|
CHARLES DARWIN
(1809 - 1882)

Charles Darwin 1809’da Birminhan’da hali vakti yerinde bir ailenin
çocuğu olarak doğdu. 16 yaşında tıp eğitimi görmesi için Eidinburgh
Üniversitesi’ne gönderildi. Ancak bu konu ilgisini çekmediği için babası
ona rahip olmasını ve bu amaçla Cambridge Üniversitesi’de öğrenim
görmesini önerdi. Bununla birlikte Charles’i en çok ilgilendiren konu
doğa tarihiydi. Cambridge’de öğretim görevlisi olan Joseph S. Henslow’la
tanıştı ve daha sonra da dost oldu. Darwin, Henslow’un sayesinde Güney
Amerika kıyılarına yapılan resmi keşif gezisine katılma imkanı buldu.
Yine bu dönemde Darwin’in doğa bilim görüşlerini etkileyen bir başka şey
de Alexander von Humboldt’un kitaplarıdır. Humboldt’un kitapları ona
kendi deyimiyle “doğabiliminin soylu yapısına bir katkıda bulunmak”
isteğini uyandırdı. Darwin, bu bağlamda 27 Aralık’ta başlayacak ve 5 yıl
sürecek bir deniz yolculuğuna çıktı.
Charles Darwin, yolculuk dönüşü zooloji ve jeoloji konusundaki
incelemelerini ve yolculuk günlüğünü yayınladı. Bütün bunlar onun
kamuoyunda ün kazanmasını sağladı.
TÜRLERİN KÖKENİ
Darwin nihayet bu geziler ve araştırmalardan sonra temel eseri olan
Türlerin Kökeni’ni yayınladı. (1843). Bu eserin yazarken Darwin
özellikle Thomas Malthus’un Toplumun Gelecekteki Gelişmesine Etkileri
Açısından Nüfus Üzerine Bir Deneme eserinden etkilenmişti. Malthus’a
göre, bir insan veya hayvan topluluğu, bütün bireyleri yetişkin yaşa
gelir ve ürerse çok büyük bir hızla iki katına çıkabilir. Buradan
hareketle de Darwin meşhur Doğal Ayıklama tezini geliştirir. Teze göre;
“hayvan topluluklarının az çok kararlı bir nüfusu korumalarını, çok
sayıda bireyin üreme yaşına gelmeden ölmesine bağlıdır. Ancak
kendilerini yaşam koşullarına iyi uyarlayanlar üreyecek yaşa
gelebilmektedir. Her şey sanki yaşam zorlukları üremeye yatkın bireyler
arasında bir ayıklama yapıyormuş gibi gerçekleşmektedir.
Bu ve bunun gibi bir çok iddia içeren kitap o dönemde bir çok kişinin
tepkisini çekmişti. Özellikle dini ve felsefi eleştiriler yapıldı.
Tartışmanın en can alıcı bölümlerinden biri, İngiliz Bilimsel İlerleme
Derneği’nin 30 Haziran 1860’ta Oxford’da toplanan yıllık oturumunda
meydana geldi. Anglikan Piskoposu Samuel Wilberforce bu toplantıda
Darwin’in tezine çok sert eleştiriler getirdi.
Bir çok bilim adamı türlerin evrimini kabul etmekle birlikte doğal
ayıklama tezine karşı çıktılar. Felsefi karşı çıkışlar ise Darwin’in bu
tezinin ırkçılığa varabilecek sonuçlar doğuracağı yönündeydi.
Charles Darwin’in mücadele dolu hayatı 1882’de sona erdi. Geliştirdiği
kuramlar halen günümüzde tartışılmaktadır.
Düşünce tarihinde pek az bilim adamı Darwin ölçüsünde tepki çekmiştir.
Evrim kuramını içine sindiremeyenler, onu hiçbir zaman
bağışlamamışlardır.
