitirici
Kolonilerin Durumu Nedir,
Yetiştirme ve Çiftleşme Dönemi Nedir,
Damızlıkların Seçimi ve Hazırlanması Nedir,
Başlatıcı
Kolonilerin Hazırlanması Nedir,
Temel Ana Arı Yüksüklerin
Hazırlanması Nedir,
Larva Transferi Nedir,
Aşılı Yüksüklerin
Başlatıcı Kolonilere Verilmesi Nedir,
Bitirici Kolonilerin
Hazırlanması ve Kullanılması Nedir,
Çiftleştirme Kutularının
Hazırlanması ve Kullanılması Nedir,
Ana Arıların Çiftleşmesi
Nedir,
Ana Arıların Yapay Tohumlanması Nedir,
Ana Arıların
Üretim Kolonilerine Verilmesi Nedir,
Balın Tanımı Nedir,
Balın
Sınıflandırılması Nasıldır,
Balın Bileşimi Nedir,
Balın
Bileşimini Oluşturan Maddeler Nelerdir,
Balın Fiziksel
Özellikleri Nedir,
Balın Kimyasal Özellikleri Nedir,
Balın
Fermantasyonu Nedir,
Balın Antibakteriyel Özelliği Nedir,
Balmumunun Yapısı Nasıldır,
Balmumunun Kullanılma Alanları
Nerelerdir,
Doğada Kendiliğinden Yetişen Bitkiler Nedir... |
|