|
BİYOLOJİK ÜRETİM

GİRİŞ
Sahil şeridi ve bitişiğindeki kıta yamacı(sığ deniz) kara ile deniz
arasındaki geçişi oluşturur. Bu alan alçak enlem,tatlı su, küçük dalgalı
tropik denizlerden büyük dalgaların (16m.) süpürdüğü körfezlere kadar
değişen geniş bir fiziksel çevreyi oluşturur. Dünya nüfusunun %60’ı bu
tip bölgelerde yaşar.
Bir zamanlar balık sürülerinin yaşama alanı olan,mineral zenginliğin(kum
ve çakıl, petrol ve gaz, elmas,kalay...vs) büyük bir kısmının kaynağı
olan bu sığ denizler, deniz yollarında kullanılan gemi rotalarını
sağlamakta ve 3 milyar insan endüstriyel ve dahili atıklarını buraya
boşaltmaktadır. Bu da anthropogenic aktivitelerin ağır etkisinde baskı
altında olan fiziksel, biyolojik ve kimyasal alt çevrelerin geniş bir
küme oluşturmasına yol açar.
Kıyı ve sığ denizler (okyanus yüzeyinin sadece 5%’ni oluşturmasına
rağmen) toplam biyolojik üretimin 20 %’sinin sağlandığı çok verimli
bölgelerdir. Gelecekte bu yüksek üretimin atmosferdeki karbon oranında
önemli rol oynayacağına inanılmaktadır. Daha da öncelikli, balık
avcılığının 90 %’ı bu biyolojik üretimin devamlılığına bağlıdır.
OKYANUSLARDA BİYOLOJİK ÜRETİM
Birincil Üretim :Fotosentez
Okyanuslardaki besin zincirinin ilk halkasını fitoplankton olarak
bilinen bitkilerin meydana getirdiği, birincil üretim oluşturur. Bu
bitkiler de karadaki bitkiler gibi CO2 gazına, nutrientlere, güneş
ışığına ve suya gerek duyarlar. Klorofil pigmentini kullanarak,
fotosentezde kullanmak için güneşten alınan enerji ile CO2 ve H2O’ yu ,
yeni bir bitki materyalinin şekillendiği yüksek enerjili organik
bileşiklere dönüştürürler. Yeni bitki materyalini oluşturan bu üretim
birincil üretimdir. Fotosentezde üretilen O2, bitkiler ve hayvanlar
tarafından solunum için kullanılır. Solunum tüm organizmalara hayat
süreçlerinde enerji sağlar.
Fotosentez: Güneş enerjisi
6 CO2 +6 H2O ---- >>>> C6H12O6 +6 O2
Klorofil
Solunum
C6H12O6 +6 O2 ---- >>>> 6 CO2 +6 H2O+Yaşam için gerekli enerji
Birincil üretim, bir bölgedeki yüzey suyu stabilitesine, nutrientlerin
varlığına ve güneş ışığı miktarıyla sınırlanabilir. Tropik enlemlerde
üretimin sınırını nutrientler belirlerken, polar enlemlerde
fitoplanktonun artma sınırını, güneş ışığı belirler. Sıcak enlemlerde
nutrientlerin , ışığın ve su kolonunun stabilitesi mevsimden mevsime
değişir.
Küresel Birincil Üretim
Güneş ışığının sınırlanmadığı sahil sularında, açık okyanus sularından
daha fazla üretim meydana gelir. Çünkü nehirler ve karalardan sahil
sularına besleyici elementler gelir. Bir de, gelgit akıntılarının sebep
olduğu karışımla ve derin sulardan yüzey tabakalara olan türbilansla
nutrientler yüzeye taşınır.
Birincil üretim miktarının artışı, ortamın tür çeşitliliğini artırıcı
bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda okyanuslardaki
birincil üretim miktarına bakacak olursak (Ryther, 1969); kıyısal
bölgelerdeki ortalama birincil üretimin, açık denizlerin iki katı olduğu
(100 g/m2/yıl) görülmektedir. Upwelling bölgelerde ise söz konusu üretim
çok daha yüksek olabilmektedir (300 g/m2/yıl). Denizlerin 200 m.
derinliğine kadar olan “neritik bölge”nin başlıca üretkenliği, güneş
ışınlarının deniz tabanına kadar, özellikle infralittoral bölge olarak
bilinen 40-50 m.’ye kadar olan derinliklere daha fazla etkide bulunması
ve karalardan akarsular vasıtasıyla gelen besin tuzlarının bolluğu ile
sağlanmaktadır.