Yaşadığı dönemde, "Maymunla akrabalık bağın annen tarafından mı, yoksa
baban tarafından mı?" diye alaya alınmıştı. Günümüzde ise daha ileri
giden , onu bir "şarlatan" diye karalamak isteyen çevreler vardır. Bir bilim adamına gösterilen bu tepkinin nedeni neydi? Darwin
kimdi? Ne yapmıştı? Darwin küçük yaşlardayken de horlanmıştı hem de babası tarafından :
"Seni, anlaşılan ava çıkma, köpeklerle eğlenme ve fare yakalama dışında
hiçbir şey ilgilendirmiyor. Geleceğin, kendin ve ailen için yüz karası
olacaktır."
Geleceğin, yüzkarası olacağı söylenen çocuk, biyolojinin anıt yapıtı
Türlerin Kökeni'nin yazarı, tüm çağların sayılı bilim adamlarından biri
olur. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Charles Darwin , sekiz
yaşına geldiğinde annesini yitirdi. Çocuğunun iyi yetişmesi yolunda
hiçbir şey esirgemeyen babası, başarılı ve saygın bir hekimdi. Dedesi ,
Erasmus DARWiN , evrim konusuyla ilgilenen tanınmış bir doğa bilginiydi.
Entellektüel bir çevrede büyüyen Charles, okulda parlak bir öğrenci
değildi. Öğretmenleri arasında ona "aptal" gözüyle bakanlar bile vardı.
Oysa bu bakış yüzeysel bir izlenimi yansıtmaktaydı. Sıkıntı, Charles'in
okul programıyla bağdaşmayan kendine özgü ilgilerinden kaynaklanıyordu.
Hayvanlara özellikle de böceklere derin bir ilgisi vardı. Daha küçük
yaşında onu saran bu ilgi, ileride belirginlik kazanan üstün gözlemleme
yeteneğinin itici gücüydü.
Üniversitede, ilk iki yılını alan tıp öğrenimi başarısız geçti. Dönemin
tartışma konuları arasında, canlıların kökeni sorunu ilgilendirmekte
idi.Ama babası umudunu tümüyle yitirmek istemiyordu; hekim olmak
istemeyen oğlunu hiç değilse din adamı olmaya ikna etti. Edinburgh'dan
Cambridge Üniversitesine geçen Darwin, burada da teoloji öğreniminin
yanı sıra böcek toplama etkinliğini sürdürdü; oluşturduğu zengin
koleksiyonla bilim çevrelerinin beğenisini kazandı. Bu arada Botanik ve
Jeoloji derslerini de izlemekten geri kalmadı. Yirmi iki yaşında
üniversiteyi bitirdi; ama kilisede görev almaya eğilimi yoktu. Bir
rastlantı aradığı olanak kapısını ona açtı. Güney Amerika kıyılarından
başlayarak uzun süreli bir araştırma gezisine çıkmaya hazırlanan
kraliyet gemisi Beagle'e doğa araştırmacısı aranmaktaydı. Botanik
profesörünün tavsiyesi üzerine Darwin'e, masraflarını kendisinin
karşılaması koşulu ile , bu görev verildi. Ancak genç bilim adamının,
babasının desteğini sağlaması kolay olmadı. 1831 yılında başlayan gezide
Darwin, beş yıl süren yoğun ve çetin bir uğraşla, dünyanın henüz
bilinmeyen pek çok kıyı ve adalarında türlere ilişkin fosil ve örnekler
topladı. Gözlemsel bilgiler edindi, notlar aldı.Doğa onun için tükenmez
bir laboratuardı.Özellikle Gallapagos ile kuşlar üzerindeki gözlemleri,
değişik çevre koşullarında türlerin nasıl oluştuğu konusunda önemli ip
uçları sağlamıştı.Kimi türlerin çevreyle uyum kurarak sürdürdüğü, kimi
türlerin ise değişen çevre koşullarında uyumsuzluğa düşerek yok olduğu
izlenimi kaçınılmazdı.Ülkesine döndüğünde Darwin'in yapması gereken şey
, topladığı bilgileri işlemek, evrim olgusuna , kanıtlara dayalı açıklık
getirmekti. Ne var ki, bu kolay olmayacaktı. Bir kez toplanan gözlem
verilerinin düzenlenmesi bile yıllar alacak bir işti.Sonra, evrim konusu
dikenli bir sorundu; yerleşik önyargılara ters düşmek kolayca göze
alınamazdı.
