|
ERNEST RUTHERFORD
(1871-1937)

Atlantik ötesinde Kanada’ya gidelim.
Çünkü oraya çok büyük araştırmacı gidiyor. Rutherford’dan söz ediyorum.
İngiltere’de Cambridge’in Cavendish laboratuvarında ünlü fizikçi J.J.
Thomson’la çalışmakta olan 27 yaşındaki Yeni Zelandalı genç fizikçi
Ernest Rutherford,1898 yılında, o sırada İngiliz dominyonu olan
Kanada’nın Montreal McGill Üniveristesi’ne profesör olarak gelmeyi kabul
etti. Onu çeken şey, kendine sağlanan alçakgönüllü olanaklar değil,
radyoaktiflikle ilgili arşatırmalarına cömertçe yardım yapılacağıydı.
İngiltere’den ayırılmadan önce de Kanada’ya uranyum ve toryum tuzları
gönderdi. Toryum ve türevlerinin radyoaktifliğinin üzerinde duruyordu.
Toryum,gümüş beyazlığında,ama görece yumşak bir metaldi ve adını
İskandinav mitolojisindeki Tanrı Tor’dan alıyordu. Genç
araştırmacı,rekabet duygusuna sahipti. Ona göre, bu bilimsel yarıştaki
en iyiler, Becquerel ve Curie’lerdi. 1901’de J.J. Thomson’a yazdığı bir
mektupta “yalnızlık duygusu” çektiğinin altını çizmektedir. Kendini,
fizik dünyasının,Avrupa laboratuvarlarının çok uzağında hissetmektedir.
Bununla birlikte bir yıl geçmeden her şey değişiverdi. Avrupa’nın en
dinamik genç bilim adamları Montreal’a, Rutherford’un yanına gelmeye can
atıyordu. İyi de o arada ne olmuştu?
Tartışmadan Doğan Büyük Dostluk
Rutherford yukarıda anılan mektubunda(1901) şöyle yazıyordu: “ Yarın
bizim yerel Fizik Cemiyeti’nde büyük bir tartışmalı toplantımız olacak
ve bu vesileyle kimyacıları alaşağı etmeyi umuyoruz” .Genç fizikçi,kılıç
çektiği kimyacılara,tıpkı dört yıldan az bir süre önce hocası
J.J.Thomson’un keşfettiği elektron gibi,atomun da, daha küçük parçaları
bulunduğunu ve bir kimyasal elementin,kimyasal yöntemleriyle değil,
kendi ışımasıyla “bölündüğünü” göstermek istemekteydi. Karşısında,
kendine yaraşır bir rakip vardı: Bu Mc Gill’de asistanlığa
yükselmiş,genç ve yetenekli bir kimyacı olan Frederic Soddy idi.Frederic
Soddy (1871-1937), Oxford’dan gelmişti;çelişkileri yakalamada usta,
tartışmalara tutkun ve konuşma yeteneğiyle karşısındakileri etkileyen
bir kişiydi. Soddy,değişmez ve bölünemez olan atomun kimyanın temelini
oluşturduğunu anımsatarak,ışınımların, kendi başına alındığında
tartılabilir nitelikteki bir kimyasal tözle aynı maddi dayanıklılığa
sahip olmadıklarını savundu. Elbette bu savunma doğru değildi. Bununla
birlikte, bu unutulmaz tartışmanın ardından,Rutherford, Soddy’e
kendisiyle birlikte çalışmasını önerdi. Toryumun ışımasının yapısını
çözebilmek için bir kimyacıyla çalışması gerektiğini görmüştü
Rutherford.Rutherford,coşkulu, büyük bir enerjiye sahip,ani öfke
krizlerine girebilen bir kişiydi; kanıtlamaların gücüyle ikna etmeyi
başarırdı. Kavrayış gücü ünlüydü:bir sürü çelişik olgunun
ortasında,anlamlı olanı görebilir ve dirençle ipucunun peşinden
koşabilirdi. Çözümü sezebilme gücü vardı onda. Deneyleri her zaman için
basitti ve gereksiz zorlamalardan arınmıştı. Deneyin önceliği, mutlak
bir buyruk niteliğindeydi; gözlemlere dayanmayan bir kuramsal varsayımın
onun gözünde hiçbir değeri yoktu. Üniversitedeki meslektaşlarından bir
edebiyat profesörü,onun karşısındakilerde bıraktığı izlenimin bir tek
terimle betimlenebileceğini söylemiştir : Rutherford “radyoakitf”ti.
Frederick Soddy’ye gelince,o keskin bir zekalı bir insandı. Kültürlüydü.
Akıl yürütmeleri hızlı ve parlaktı. Tartışmayı da seviyordu.Bu iki
kişilik uzlaştı ve son derece verimli bir18 ay geçti. Soddy,kimyasal
araştırmaları Rutherford da fiziksel ölçümleri üstlenmişti. Dönüşümü
hemen kabullenen kimdi biliyor musunuz? Soddy idi. Katı bir madde olan
toryumun sürekli olarak bir gaz oluşturmasını yorumlayan Soddy,
Rutherford’a “Bu bir transmutasyon. Toryum parçalanıyor ve bir başka
element dönüşüyor” dediğinde Rutherford ona şöyle karşılık veriyor: “
Tanrı aşkına Soddy,çeneni kapat,bizi simyacı sanacaklar”.Atomun
değişmezliğine ve bölünmezliğine ilişkin düşünceler altüst oluyordu.