Okyanuslarda birincil üretim vasıtasıyla üretilen organik karbonun çoğu
açık okyanusların düşük konsantrasyonlu geniş alanlarına dağılmıştır.
Prodüktivitenin çok yüksek olduğu birkaç dar alan vardır. Bunlar Güney
Amerika ve kuzeyindeki kuzeybatı sahilleri, Afrika’nın batı sahilleri ve
Hint Okyanusu’nun batı kıyısı boyunca yeralan bölgelerdir. Bu bölgeler
fotik zona nutrient taşınımının yapıldığı upwelling bölgeleridir.Toplam
üretimin az bir miktarı sahil boyunca ve up-welling bölgelerinde olur.
Ancak bu küçük miktarlar daha küçük alanlarda toplanarak bu bölgeler
içinde birincil üretimin en fazla meydana geldiği çok zengin bölgeleri
oluştururlar.
Toplam Üretim: Besin Zincirleri ve Besin Ağları:
Bitkiler, herbivor ve karnivor hayvanlardan oluşan besin zincirinin ilk
halkasını şekillendiren, birincil üretimdir. Denizlerdeki toplam üretimi
bu canlılar birlikte meydana getirirler. Yüksek primer üretimin olduğu
yerlerde geniş hayvan populasyonları vardır.
Hayvanlar tüketicilerdir, onlar diğer tüketicilerin yada birincil
üreticilerin üzerlerinden beslenirler. Herbivorlar yada karnivorlar
beslenmek için eninde sonunda birincil üreticilere bağımlıdırlar. En çok
ve en büyük herbivor biomassları bitki yiyen zooplankton biomasslarıdır.
Bu hayvanlar bitkisel dokuları hayvansal dokulara dönüştüren birincil
tüketicilerdir. Sırayla, onlar diğer
Diğer preylerin yokluğunda, bir predatör ve tüm karnivorların önde
geldiği besin zinciri içinde bir yada birkaç halka olabilir. Besin
zincirleri nadiren basit ve lineer bir yapı gösterirken, daha çok
kompleks ve organizmalar arasında karşılıklı ilişki içinde kollara
ayrılan bir yapı gösterir. Bu birbirine bağımlı besin zincirlerine food
web (besin ağları) denir.
İdealist(istenen) Besin Zinciri:
Birincil Üreticiler Birincil Tüketiciler İkincil Tüketiciler Tüm
Karnivorlar
Trofik Hareketler:
Besin zinciri ve besin ağları bitkiler, grazing herbivorlar ve karnivor
predatörlerden etkilendikleri için, nütrientler ve besin enerjisi
tarafından takip edilen bir yolla gösterilirler. Bunlar arasındaki
akrabalıklar besin zinciri içindeki halkalardaki bulunma yerleri ile
kanıtlanır. Bu yerler, çeşitli basamaklardan oluşan ve dipten tepeye
kadar numaralandırılan trofik bir piramit ile şekillendirilirler.
Birincil üreticiler daima piramidin ilk basamağında, herbivor
zooplanktonlar ikinci basamağında ve karnivorlar en tepede olan , prey
olmayan karnivor organizmaların altındaki basamakta bulunurlar.
İlk tropikal basamaktan yukarıya doğru çıkıldıkça, organizmaların
ebatları artarken sayı ve biomassları azalır. Alt trofik seviyelerdeki
küçük ve sayıca fazla organizmaların oluşturduğu toplam biomass,
yukarıdaki seviyelerdeki ebat olarak büyük fakat sayıca az olan
organizmalarınkinden daha fazladır.
Bir açık okyanus piramidinin her bir tabakasında bir uçtan bir uca olan
verimli enerji transferi(trofik taşınım)nin yaklaşık %10 olduğu tahmin
edilir. Diğer 590’lık kısım her bir trofik seviyedeki organizmaların
metabolik ihtiyaçlarına giden enerji kayıplarıdır. Bu ihtiyaçlar
solunum, beslenme, hareket ve üreme için gereken enerjiyi içerirler. Bu
yüzden, direkt olarak aşağıdaki basamaklarda 100 ünite tüketen bir
organizma bunun 90 ünitesini metabolik ihtiyaçları için kullanacak
sadece 10 ünitesini de yukarıdaki basamaklarda predasyon için vücut
dokularına dönüştürecektir.