Darwin, incelemelerinden türlerin sabit olmadığını, uzun süreli de
olsa, çevre koşullarına göre değiştiğini öğrenmişti. Ama "evrim" denen
bu değişimin düzeneği neydi? Bu soruya yanıt arayışı içinde olan
Darwin'e, 1938'de okuduğu bir kitap ışık tuttu. Thomas Malthus'un
yazdığı Nüfus üzerine deneme adlı bu kitap, ilginç bir tez ortaya
koyuyordu: Canlılar için yaşam, bir var olma ya da yok olma savaşımıdır;
çünkü, hemen her çevrede , nüfus artışı beslenme olanaklarını kat kat
aşmaktadır. Bu savaşımda güçlüler karşısında zayıf kalanlar yok olup
gider; çevresiyle uyumsuzluğa düşenler elenirken, uyum kuranlar çoğalır.
19.yy'ın acımasız kapitalizminin "laissez faire et laissez passer"
(Türkçesi: Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler) sloganına da
yansıyan bu düşünce, Darwin'in yirmi yıl sonra açıkladığı evrim
kuramının özünü oluşturur: Doğal seleksiyon evrimin itici gücü,
ilerlemenin dayandığı düzenektir.
Evrim düşüncesi, insanın kendi varlık kökenini bilme merakını da
içermektedir.İlkel topluluklarda bile kendini açığa vuran bu merakın
özellikle mitoloji ve dinlerin oluşumundaki rolü yadsınamaz.Ancak bilim
öncesi açıklamalar, masalımsı birer öğreti niteliğindedir.Her şey gibi
insan da tanrısal bir gücün ürünüdür.Gelişmiş dinlerde bile evrim
düşüncesi yer almamıştır.
Evrimden ilk söz edenler ,M.Ö.6.yy da yaşayan İyonyalı filozoflar
olmuştur.Thales tüm nesneler gibi canlılarında sudan oluştuğunu
savunmaktaydı.Daha çarpıcı bir görüşü onu izleyen Anaximander'de
bulmaktayız:"Canlıların kaynağı denizdir.Başlangıçta balık olan
atalarımızdan bugünkü formumuza evrimleşerek ulaştık." Gene o dönemin
bir başka filozofu, Herakleitus, canlıların gelişmesinde, aralarındaki
çatışmanın rolüne değinir.Bunlardan ikiyüzyıl sonra gelen antikçağın
ünlü filozofu Aristoteles'te evrim düşüncesi daha belirgindir.Onun
görüşünde aşağıdaki ilginç noktaları bulmaktayız:
• Canlıların en ilkel düzeyde kendiliğinden oluştuğu,
• Organizmaların basitten daha karmaşık formlara doğru geliştiği,
• Canlıda organların ihtiyaca göre oluştuğu.
Ancak ortaçağ teolojisinde bu tür düşüncelere yer yoktur.Gerçek, kutsal
kitaplarda açıklanmıştı. Evrim düşüncesi bir sapıklıktı. Evrime bilimsel yaklaşım, Aydınlık çağının sağladığı göreceli özgür
düşünme ortamını bekledi. Bu alanda ilk adımı, Fransız doğa bilimci Buffon'un attığı söylenebilir. Buffon, canlıların sınıflanmasına ilişkin
Aristoteles sistemini düzeltme ve geliştirme amacıyla çalışmaya koyuldu.
İlgilendiği konuların başında evrim geliyordu. Fosil ve diğer kanıtlara
dayanarak canlı türlerin evrimle oluştuğu görüşüne ulaşılmıştı. Ama
kilisenin sert tepkisiyle karşılaşınca , Buffon, "Kutsal kitapta
bildirilenlere ters düşen sözlerimi geri alıyorum diyerek sessizliğe
gömüldü.
