|
BİTKİLERDE TERLEME VE DAMLAMA

Terleme, otların biçildikten sonra kuruması olayında açıkça görülür.
Kesilen yeri tıkansa bile biçilen bitkilerin otsu kısımları hemen
pörsür. Demek ki bitkilerin bütün yüzeyi su kaybetmektedir. Bu su kaybı
bitkinin belli bir süre içinde kaybettiği ağırlıkla ölçülebilir.Bu
ölçümler şiddetli terleme döneminde nemcil bitkilerde saatte
desimetrekare başına 10 gram su, mezofitlerde 1 gram ve kurakçıl
bitkilerde 0,1 gram su atıldığını gösterir; 15 metre boyunda bir
akça ağaç bir yaz gününde saatte 300 litre su kaybedebilir. Bir gram katı
madde sentezlemek için 300 gramlık bir su iletiminin gerektiği
hesaplanmıştır. Bu değerler, bitkilerin morfolojik ve anatomik
özelliklerine (havadaki kısımların yüzeyi, dış koşullara uyum),
gözeneklerin sayısına ve konumuna bağlıdır. Bitkinin çıkardığı su,
birtakım kimyasal reaktifler kullanarak ortaya konabilir; Mesela
kuruyken mavi olan kobalt klorür su buharıyla temas edince pembeleşir;
Yahut çıkan su buharını emen kalsiyum klorür deneyden önce ve sonra
tartılmak suretiyle emilen suyun miktarı ölçülür.
Hücrenin içindeki su hücre zarını ıslatır, bitkinin damarlarında
dolaşır. Bu su, bitkilerin üst derisi yoluyla çıkan su, bitkilere göre
değişik olmakla beraber genellikle azdır; suyun çoğu asıl terleme organı
olan gözenekler yoluyla çıkar. Gözeneklerin rolü Gareau deneyiyle
anlaşılabilir: bunun için bir yaprağın her iki tarafındaki üst derinin
belli bir kısmı içinde kalsiyum klorür bulunan iki çan arasına
yerleştirilir. Böylece yaprağın her iki yüzünde çıkan suyun miktarı
ölçülür. Bu miktar gözenekli olan yüzeyde çok daha fazladır. Böylece
gözeneksiz olan yüzeyde dericik yoluyla ne kadar terleme olduğu
ölçülebilir (dericik terlemesinin fazla olduğu körpe yapraklar dışında
bu miktar toplam terlemenin 1/10’u veya 1/20’si kadardır.).
Transpirasyon olarak da bilinen terleme bitkilerde su kaybıdır.
Gözenekler yardımıyla olur. Gözenekler yaprak yüzeyinin %1’den az bir
alanı kaplayan küçük solunum açıklarıdır. Karanlık, yüksek sıcaklık ve
bitki dokularında su yetersizliği terlemenin durmasına yol açar. Buna
karşılık aydınlık, bol su ve bitki için uygun sıcaklıklar terlemeyi
arttırır. Terlemenin bitkideki gerçek işlevi kesin olarak
saptanamadığından bilimsel tartışmalar sürüp gitmektedir. Bitkinin
kökleri aracılığıyla aldığı suyu yukarıdaki organlara iletebilmesi için
gerekli enerjiyi ve suyun buharlaşmasıyla oluşan soğuma sayesinde
doğrudan gelen güneş ısısının dengeli bir biçimde dağılmasını sağlamak
en yaygın görüştür. Bitkinin atmosferden karbondioksit alması ve
fotosentezle havaya oksijen vermesi sırasında gözeneklerin rolünü ve
önemini göz önünde tutan bazı uzmanlar ise terlemenin bu olaylar
sırasında zorunlu olarak çıktığını savunurlar.
Terlemeyi havanın nemi, rüzgar, toprağın yapısı ve nemi, sıcaklık ve
ışık etkiler. Bitkilerin su alıp vermeleri havanın bağıl nemi ile
sıcaklığa bağlı olarak mevsimden mevsime, mevsimler içinde de değişik
günlerde, hatta saatlerde değişik olur. Çok şiddetli veya çok zayıf ışık
gözeneklerin kapanmasına yol açar. Kırmızı, mavi veya mor ışınlar
terlemeyi arttırır; nemde gözeneklerin açılıp kapanmasında önemli rol
oynar (fazla nem açılmasına sebep olur); sıcaklıkta aynı şekilde bir
etkendir.
Bitkilerin sahip oldukları serinleme mekanizmaları olmasaydı, güneş
altındaki birkaç saat bile bitkiler için ölümcül olurdu. Bir nevi su
mühendisliği olarak nitelendirilebilecek olan bu bitki faaliyetleri
Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu gösterir.
Aynı yerde bulunan bitki ve bir taş parçası, eşit miktarda güneş
enerjisi almalarına rağmen aynı derecede ısınmazlar. Güneş altında kalan
her canlıda mutlaka olumsuz bir etki oluşur. Öyleyse bitkilerin sıcaktan
minimum derecede etkilenmelerini sağlayan nedir? Bitkiler bunu nasıl
başarırlar? Muazzam bir sıcaklıkta, bütün yaz boyunca yaprakları güneşin
altında kavrulmasına rağmen, bitkilere neden hiçbir şey olmamaktadır?