Nutrient Döngüsü:
Bir bitki yada hayvan eğer doğal olarak ölürse yada bir organizmanın
parçaları yenilmeden kalırsa, çürütücüler (bakteri, mantar) olarak
bilinen organizmalar,ısıyla birlikte organik molekülleri nutrientlere ve
CO2 ve H2O gibi basit moleküllere çevirerek, vücutlarından çevreye
enerji salıverirler. Uzaydan dünyaya gelen yeni materyalin miktarı kayda
değer olmadığı için, bu tekrarlanan döngü, gezegen üzerindeki yaşamın
devamı için hayati bir önem taşır.
Upwelling :
Okyanuslar devamlı olarak değişen farklı su tiplerinden oluşmuşlardır.
Herhangi bir bölgede oluşan bir su tipi belli bir zaman için varlığını
sürdürebilir ve bir müddet sonra da diğer bir su tipiyle karışır. İşte
iki veya daha fazla su tipinin karışımı sonucunda Su Kütleleleri oluşur.
Çeşitli nedenler sonucu yoğunluğu artan yüzey sularının dibe doğru
akışına Konvergens denir. Okyanusların belli bölgelerinde dibe doğru
oluşan akışlara karşın, bu ortamların devamlı denge halinden ötürü,
eşdeğerde olan su kütleleri yüzeye doğru çıkmaya başlar. Bu olaya da
Divergens adı verilir. Yoğunluk farklarından oluşan divergens olayı bazı
sahil bölgelerinde görülen Upwelling olayı ile birleşebilir. Upwelling
yoğunluk farkından oluşabileceği gibi, sahil bölgelerinde karasal
rüzgarların yüzey suları üzerindeki etkilerinden dipteki geniş engeller
ve koriolis etkisi sonucu da oluşabilir. Bu olay sonucu derin diplerde
bulunan besleyici elementler yönünden zengin ve soğuk olan dip suları
yüzey sularına taşınarak bölgede fitoplankton ve dolayısıyla diğer
biyolojik üretim artar. Çünkü besin zincirine bağlı olarak predatör
preyi takip edecek şekilde bir beslenme stratejisi geliştir ve upwelling
olayı ile de Nutrient Fitoplankton Zooplankton Balık şeklinde basit bir
zincir oluşturulabilir(Şekil 2). Olgun balıklar yaşam sürelerinde, üreme
amaçlı göçlerde bulunurlar. Üreme alanları, genellikle denizlerin
verimli (upwelling sahaları) veya plankton yoğunluğunun zengin olduğu
bölgelerde bulunmaktadır.
Kıyısal Deniz Sistemlerinde Dinoflagellat Bloomlarının Biyolojisi:
Tüm bloom yapan türlerin %75’ini dinoflagellatlar oluşturmaktadır(Smayda
1997a). İlkbaharın sıcak sularında sık sık dinoflagellat bloomları
görülür. İlkbaharda sıcaklık artışının ve sıcaklık katmanlaşmasının
başlamasından sonra, diatomlar yada grazerların diğer beslendikleri
fitoplanktonların populasyon sayılarında bir patlama meydana gelir.
Kıyısal denizlerde, diatomlar dinoflagellatların en önemli rakipleridir
ve onların uygun koşulları kendi çıkarları için kullanma yetenekleri
dinoflagellatlardan daha hızlıdır. Dinoflagellat bloomları diatom
bloomlarını takip eder ve diatomlar baskın hale geldikten sonra
dinoflagellatlar bloom oluştururlar(Taylor ve Pollingher 1987). Ama bu
daima bu şekilde değildir. Dinoflagellatlar upwellingin ön sistemlerinde
lokalize olduklarında, populasyon sayılarında artış olabilir(Fingree et
al.1975). Bu yüzden dinoflagellatların bol olduğu hakkında genellemeler
içeren sözler fazla olsa bile, fiziksel süreçlerdeki(olayların yayılımı,
karışım, katmanlaşmanın başlaması) değişimler önemlidir(Fogg ve Thake
1987). Bu fiziksel süreçler uzaysal ve zamana ait değişimlere sebep
olabilirler. Dinoflagellatlar polar denizlerde daha az öneme
sahiptirler. Tropikal kıyısal sularda mevsimsel bir pik yapma görülmez.