Ünlü İsveç botanikçi Linnaeus'un modern sınıflama yöntemine ilişkin
çalışması, evrim düşüncesine destek sağlayan başka bir girişimdir.
Darwin'in dedesi Erasmus Darwin de , Buffon gibi, canlıların yaşam
dönemlerinde edindikleri beceri veya özelliklerin yeni kuşaklara
geçmesiyle evrimleştiği görüşündeydi. Bu görüşü geliştiren Fransız doğa
bilimcisi Lamarck ise, evrim konusunda oldukça tutarlı ilk kuramı
oluşturdu. Kısaca, "canlıların yaşam dönemlerinde kazandıkları
özelliklerin ya da uğradıklarıdeğişikliklerin (Bunlar çevre koşullarının
etkisinde ortaya çıkabileceği gibi, organların kullanılış veya
kullanılışsız nedeniyle de olabilir) kalıtsal yoldan yeni kuşaklara
geçtiği" şeklinde özetleyebileceğimiz bu kuram, sağ duyuya yatkın
görünmesine karşın , bilim dünyasında beklenen ilgiyi bulmadı.Kuramın
olgusal içerik yönünden yetersizliği bir yana, bilinen kimi gözlemsel
verilere ters düşmesi, benimsenmesine olanak vermiyordu. Açıklama gücünü
bugün de koruyan, daha kapsamlı ve tutarlı evrim kuramını Darwin'e
borçluyuz.1859'da yayımlanan " TÜRLERİN KÖKENİ " adlı yapıtta ortaya
konan bu kuramın benimsenmesine ortam hazırdı. Kısa sürede birkaç yeni
basım yapan kitap, insanlığın dünya anlayışında eşine pek rastlanmayan
köklü bir devrime kapı açmaktaydı. Dönemin seçkin bilginlerinden
T.H.Huxley'in şu sözlerinin, çağdaşı pek çok bilim adamının duygularını
dile getirdiği söylenebilir.
Biz türlerin oluşumuna ilişkin, doğruluğu olgusal olarak yoklanabilir
bir açıklama arayışı içindeydik.Aradığımızı "Türlerin Kökeni" 'nde
bulduk. Kutsal kitabın masalımsı açıklaması geçerli olamazdı.Bilimsel
görünen diğer açıklamaları bulamıyorduk.Darwin kuramı her yönüyle
bilimsel yeterlikte idi.
Kuramın dayandığı iki temel nokta vardır :
• Canlı dünyada, yeni türlerin oluşumuna yol açan sürekli ama yavaş
giden değişim ;
• Doğal Seleksiyon dediğimiz , evrim sürecini işler kılan
düzenek.Birinci nokta, türlerin sabitliği varsayımını içeren yerleşik
öğretiye ters düşmekteydi.İkinci nokta , evrimin, tüm ereksel görünümüne
karşın salt mekanik terimlerle açıklanabileceğini göstermekteydi.
Darwin kuramının özünü oluşturan doğal seleksiyon , başlangıçtan
günümüze değin , değişik eleştirilere uğramıştır.Bu nedenle, ilkenin
öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekir.Darwin'in evrim kuramı, gözlenebilir üç olgu ve iki ilke içerir.İlk
olgu, üreme biçimleri ne olursa olsun, canlıların geometrik diziyle
çoğalma eğilimidir.İkinci olgu, bu eğilime karşın türlerde nüfusun aşağı
yukarı sabit kaldığıdır.Darwin, bu iki olgudan "yaşam savaşımı" ilkesine
ulaşır.Üçüncü olgu, canlıların (bir türü hatta bir aileyi oluşturan
bireylerin bile ) az ya da çok belirgin farklılıklar
sergilenmesidir.Yaşam savaşımı ilkesiyle birleşen bu olgu, Darwin'e
temel ilkesi olan doğal seleksiyon kavramını sunar.Belli bir çevrede
farklı özellikler taşıyan bireyler arasında yaşam savaşımı varsa , doğal
koşullara uyum bakımından, özellikleri üstünlük sağlayan bireylerin
(veya türlerin) egemenlik kurması, diğerlerinin elenmesi
kaçınılmazdır.Evrim sürecinin dayandığı bu düzeneğe, tüm eleştiri ve
uğraşlara karşın, daha geçerli diyebileceğimiz bir alternatif
bulunamamıştır.Ayrıntılarında kimi değişikliklere uğramakla beraber,
kuramın sürgit Darwinci kalmayacağını bir belirti ortada yoktur.
