|
ATATÜRK'ÜN GURURA VE ÜMİTSİZLİĞE YER
VERMEMESİ

Hayatında karşılaştığı güçlüklerle hep mücadele eden Atatürk, hiçbir
zaman umutsuzluğa düşmemiştir. Bununla birlikte başarıları karşısında
gurura da kapılmamıştır. O her zaman şu sözlerini prensip olarak kabul
etmiştir: ''Muvaffakiyetlerde gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe
mukavemet etmek lazımdır.'' ''Hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı
hayatta iki şey vardır: Galip olmak, mağlup olmak.'' ''Hayat, bir
ilerleme ve dinamizm kaynağıdır. İnsan ona kendini uydurmak
mecburiyetindedir.'' ''Hayat demek mücadele, çarpışma demektir. Hayatta
muvaffakiyet, mutlaka mücadelede muvaffakiyetle mümkündür. Bu da, manen
ve maddeden kuvvete, kudrete dayanır bir niteliktir.''
Atatürk'te büyük işler becerecek maddi ve manevi güç ve kuvvet vardır.
Bu yüzden Atatürk, felaketlerde umutsuzluğa kapılmamış ve daima
engelleri kaldırmayı ve başarıyı elde etmeyi düşünmüştür. Başarılı
olunca da hiçbir zaman gurura kapılmamıştır.
Meclis'in yeni açıldığı ilk günlerde bazı milletvekilleri, Kurtuluş
Savaşı'nın yoksulluk içinde başarılamayacağına inanarak dönmeye karar
verirler. Atatürk, milletvekillerinde görülen bu umutsuzluk karşısında
mecliste yaptığı konuşması ile, bütün milletvekilleri geri dönse ve
kendisi yalnız kalsa dahi mücadeleye devam edeceğini kesin bir dille şu
şekilde ifade etmiştir: ''Düşman adım adım her tarafı işgal ederek
Ankara'ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silahımı, bir elime de
Türk bayrağını alıp Elmadağı'na çıkacağım. Burada tek başıma son
kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra bu mukaddes bayrağı göğsüme
sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire içerken ben de
hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum!''. Bu sözler
Mustafa Kemal'in ne kadar inançlı ve umutsuzluktan ne kadar uzak
olduğunu göstermektedir. Milli Mücadele'de milletin bütün kaynakları
seferber edilmişti. Meclis'te parasızlık ve türlü imkansızlıklar
yüzünden ordunun ayakta tutulamayacağını söyleyenler karşısında O,
umutsuzluğa, çaresizlik duygusuna kapılmamış, soğukkanlılığını ve
direncini korumuştur. Türk milletine güvenerek ve kendisinde var olan
kuvvet, kudret, azim ve iradeye dayanarak her zorluğun üstesinden
gelineceğini ''Para vardır veya yoktur, ister olsun, ister olmasın, ordu
vardır ve olacaktır.'' sözleriyle dile getirmiştir.
Atatürk, Sakarya Meydan Savaşı öncesinde Yunanlılar karşısında, Türk
ordusunu, Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekme gereğini duymuştu. Bu durum
Meclis'te bunalıma sebep olmuştu. Atatürk'e ''Yunanlılar savunmamızı
yararlarsa ne yaparız?'' sorusu sorulunca, şu cevabı ile
milletvekillerini yatıştırdı: ''Böyle bir şey olursa onları Çankırı
ormanlarına çeker, gerilla taktiği ile yok ederim.'' Meclis kendisine
umut veren ve zafer vadeden Atatürk'ü başkumandan seçmiş ve ona büyük
yetkiler vermiştir.
Atatürk, öğünmesini bilmediği gibi, öğülmeyi de istememiştir, ''Benim
için dünyada en büyük mevki ve mükafat milletin bir ferdi olarak
yaşamak-tir.'' diyen Atatürk'ün gururu, öğünmesi, Türk milletinin bir
ferdi olmaktan ileri gitmemiştir. Başarılarından dolayı, gurura,
büyüklük duygusuna kapılmamış, kendisini beğenmişlik gibi bir zaaf
göstermemiştir.