Ancak rapor edilmiş yerel patlamalar da vardır. Çünkü tropikal bölgeler
de gün uzunluğunda ve yüzey suyunun ısınmasında çok küçük değişiklikler
vardır. Tropikal alanlar hemen hemen sürekli bir şekilde ısınırlar. Bu
yüzden tropikal sular sıcak suların yazınki durumuna benzer bir durum
gösterirler. Yüzey sularında nutrientler tüketilir ve buna bağlı olarak
fitoplankton bioomasları düşüktür. Buda tropikal alanlardaki suların
berrak görünmesinin bir sebebidir. Bundan dolayı tropikal sularda tipik
bir şekilde fitoplankton bloomları göze çarpmaz. Eğer bloomların olduğu
fark edilirse daha derin suların yüzey suları ile karışması vb. olaylar
sonucunda ortaya çıktığı görülür.
Haliçler ve Kıtasal Kıyılardaki Plankton Toplulukları:
Kuzey Carolina (Charleston) ve Filorida(Jackson) arasındaki boşalımın
olduğu dört kıyıda haliçler ve kıtasal kıyılardaki plankton toplulukları
üzerine yapılan çalışmalarda benzer durumlar ortaya çıkmıştır(Şekil
4-A). Nehir ağızlarında oluşan akıntılar vasıtasıyla burada zengin olan
fitoplanktonlar (mikroskobik fotosentetik hücreler) denize doğru
taşınırlar ve suda gittikçe berraklaştığı için fotosentetik üretim 6
misli artar. Sığ kıyılarda nutrientlerin zengin olduğu kıyısal alandan
açığa doğru üretim yavaş yavaş düşer(Şekil 4-B). Fotosentetik üretimdeki
mevsimsel değişiklikler haliçlerde, sahil yanlarındaki sığ kıyı
sularında (derinlik 20m.den daha az) ve daha derin olan açıktaki sularda
benzer bir durum gösterir. Fotosentetik üretim, balık yumurtaları ve
larvalarını da içine alan
Zooplankton çokluğuna (mikroskobik hayvan populasyonu) bağlı olarak yaz
sonunda bu alanlarda en yüksek değerine ulaşır(Şekil 4-C). Çünkü
zooplankton populasyonları farklı üreme periyotlarına sahiptirler ve
birlikte pik yapmaları beklenemez. Fotosentetik üretimdeki değişiklikler
ve zooplanktonun çokluğunun benzer bir seyir içinde olduğu görülür.
Buda. Nutrientçe zengin nehir ağızlarında ve nehir ağzından dışarıya
doğru akan suyun sığ su içine basınç yapıp, bu alanı temizleyerek
meydana getirdiği etki ile açıklanabilir. Bu doğru ise, bu alanlar yani
haliçler plankton populasyonları ve kıtasal kıyıların ekolojileri
üzerinde çok önemli etkilere sahiptirler.
Anlaşıldığı gibi, nehir ağızlarının nutrientçe zengin olan alanları,
askı haldeki partikül madde ve sediment taşınımında, özellikle
mikroskobik bitkiler ve hayvanlar, balık yumurtaları ve larvaları ile
bağlantılı biyolojik aktivitenin gerçekleşmesinde, çözünmüş O2 ve
koliform bakteriler üzerinde son derece önemli etkilere sahiptirler.
Marmara Denizi ve Karadeniz Birincil Üretim
Boğaz-Marmara Bileşimi:
Marmara Denizi, temelde kendi bünyesinde birincil üretim yoluyla oluşan
partiküler organik karbon (POK) için bir çökelme havzası durumundadır.
Günlük ve yıllık birincil üretimin ve "klorofil-a”nın 1985-1989
döneminde ODTÜ tarafından hesaplanan değişimi ve 1996-1997’da İ..Ü
tarafından yapılmıştır. Buna göre bu dönemde ortalama birincil üretim
0.2-0.3 gC/m² / gün olarak verilebilir. Ancak Boğaz-Marmara Birleşimi
Bölgesi içinde birincil üretimin 0.3-0.6 gC/m²/gün değere sahip olduğunu
gösteren çalışmalar da yapılmıştır . Bu miktar tüm Marmara Denizi için
yıllık 1 milyon ton civarında karbona eşdeğer olup, Karadeniz'deki
toplam birincil üretim kaynaklı karbonun yüzde birine yakındır.