Newton yerçekimi ilkesiyle, devinim yasalarının, yersel ya da göksel,
tüm nesneler için geçerli genellemeler olduğunu göstermişti. Darwin de
yaşam savaşımı, doğal seleksiyon, çevreye uyum gibi birkaç ilke içeren
kuramıyla, evrim olgusuna bilimsel açıklama getirdi; insanın ottan
çiçeğe, maipten maymuna uzanan canlı dünyanın bir parçası olduğunu
gösterdi.
Bilim tarihinin en önemli biyologlarından biri olan Darwin,
bilim adamlarının gözünde türlerin evriminin gerçek olduğunu ilk defa
kanıtlayan bilgindir; halkın gözündeyse "insan maymundan türemiştir"
kuramının babası olmaya devam ediyor.
Charles Darwin’in kuramı felsefi alanda büyük bir yankı uyandırdı, çünkü
bu kuram insanın evrendeki yeriyle ilgili görüşü tamamen değiştirdi.
Daha doğrusu Darwin, Kopernik’in üç yüzyıl önce başlattığı, insanın
kozmostaki üstün konumuna son veren, onu "tahtından indiren" hareketin
tamamlanmasını sağlamış oldu. (XVI. yy’da Polonyalı astronom, Güneş’in
Dünya çevresinde değil, Dünya’nın Güneş çevresinde döndüğünü söyleyerek,
insanoğlunun yaşadığı toprağın evrenin merkezi olduğu yolundaki, genel
kabul gören görüşü sorgulamıştı.) XIX. yy’da, Darwin’le birlikte, bu
defa insanoğlunun dünyadaki yeri sorgulanıyordu: İngiliz doğa bilimciye
göre insanoğlu da yeryüzüne diğer hayvan türlerinin tabi olduğu
mekanizmaya göre gelmişti.
KEŞİF YOLCULUĞU
Charles Darwin 1809’da Shrewsbury’de (Birmingham’ın batısı), hali vakti
yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğdu (babası hekimdi). 16 yaşında tıp
öğrenimi görmesi için Edinburgh Üniversitesi’ne gönderildi. Ancak bu
konu ilgisini çekmediği için babası ona rahip olmasını ve bu amaçla
Cambridge Üniversitesi’nde öğrenim görmesini önerdi. Bununla birlikte,
Darwin’i en çok ilgilendiren konu doğa tarihiydi. Çocukken koleksiyon
yapmaktan (kınkanatlılar, mineraller) ve kırda gezinirken kuşları
gözlemekten çok hoşlanırdı, daha sonra Edinburgh’da deniz kabukları
koleksiyonu yaptı. Kuş avlamayı ve sonra onları tahnit etmeyi öğrendi.
Bu çalışmalar onu yerel doğa tarihi dernekleriyle ilişki kurmaya (kısa
süre sonra söz konusu kurumların yayımlarında, topladığı hayvan
örnekleri üzerine kısa incelemeleri yayımladı) ve tecrübeli doğa,
bilimcilerin arasına karışmaya yöneltti. Özellikle Cambridge’de botanik
profesörü, saygın bir isim olan Joseph S. Henslow’la dost oldu; onun
sayesinde, kraliyet deniz kuvvetlerine ait Beagle gemisinin Güney
Amerika kıyılarında yapacağı resmi keşif gezisine katılmak olanağını
buldu. Keşif yolculuklarının sayısı XVIII. yy’dan beri artmıştı. Egzotik
bölgelerin coğrafyası, faunası ve bitki örtüsü üzerine şaşırtıcı
bilgiler derleyen Kaptan Cook gibi káşifler, büyük bir ün kazanmışlar ve
bilgilerin önemli ölçüde artmasını sağlamışlardı. Darwin
Cambridge’deyken, büyük bir doğa bilimci ve XIX. yy başlarının
kaşiflerinden olan Alexander von Humboldt’un eserlerini ilgiyle
okumuştu. Humboldt onda, bir keşif gezisine katılmak ve
otobiyografisinde de belirteceği gibi, "doğa biliminin soylu yapısına bir
katkıda bulunmak" isteği uyandırdı. Bu bağlamda Beagle’la yolculuğa
çıkmak teklifi tam yerini bulmuş oluyordu. 27 Aralık 1831’de gemi beş
yıl sürecek (2 Ekim 1836’ya kadar) ve Charles Darwin’in kaderini
değiştirecek bir yolculuk için denize açıldı.