Rutherford ve Soddy’nin açıklamaları Mc Gill Ünvisersitesi’nin tutucu
profesörlerini dehşete düşürmüştü. Bunlar, Rutherford ve Soddy’nin
üniversitenin saygınlığına gölge düşürecekleri vaazlarını verdiler.
Bereket kıdemli,yaşlı ama ileri görüşlü fizik profesörleri de vardı.
Bunlardan John Cox, Rutherford ve Soddy’nin çalışmaları için “bu yeni
kavrayış Üniversite’nin ününe katkıda bulunacaktır” diye savundu.
Aslında yeni kuram bilimsel topluluk tarfından hemen
benimsendi. Yaşlı Lord Kelvin’in bazı itirazları olduysa da,bunlar uzun
sürmedi. Bu buluş Rutherford’a ve Soddy’ye dünya çapında bir saygınlık
kazandırdı.Radyoaktiflikle ilgi çalışmaları ona daha 1908'de Nobel Kimya
Ödülü’nü getirmişti. Rutherford ve Soddy, daha önce değişmez olarak
düşünülen kimyasal elementlerin radyoaktiflik sürecinde başka
elementlere dönüştüğünü bulmuşlardı. Soddy, yeni olayı “radyoatif
dönüşüm” olarak adlandırmayı önerdi. Kurşunun altına dönüşümü gibi,
elementlerin dönüşümü,19. yy kimyacılarının ve fizikçilerinin reddettiği
bir eski simya düşüydü. Soddy’nin önerisine Rutherford’un yanıtı “Zeus
aşkına Soddy, bizi simyacı sanacaklar” demek olmuştu.
Rutherford, 1908 yılında Nobel Ödülü’nü aldı. Hangi branştan mı ?
Kimyadan. Nobel Komitesi, gerekçeyi şöyle anlatıyordu:“Parçalanma kuramı
ve üzerinde temellendiği deneysel sonuçlar kimyanın temel kavramlarının
yeni ve çok daha geniş bir şekilde yorumlanmasına yol açmıştır. 19. Yy
boyunca atom ve kimyasal element, kimyasal ayrıştırma yoluyla
ulaşılabilen nihai birimleri göstermekle ve böylece deneysel
araştırmanın sınırını oluşturmaktaydılar. Bu sınırın ötesinde neyin
var olabileceğinin bilinmesi,şu ya da bu ölçüde belirsiz ve kısır
spekülasyonların konusundan ibaretti. Uzun süre anlaşılamayan bu
sınır,şimdi artık ortadan kalkmıştır… Elementlerin değişmezliği yasası
artık savunulamaz ve atomların yapısı ile bu yapıyı yöneten yasalar,
tıpkı onlardan önce moleküller için olduğu gibi,bundan böyle kesin
ölçümlere dayanan bilimsel yöntemlerle araştırılabilecektir.”Aslında
bilim dünyası Rutherford’u, Nobel Komitesinin ödüllendirdiği radyoaktif
dönüşüm yasasından çok, birkaç yıl sonra Manchester’de yaptığı iki keşif
nedeniyle daha çok tanır. Bunlardan birincisi 1911 yılında “atomun çekirdeği”nin
varlığını kanıtlaması, ikincisi de 1919’da ilk yapay çekirdek dönüşümünü, azot
atomunun oksijen atomuna dönüşümünü gerçekleştirmesidir.
Alfa ışınları ile atom incelemeleri ve radyoaktivite ile ilgili
çalışmaları nedeniyle 1908'de Nobel Ödülü’nü aldı. kendisi alfa saçılma
olayını şöyle yorumlamıştır: “ Alfaların geri saçılmasının tek bir
çarpışma sonucunda meydana geldiğini düşündüm. Hesapları yaptığımda elde
ettiğim sonuç şaşırtıcıydı. Alfa parçacığının yaklaşma uzaklığı çok
küçük bir değere sahipti. Bu, ancak atom kütlesinin büyük bir kısmının
çok ufak bir hacimde, çekirdekte yoğunlaşmış olması halinde mümkün
olabilirdi Böylece, bir atomun, merkezinde ufak bir hacimde yoğun kütle
ve yük içeren bir yapıda olduğu sonucuna vardım”
|
> Anahtar Kelimeler:
Ernest Rutherford Hayatı,
Ernest Rutherford Yaşamı,
Ernest Rutherford Biyografisi,
Ernest Rutherford Felsefesi Nedir,
Ernest Rutherford Nerde Doğmuştur,
Ernest Rutherford Nerde Ölmüştür,
Ernest Rutherford Ne Zaman Doğmuştur,
Ernest Rutherford Ne Zaman Ölmüştür,
Ernest Rutherford Gençliği ve Eğitimi Nasıldır,
Ernest Rutherford Yolculukları ve Çalışmaları Nedir,
Ernest Rutherford Başardıkları Nedir,
Ernest Rutherford Hastalığı ve Ölümü Nasıldır,
Ernest Rutherford Özel Yaşamı Nasıldır,
Ernest Rutherford İthaflar ve Atıflar Nedir,
Ernest Rutherford Basılı Eserleri Nelerdir,
Ernest Rutherford Yazışmaları Nelerdir,
Ernest Rutherford Aldığı Ödüller Nelerdir,
Ernest Rutherford Çalışmaları Nedir,
Ernest Rutherford Bilimsel Eserleri Nelerdir,
Ernest Rutherford Felsefesi Nedir,
Ernest Rutherford Eğitimi ve İlk Çalışmaları Nelerdir,
Ernest Rutherford Ödülleri Nelerdir,
Ernest Rutherford Alanları Nelerdir... |
|