Birincil üretimden kaynaklanan bu organik yükün % 70-80'i (İstanbul'dan
yapılan atık su deşarjının 10 katı) üst tabakada mineralize olarak
yeniden üretimde kullanılmakta, kalan miktarı ise haloklin altı
tabakalara inmektedir. Haloklin altı tabakalara gelen % 20-30'luk
organik yükün % 85 gibi büyük bir kısmı mineralize olurken, açığa çıkan
besi tuzları da düşey karışımlarla üst tabakaya geri dönebilmektedir.
Geri kalan kısmı ise (% 11.5) bentik sedimentte birikime uğramaktadır.
ODTÜ tarafından Karadeniz'den Boğaz yoluyla Marmara Denizine yılda 1
milyon tonun üzerinde organik karbon (TOK) girişi olduğu
bildirilmektedir .Tablo 1’de Karadeniz ve Marmara Denizi'ndeki ve
karşılaştırma amacıyla, okyanuslardaki organik madde miktarları da
gösterilmiştir .
Tablo1: Marmara Denizi, Karadeniz
ve Okyanuslarda Birincil Üretim
|
PRIVATEParametre |
Marmara Denizi |
Karadeniz |
Okyanusla |
|
Ort. Org. karbon içeriği
(mg/l)
Toplam organik karbon (ton)
Yıllık fitoplankton üretimi
(ton)
(mg/l) |
0.72
2.45x106
0.10x106
~ 0.03 |
3.0
1.6 x 109
5.0 x 107
~ 0.1 |
1.5
2.0 x 1012
3.0 x 1018
~ 0.02 |
Marmara Denizi'nde, özellikle 10-25m derinlikte, baskın plankton
türü "diatomlar" dır. Ancak, bu durum mevsimlere göre ve derinlikle
değişmektedir. Yaz aylarında yüzey sularında dinoflagellates baskın
türdür. Özellikle Marmara yüzey suyu ekolojik sistemi Karadeniz üst
tabakasından Boğaz yoluyla taşınan planktonlar nedeniyle yoğun
olarak etkilenmektedir. Karadeniz etkisiyle oluşan göreceli olarak
yüksek birincil üretim ve klorofil-a değerleri Çanakkale Boğazı'na
doğru giderek azalmaktadır.
Marmara Denizi’nde gerek besi maddeleri, gerekse plankton miktarları
hem yerel hem de mevsimlik değişimler göstermektedir. Özellikle
kıyılarda ölü bölgelerde ve arıtılmamış atık suların deşarj edildiği
kıyılarda görülen aşırı alg gelişimi, yerel ötrofik bir durumun
sonucudur. Ancak kıyılardan açıklarda bu durum henüz
kanıtlanmamıştır.
Marmara Denizi balıklar için bir göç yolu durumundadır. Su
sıcaklığına hassas türler Karadeniz su sıcaklığının düşmesi ile
Boğazlar yoluyla Marmara ve Ege Denizi’ne geçmektedir. Burada
yumurtalarını da bırakmaktadırlar. Karadeniz’de sıcaklığın artması
ile tersi yönde göç başlamakta ve balıklar Karadeniz'e geri
dönmektedir. Marmara Denizi'nin alt tabakalarındaki oksijen
eksikliği nedeniyle bu göç hareketleri en çok 40 m’ye kadar
derinliklerde olmaktadır. Bu yüzden kıyısal kirlenmeler ve
kıyılardan yayılan toksik maddeler balıkları doğrudan
etkilemektedir. Bu arada Karadeniz'deki plankton tür dağılımı ve
yoğunluğunun değişiminin tüm Marmara’yı ve bunlardan beslenen balık
türlerini etkileyeceği de gözden kaçırılmamalıdır.
Ticari balıkçılık açısından Marmara Denizi, ülkenin toplam deniz
ürünleri ihtiyacının yaklaşık % 20'sini karşılamaktadır. Son yirmi
yılda elde edilen su ürünleri kütlesel olarak artmış, ancak türlerde
önemli azalmalar belirlenmiştir . Mevcut türlerin büyük çoğunluğu
üst tabakada yaşamını sürdüren "pelajik" türler olup, göreceli
olarak düşük oranlarda da olsa alt tabakada yaşamını sürdüren "benthic"
türlere de rastlanılmaktadır .