1838’de Darwin, artık teorisinin temel noktalarını geliştirmişti. Fakat,
Darwin çalışmalarının sonuçlarını yayımlamakta duraksadı ve 1858’ de
A.R. Wallace’ın türlerin evrimi, var olma mücadelesi ve hayvanların
üreme hızı ile ortalama sayılarının yiyecek miktarına bağlılığı
konularını ele aldığı çalışması eline geçene kadar 20 yıl bekledi. Durum
böyle olunca, dostları işi oldu bittiye getirip 1 Temmuz 1858’de
Londra’daki LinnZ Derneği’nde Türlerin Çeşitlilik Eğilimi ve Doğal
Ayıklanma Yoluyla Türlerin Çeşitliliğinin Devamı Üzerine ortak
başlığıyla Darwin’in ve Wallace’ın bildirilerini okudular. Darwin, en
önemli kitabı Türlerin Kökeni’ni ancak 1859’da yayımlayacaktı.
EVRİMİN İTİCİ GÜCÜ: DOĞAL AYIKLANMA
Türlerin evrimi artık ortama uyum sağlama ile değil, ayıklanma
kavramıyla açıklanmaktadır.
Canlı kavramı, ancak ortam kavramına bağlı olarak anlam kazanır.
Lamarck’a göre ortam, organizmanın uymak zorunda olduğu "etkili
koşullar" bütününü belirtirken, Darwin, canlının diğer canlılarla
ilişkisini vurgular; canlı, başkalarıyla rekabet, yararlanma ve yok etme
ilişkilerini sürdürür. Hem av, hem de avcı olduğu gerçek ortamı
oluşturan da diğer canlılardır. Gücün sürekli egemen olduğu bu dünyada,
bu yaşam kavgasında, bir bireyde meydana gelen yapısal değişimler, ya
onun lehine ya da aleyhine rol oynayacaktır. En iyi silahlanmış
bireylerin soyları daha kalabalık, diğerlerinin ise tersine sayıca daha
az olacaktır. Demek ki doğa, avantaj niteliğindeki bazı değişimleri
koruyup dezavantaj oluşturanları eleyen bir elek görevi görmektedir.
Darwin, "bu elverişli değişimlerin korunup elverişsiz olanların
atılmasına doğal ayıklanma adını veriyorum", diye yazmıştır. Darwin’e
göre bu değişimler büyük boyutlu değildir, ama soylara göre küçük
farklılıklar gösterirler. Sadece aşamalı olarak birikenler kayda değer
değişimlere yol açar. Böylece, klasik formüle göre "doğa, sıçrama
yapmaz" ve evrim, çeşitlilik üzerindeki doğal ayıklanmadan kaynaklanan
türlerin, yavaş ve aşamalı değişiminden başka bir şey değildir. Burada
söz konusu olan, yenilikçi ama olumsal, doğanın gizli düzenini ifşa
etmekle hiçbir ilgisi bulunmayan ve her türlü kayırımcılığa karşı olan
uzun ve kör bir süreçtir.
Darwin’in teorisi genel bir kabul görmüştür. Ancak Lamarck’ın, edinilmiş
özelliklerin kalıtımla aktarıldığı biçimindeki artık terk edilmiş
anlayışını koruyan ve çeşitliliklerin kaynağına yeterince inmeyen bu
teori, zorunlu olarak birçok kez yeniden gözden geçirilmiştir.