Ayrıca bitkiler kendi bünyelerindeki ısınmanın haricinde, dışarıdan da
ısı alarak dünyadaki ısı dengesini de sağlarlar. Bu ısı tutma işlemini
yaparken kendileri de bu sıcağa maruz kalırlar. Peki gittikçe artan bu
sıcaktan etkilenmek yerine, bitkiler nasıl olup da dışarının da ısısını
almaya devam edebilmektedirler?
Yapıları itibariyle sürekli güneş altında olan bitkiler, doğal olarak
diğer canlılara oranla daha fazla miktarda suya ihtiyaç duyarlar.
Bitkiler aynı zamanda yapraklarında oluşan terleme vasıtasıyla da
sürekli su kaybederler. Daha önceki bölümlerde de değinildiği gibi, bu
su kaybını önlemek için, yaprakların güneşe dönük olan üst yüzleri
çoğunlukla "kutikula" adı verilen bir tür su geçirmez, koruyucu cilayla
örtülüdür. Bu sayede yaprakların üst yüzeylerindeki su kaybı önlenmiş
olur.
Peki ya alt yüzleri? Bitki bu bölümden de su kaybettiği için, gaz
alış-verişini sağlamakla görevli özel deri hücreleri olan gözenekler
genellikle yaprağın alt yüzünde bulunurlar. Gözeneklerin açılıp
kapanması bitki tarafından karbondioksit alıp oksijen vermeye yetecek,
ancak su kaybına yol açmayacak biçimde denetlenecektir.

Bitkilerde Isı Dağıtım Sistemi
Bunların yanı sıra bitkiler ısıyı farklı şekillerde dağıtırlar.
Bitkilerde iki önemli ısı dağıtım sistemi bulunmaktadır. Bunlardan
birincisi, yaprağın ısısı eğer çevrenin ısısından daha fazlaysa, hava
dolaşımının yapraktan dış ortama doğru olmasıdır. Isı naklinden
kaynaklanan hava değişimi, sıcak havanın soğuk havadan daha az yoğun
olması nedeniyle, havanın yükselmesine dayanır. Bu yüzden yaprakların
yüzeyinde ısınan hava yükselir ve yüzeyden ayrılır. Soğuk hava daha
yoğun olduğu için yaprağın yüzeyine doğru iner. Böylece sıcaklık
azaltılmış ve yaprak serinlemiş olur. Bu işlem yaprağın yüzey ısısı
çevredeki ısıdan yüksek olduğu müddetçe devam eder. Çok kuru koşullarda,
yani çöllerde dahi bu durum değişmez.
Bitkilerdeki ısı dağıtım sistemlerinden diğeri de yapraklardan su buharı
verilerek terlemenin sağlanmasıdır. Bu terleme sayesinde su
buharlaşırken bitkinin serinlemesi de sağlanmış olur.
Bu dağıtım sistemleri bitkilerin yaşadıkları ortamın şartlarına uygun
olacak şekilde ayarlanmıştır. Her bitki, neye ihtiyacı varsa, o sisteme
sahiptir. Son derece karmaşık bir yapısı olan bu sistemin dağılımı
tesadüfen gerçekleşmiş olabilir mi? Bu sorunun cevabını verebilmek için
çöl bitkilerini ele alalım. Çöllerdeki bitkilerin yaprakları genelde çok
kalındır. Suyu buharlaştırmaktan daha çok, muhafaza etme yönünde dizayn
edilmişlerdir. Bu bitkiler için ısı dağıtma işlemini buharlaşma ile
gerçekleştirmek ölümcül bir sonuç getirecektir. Çünkü çöl ortamında
kaybedilen suyun telafisi mümkün değildir. Görüldüğü gibi, bu bitkiler
ısılarını her iki yolla da dağıtabilecekken, sadece bu yollardan birini,
üstelik de yaşamaları için tek geçerli olan yolu kullanmaktadırlar.
Çünkü tasarımları çöl ortamına göre yapılmıştır. Bunun tesadüflerle
açıklanması ise mümkün değildir.
Bitkilerde Serinleme
Bitkilerin sahip oldukları bu serinleme mekanizmaları olmasaydı, güneş
altındaki birkaç saat bile bitkiler için ölümcül olurdu. Öğle
saatlerinde bir dakika kadar direkt olarak alınan güneş ışığı, bir
santimetrekarelik yaprak yüzeyinin ısısını 37oC'ye kadar yükseltebilir.
Bitki hücreleriyse, bünyelerindeki sıcaklık 50-60oC'ye çıktığında ölmeye
başlarlar. Yani bitkinin ölmesi için öğle vakti 3 dakika kadar güneş
ışığı alması yeterlidir. İşte bitkiler öldürücü sıcaklıklardan bu iki
mekanizma sayesinde mekanizması sayesinde korunabilirler.
|
> Anahtar Kelimeler:
Bitkilerde Terleme ve Damlama Nedir,
Transpirasyon Nedir,
Bitkilerde Isı Dağıtım Sistemi Nedir,
Bitkilerde Serinleme
Nedir,
Bitkilerde Terleme ve Damlama Nedir,
Transpirasyon Nedir,
Bitkilerde Isı Dağıtım Sistemi Nedir,
Bitkilerde Serinleme
Nedir,
Bitkilerde Terleme ve Damlama Nedir,
Transpirasyon Nedir,
Bitkilerde Isı Dağıtım Sistemi Nedir,
Bitkilerde Serinleme
Nedir,
Bitkilerde Terleme ve Damlama Nedir,
Transpirasyon Nedir,
Bitkilerde Isı Dağıtım Sistemi Nedir,
Bitkilerde Serinleme
Nedir... |
|