Boğaz-Karadeniz Birleşimi
Altmışlı yılların sonu ile yetmişli yılların başında, Karadeniz'in
pek çok kesiminde ekosistemde "hipertrofik" şartlar etkin olmuştur.
Bu şartlar; biyojenik madde (besi maddeleri) konsantrasyonlarının
artışı, fitoplanktonun biyokütle olarak gelişimi (altmışlı yıllarda
50 mg/m³'ten, seksenli yılların sonunda 1000 mg/m³), denizde "alg
patlaması’nın yüzlerce kez artışı, fitoplankton üretimine uygun
olarak anoksik alanın genişlemesi, su saydamlığını azaltan AKM
miktarının artışı ve pelajik ve dip organizmaların trofik yapısının
değişimi ile karakterize edilebilir. Seksenli yılların sonunda,
Kuzey Amerikanın endemik türlerinden olan "Mnemiopsis leidyi"nin
petrol taşıma tankerlerinin balast sularıyla Karadeniz'e
aktarılması, plankton topluluğunun değişiminde (bazı
zooplanktonların azalmasında) ve ekolojik krizin doğmasında rol
oynamıştır .Ancak arıtılmamış atık su deşarjları (evsel, sanayi,
zirai, yağmursuları) ve akarsuların taşıdıkları atıklar hipertrofik
koşulların esas nedeni olarak görülmüştür.
Altmışlı yılların başında Karadeniz’in "birincil üretimi", Azak
Denizi ile Akdeniz'in birincil üretim değerlerinin arasında olarak
bulunmuştur. Fitoplanktonların yıllık üretimi akarsuların
taşıdıkları tüm organik madde miktarının 10 katı, makrofit (macrophytes)
üretiminin ise 50 katı mertebesindedir. Karadeniz'de üretimin en
yüksek olduğu yerler, büyük miktarda besi maddelerinin taşındığı
akarsu ağızlarıdır. Üretim, batı ve doğu çevrimlerinin kesiştiği
merkez orta kısımda da göreceli olarak yüksektir. Birincil üretimin
mevsimsel değişimi de yerel farklılıklar göstermektedir. Kıyı
kesimlerinde, biri Mayıs-Haziran diğeri Eylül-Ekim aylarında iki
maksimum üretim dönemi görülürken, batı ve doğu orta kesimlerde
sadece baharda bir maksimum oluşmaktadır. Karadeniz'de başlıca
fitoplankton türleri diatoma, dinoflagellates ve coccolithophores
olup, bunlar arasında yazın maksimum gelişme gösteren "dinoflagellatlar"
en çok rastlanılan türdür .
Karadeniz'in sığ sularında organik madde ayrıca fitobentos (phytobenthos:
yeşil, kahverengi ve kırmızı alg) ve zoobentos (zoobenthos)
tarafından da üretilmektedir. Bunlar arasında özellikle kuzeybatı
kesimlerinde toplam bentic organizma biyokütlesinin % 90'ını
oluşturan "Phyllophora nevrosa" etkin türdür. 20-60 m derinliklerde
bunların yıllık üretimi 10 milyon ton civarındadır .Kıyı
kesimlerinde (0.5~6m) ise "Zostera" türü çok daha yaygındır.
Daha derin sularda (50 m’nin altında) H2S'ün etkisiyle bentik
organizma gelişimi kısıtlanmaktadır. Ancak H2S, besi maddelerinin
korunması ve birikimi için uygun şartlar yaratmakta ve siklonik
çevrimler ile eddy formasyonları sonucu besi maddeleri H2S'lü alt
tabakadan oksijenli üst tabakaya difüzyonla geçerek birincil
üretimin canlanması sağlanmaktadır. Ancak biyojenik maddeler (detritus),
dip tabakalara ulaşmadan % 80 oranında mineralize olmaktadır. Buna
göre sedimantasyonun iklim ve jeolojik şartlarla belirlendiği
söylenebilir. Ayrıca Akdeniz suyu da sediment formasyonunun
karakteristiklerini etkilemekte Karadeniz’in 5000 yıl önceki
oluşumunda, Akdeniz’e ait form olan "coccolithophorlar" kütlesel
gelişiminin sedimentin bugünkü durumunu kontrol ettiği iddia
edilmektedir .