DARWİNCİLİĞE SALDIRILAR
Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasından sonra Darwin, korktuğu gibi,
felsefi-dini alanda şiddetli saldırılara uğradı. Zaten kuramını
yayımlamak için yirmi yıl beklemesinin sebeplerinden biri de buydu.
Tartışmanın en can alıcı bölümlerinden biri, İngiliz Bilimsel Ilerleme
Derneği’nin 30 Haziran 1860’ta Oxford’da toplanan yıllık oturumunda
meydana geldi. Anglikan Piskoposu Samuel Wilberforce bu toplantıda
Darwin’in kuramının bütününe saldırdı, Wilberforce’a göre, doğanın
hiçbir yerinde türlerin dönüşüme uğradığı görülmemişti, hele insanın bir
maymun türünden gelmesi kesinlikle düşünülemezdi. Darwin o oturumda
bulunmadığı için onun yerine dostları, biyolog T. H. Huxley ve özellikle
de J. Hooker cevap vererek, piskoposun öne sürdüğü bilimsel kanıtların
zayıflığına dikkat çektiler. Kitabın yayımlanmasını takip eden yıllarda,
bilim adamlarının çoğu Darwin’in kuramını benimsedi. Bunlardan, ancak
ünlü biyolog Louis Agassiz gibi bazıları türlerin değişmezliğini ısrarla
savunacaktı (Agassiz, art arda bir dizi yaratılış gerçekleştiğini,
1873’te ölünceye kadar savunmaya devam etti).
Daha sonra, türlerin evrimini yadsıyanlar, yalnızca bilim adamı
olmayanlardan da çıktı; bunlar Amerikan köktencileri gibi bütüncülük
yandaşlarıydı, bunlar bugün de evrim kuramının ABD’deki okullarda
öğretilmesine karşı çıkıyorlar. Bununla birlikte, Anglikan Kilisesi’nin
tutumu zamanla yumuşadı ve Darwin 1882’de öldüğünde yüksek rütbeli din
adamlarının övgüleri arasında Westminster’de Newton’un yanına gömüldü.
Ancak Katolik Kilisesi evrim fikrini ancak 1950’de, Papa XII. Pius’un
Humani Generis başlıklı genelgesiyle kabul etti.
Birçok bilim adamı türlerin evrimi fikrini kabul etmekle birlikte, doğal
ayıklanma kavramına karşı çıktılar. Onlar hayvanların çevreye uyumunu
açıklamak için, doğal ayıklanmadan çok, kazanılmış özelliklerin
soyaçekimi ilkesine başvuruyorlardı (onlara göre, zürafa ağaçların
yüksek kesimlerindeki yaprakları yemek için uzun bir boyuna sahipti ve
bu özelliğini döllerine aktarmıştı). Bu anlayış Lamarck’ın eski
kuramında da bulunduğundan, bu okula "Yeni-Lamarckçı" adı verildi (bu
okulun Fransa’da pek çok yandaşı vardır; son büyük Yeni-Lamarckçı Zoolog
Pierre Paul Grasse, 1985’te öldü). Bu araştırmacılardan çoğu, evrimin,
doğal ayıklanma kuramının öne sürdüğü gibi rastlantı eseri
gerçekleşmediğini ve en karmaşık canlı durumundaki insanın ortaya
çıkışının zorunlu olduğunu, çünkü onun kozmik evrimin bütününe bir anlam
kazandırdığını savunurlar. Bu tip kuramların Fransa’daki yandaşları
arasında filozof Henri Bergson’u (Yaratıcı Tekamül, [l’Evolution
Creatrice, 1907]), daha sonra da cizvit ve paleontolog Pierre Teilhard
de Chardin’i ("Insan Olgusu" [le PhZnomen-> humain, 1955]) sayabiliriz.
Eugenik Bilimi ve Sosyal Darwincilik
Eugenism, doğal ayıklanma düşünçesinden kaynaklanmış olan girişimlerin
en tehlikelisi olarak kabul edilir.
Eugenism, Darwin’in kuzeni olan Francis Galton’ın çalışmaları sonucunda
ortaya çıktı. Galton, ırkların sınıflandırılması düşüncesini ve "en
yetenekli" olanlarının gelişmesini desteklemek gerektiğini savundu.
1870’ten nazizmin yükselişine kadar olan ilk dönemde, özellikle bol
miktarda Ingilizce ve Fransızca eser aracılığıyla bu düşünceler yayıldı.
Burada amaç, özellikle sosyal yardımları en yetenekliler"e aktararak
bunların çoğalmasını kolaylaştırmaktır. Bu düşünceleri sistemli bir
şekilde uygulamaya koyan Hitler, işi "aşağı ırk"tan saydığı insanların
elenmesine kadar vardıracaktı. Genetik alanındaki başarılar, örneğin
bazı hastalıklarda etken olan "kötü genler"in ortaya çıkarılması veya
ayıklanması şeklinde bilimsel bir seçimi mümkün kılmaktaydı. Eugenism
uygulamaları kolaylıkla otoriter ve polisiye bir görünüm alırken, sosyal
Darwincilik, insan davranışlarını, doğal dünyaya özgü yaşam mücadelesi
modeline göre yorumlamakla yetinme niyetindeydi. Ilk temel biçimi,
rekabet ve ayıklanma düşüncesinin toplumsal plana aktarılmasıydı; bu da,
XIX. yy’da başarı kazanan ekonomik liberalizmdir. 1970’li yıllarda
ortaya çıkan ve "hümanist" sosyobiyoloji diye adlandırılabilecek olan
ikinci biçimi, insan davranışlarının tümünü genetik bir temele
indirgemeye çalışır. Ahlaki planda tartışmaya bile gerek kalmadan,
Eugenism ile sosyal Darwinciliğin birçok karışıklık üzerine kurulu
olduğunu söylemek gerekir. Insan topluluklarının genetiği, ırk
düşüncesinin ne kadar az güvenilir olduğunu göstermiştir. Her toplum,
tek bir tipin varlığı ile değil, genetik çok biçimlilikle nitelik
kazanır. Öte yandan, "Darwinci yetenek" ve doğal ayıklanma kavramları,
kesinlikten yoksundur. Bu noktada ideolojik çabaları, bilimsel
kavramlara bağlı olanlardan ayırt etmek gerekir
| > Anahtar Kelimeler:
Türlerin Kökeni Nedir,
Keşif
Yolculuğu Nedir,
Evrimin İtici Gücü: Doğal Ayıklanma Nedir,
Darwinciliğe Saldırılar Nedir,
Eugenik Bilimi ve Sosyal
Darwincilik Nedir,
Charles Darwin Hayatı,
Charles Darwin Yaşamı,
Charles Darwin Biyografisi,
Charles Darwin Felsefesi Nedir,
Charles Darwin Nerde Doğmuştur,
Charles Darwin Nerde Ölmüştür,
Charles Darwin Ne Zaman Doğmuştur,
Charles Darwin Ne Zaman
Ölmüştür,
Charles Darwin Gençliği ve Eğitimi Nasıldır,
Charles Darwin Yolculukları ve Çalışmaları Nedir,
Charles Darwin
Başardıkları Nedir,
Charles Darwin Hastalığı ve Ölümü Nasıldır,
Charles Darwin Özel Yaşamı Nasıldır,
Charles Darwin İthaflar ve
Atıflar Nedir,
Charles Darwin Basılı Eserleri Nelerdir,
Charles Darwin Yazışmaları Nelerdir,
Charles Darwin Aldığı Ödüller
Nelerdir,
Charles Darwin Çalışmaları Nedir,
Charles Darwin
Bilimsel Eserleri Nelerdir,
Charles Darwin Felsefesi Nedir,
Charles Darwin Eğitimi ve İlk Çalışmaları Nelerdir,
Charles Darwin Ödülleri Nelerdir,
Charles Darwin Alanları Nelerdir... |
|