Batı Karadeniz ile ilgili olarak yakın geçmişte İSKİ adına yapılan
çalışmada ise, Dinyester ile Tuna nehri arasındaki kıyı kesiminde
yaz aylarında diatomlar etkin tür iken, Tuna nehri sonrasında
İstanbul Boğazı’na kadar bu etkinliğin dinoflagelat'lara geçtiği
ortaya çıkartılmıştır Trakya kıyıları boyunca yaz aylarında toplam
plankton miktarının % 80'ni fitoplanktonlar kalan % 20'yi ise
zooplanktonlar oluşturmakta iken kış aylarına doğru zooplankton
yüzdesi % 5'lere düşmüştür. Romanya kıyıları boyunca da
planktonların önemli bir kısmı fitoplanktonlardan oluşmaktadır.
Dinyester ve Tuna nehirlerinin taşıdığı besi maddeleri nedeniyle
büyük gelişim gösteren planktonlar (0.5~2.0 gC/m²gün) İstanbul
Boğazı yakınlarına ulaşıncaya kadar giderek azalmaktadır (0.1~0.2 gC/m²gün).
Kıyısal Bölgelerdeki Biyolojik Çeşitlilik Üzerinde İnsan
Aktivitelerinin Etkisi:
Biyolojik çeşitliliği, insan aktiviteleri büyük ölçüde tehdit
etmektedirler. Kıyısal bölgelerde bilinçli ya da bilinçsizce yapılan
avlanmalar (seçici özelliği olmayan ağların kullanımı, 40 m.’den
daha sığ sularda, her türlü kıyı sürütme ağları ile yapılan avlanma
gibi), kara kökenli kirleticiler (evsel ve endüstriyel), turizm,
petrol ve doğal gaz üretimi, deniz ulaşımı, kum, çakıl, maden, tuz
ve enerji üretimi, dolgu alanları, savunma işlemleri, tarama gibi
daha bir çok aktiviteler, hem kıyısal bölgeyi, hem de birbirlerini
etkilemektedir. Söz konusu etkiler açısından, İzmir Körfezi’ne
bakılacak olursa; Körfezin, Akdeniz Havzası içerisinde evsel ve
endüstriyel atıkların etkisiyle ileri derecede kirletilmiş önemli
bir odak noktası olduğu bilinen bir gerçektir. İç Körfez’de
arıtılmadan deniz ortamına verilen evsel atıklar, Dış Körfez’de ise
Gediz Nehri’nin Ege ovalarını yıkayarak getirdiği tarımsal ve
endüstriyel kökenli atıklar, bölgeyi tehdit edici öğelerdir. İç
Körfez’de zaman zaman görülen yoğun fitoplankton artışının neden
olduğu (red-tide) olayı (Koray ve diğ.,1992; Anon.,1997;1998),
ortamın aşırı besin bulundurma özelliğinin (ötrofikasyon) bir
ifadesidir. Diğer taraftan, deniz marulu olarak bilinen yeşil
yosunların (Ulva, Enteremorpha) baskın olarak bulunması da, besin
tuzları (nitrat vs.) zenginliğinin göstergesidir. Körfez genelinde
70 civarında balık türünün, Körfezi bir yumurtlama sahası olarak
kullanıyor olması, bölgenin herşeye karşın ekolojik direncinin
devamlılığına işaret eden bir bulgudur (Cihangir ve diğ., 1997).
Özellikle İç Körfez dahilinde, hamsi, sardalya, isparoz, pisi ve
kaya gibi balıkların yumurta bırakıyor olmaları da, ortamın ekolojik
direncinin varlığını işaret etmektedir (Şekil 2). Körfez’in Tuzla ve
Homa dalyanı açıklarındaki sığlıkları ise, genç bireylerin büyüme
sahaları olma özelliğini sürdürmektedir (Bizsel ve diğ.,1997). Ege
Denizi havzasında İzmir Körfezi gibi küçük bir coğrafik sahada,
balık populasyonlarının devamlılığı açısından gerekli olan;
yumurtlama - beslenme, büyüme ve erişkin bireylerin sürüler
oluşturması (olgun stok veya stoklar) gibi işlemler, Körfez’in ne
denli ekolojik ve buna bağlı olarak da ekonomik öneme sahip
olduğunun göstergesidir.
Biyolojik kaynakların sürdürülebilir yönetimi ve kullanımını
sağlamak amacıyla, genleri, türleri ve ekosistemleri korumak ve
devamlılığı için ivedi önlemler gereklidir. Bu öneriler özetle şu
şekilde sıralanabilir (Cirik, 1998):
• Ulusal ve uluslararası önlemler ve işbirliği sağlanmalıdır.
• Yerel toplulukların katılımı ve işbirliği korumacılıkta çok
önemlidir.
• Stratejiler geliştirilmeli, bu stratejiler ulusal gelişme
stratejileri ve planları ile birleştirilmelidir.
• Zarar görmüş ekosistemlerin iyileştirilmesi (re-creation), nesli
tükenmekte olan tehdit altındaki türlerin korunması
• Biyolojik kaynakların envanterlerinin hazırlanması
• Biyolojik çeşitliliğin korunması
Kıyı bölgelerindeki kaynakların sürdürülebilir kullanımı için , OECD
tarafından önerilen kriterler ise şu şekildedir (Akyarlı, 1992):
• Yenilenebilir kaynakların kritik stoklarının varlığının
garantilenmesi
• Kaynakların kabul edilebilir kalite düzeylerinin tanımlanması ve
korunması
• Gelecek nesiller için değer taşıyan tarihi ve kültürel değerler
ile nadir tür ve ekosistemlerin korunması
• Altyapı olanaklarını gerekli olacak düzeyde tutarak, kıyı
bölgelerindeki nüfus yoğunluğunun sınırlandırılmasıyla yaşam
kalitesinin korunması
Yukarda sıralanan önlemlerin hayata geçirilmesinde, devlet
birimlerinin (Çevre, Kültür, Turizm, Tarım Bakanlığı, Tarım İl
Müdürlükleri) koordinasyonunda, bireylere büyük görev düşmektedir.
SONUÇ
Doğadaki her canlının “mutlak olarak” bir işlevi olup, ortamda
bulunma “gerekçesi” vardır. Önemsiz olarak gördüğümüz canlılar, bir
saat zembereğinin dişlileri gibi birbirleriyle ilişkide bulunmakta;
bizim de bir parçası olduğumuz ekosistemi sağlıklı tutmaktadır (Kışlalıoğlu
& Berkes, 1992). Canlılar, belli bir evrim sürecini tamamlayarak
bugünkü tür çeşitliliğini oluşturmuşlardır. Balıkçının ağına, hedef
türlerin dışında takılan diğer bütün organizmalar (ıskarta),
avladığı türlerin besinini ya da yaşama ortamını oluşturmaktadır.
Kıyısal bölgelerin, biyolojik aktivitelerin olduğu kadar insan
aktivitelerinin de en yoğun bulunduğu alanlar olduğu gerçeğiyle, söz
konusu bölgedeki kaynakların sürdürülebilir (tüketilmeden) kullanımı
için “akılcı ve bilimsel” yaklaşımların gerekliliği göz ardı
edilmemelidir.
|
> Anahtar Kelimeler:
Biyolojik Üretim Nedir,
Okyanuslarda Biyolojik Üretim Nedir,
Birincil Üretim: Fotosentez Nedir,
Fotosentez: Güneş Enerjisi
Nedir,
Solunum Nedir,
Küresel Birincil Üretim Nedir,
Toplam
Üretim: Besin Zincirleri ve Besin Ağları Nedir,
İdealist (istenen) Besin Zinciri Nedir,
Birincil Üreticiler
Nedir,
Birincil Tüketiciler Nedir,
İkincil Tüketiciler Nedir,
Tüm Karnivorlar Nedir,
Trofik Hareketler Nedir,
Nutrient Döngüsü
Nedir,
Upwelling Nedir,
Kıyısal Deniz Sistemlerinde Dinoflagellat Bloomlarının Biyolojisi Nedir,
Haliçler ve Kıtasal
Kıyılardaki Plankton Toplulukları Nedir,
Marmara Denizi ve
Karadeniz Birincil Üretim Nedir,
Boğaz-Marmara Bileşimi Nedir,
Boğaz-Karadeniz Birleşimi Nedir,
Kıyısal Bölgelerdeki Biyolojik
Çeşitlilik Üzerinde İnsan Aktivitelerinin Etkisi Nedir,
Sonuç
Nedir... |
|