Atatürk, büyük adam olmanın nelere bağlı olduğunu şu sözleri ile
belirtir: ''Büyüklük odur ki, hiç kimseye eğilmeyeceksin, hiç kimseyi
aldatmayacaksın, memleket için hakiki mefkure ne ise onu görecek, o
hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, asla
irkilmeyeceksin. Önüne sayısız engeller yığacaklardır. Kimseden yardım
gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana
büyüksün, derlerse, bunu diyenlere güleceksin!''.
Yapılan bütün işlerin milletin ihtiyaçlarından ve eğilimlerinden
doğmasını isteyen Atatürk, bu görüşünü şu sözleri ile ifade etmiştir:
''Gerçekte ihtirassız büyük bir iş meydana getirilemez. Fakat onun
herhalde millet yolunda bir hizmet gayesine yönelmiş olması lazımdır.
Başkan olan kimsenin milletin ülküsüne göre hareket etmesi ve milletin
psikolojisini bildikten sonra o milletin eğilimine uyması gerekir.''
Atatürk, yaptığı bütün işlerde Türk milletinin ihtiyaçlarını ve
eğilimlerini göz önünde tutmuştur. ''Memleket ve millet hizmetlerinde
önder olmak isteyenlerin ilham kaynağı, milletin gerçek duygulan ile
istekleridir. Bizim, söylemeye değer bir hareketimiz varsa, o da
milletin duygularına ve eğilimlerine, varlığına temas etmeğe çalışmaktan
ibarettir. Her türlü başarı sırrının, her çeşit kuvvetin, kudretin
gerçek kaynağının milletin kendisi olduğuna inancımız tamdır.''
sözleriyle bu düşüncesini ortaya koymuştur.
Yapılan işleri hiçbir zaman kendisine mal etmeyen Atatürk ''Ben
yaptım.'', ''Ben başardım.'' dememiştir. Büyük zaferden sonra Anadolu'da
yaptığı ilk gezide halka: ''Bu zafer benim değil, milletindir.''
demiştir. Her bir başarıyı, her büyük işi Türk milletine mal etmek en
önemli yönü idi: ''Eriştiğimiz başarı; milletin kuvvetlerini ve
faaliyetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir.'' der, O, tüm
inkılaplarını Türk milletinden aldığı ilhamla yaptiğını söylemekten zevk
alırdı: ''İlham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir; milletin ortak
isteği, gerçek eğilimidir. Varlığımızı bağımsızlığımızı kurtaran bütün
teşebbüs ve hareketler, milletin ortak fikrinin, isteğinin, azminin
yüksek görünüşünden başka bir şey değildir.'' ''Bütün yapılanlar
herkesten evvel büyük Türk milletinin eseridir.'' der. Bu ifadeler onun
ilham kaynağını açıkça ortaya koymaktadır.
O, bir milleti yok olmaktan kurtarmış bir kahraman olmasına rağmen bu
başarısı ile hiç öğünmemiş, başarıyı Türk milletine ve ordusuna mal
etmiştir. Aşağıdaki sözleri de bunu açıkça göstermektedir; ''Vatanın
kurtuluşu, kazanılan zaferler, Türk Ordusu ile büyük Türk milletinin
gösterdiği kahramanlık ve fedakarlıkların eseridir.'' ''Bu zaferi
kazanan ben değilim! Bunu asıl o gün (30 Ağustos 1922) tel örgüleri hiçe
sayarak atlayan, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini
esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine
açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki, onların her birinin
adını Kocatepe'nin sırtlarına yazmam mümkün değildir. Fakat hepsinin
ortak bir adı vardır; Türk askeri!''
Yaptığı işlerle öğünmeyen, yalnız öğünülecek işler yapmak isteyen
Atatürk: ''Yaptığımız hizmetlerle öğünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin
öğünmeye layık olabileceği ümidiyle teselli oluyoruz.'' der. Ona göre,
millete hizmet edenler bir karşılık beklememelidir. ''Millete hizmet
edenler, görevlerini yerine getirmiş olmaktan başka bir iş
yapmamışlardır.'' der. Millete hizmette sürekliliğin gerekli olduğuna
inanan Atatürk: ''Bir insan, hayatında büyük bir muvaffakiyet
gösterebilir; fakat, yalnız onunla öğünerek kalmak isterse, o
muvaffakiyet de unutulmaya mahkumdur.'' demiştir.
Başarılardan dolayı, gurura ve gösterişe kapılmayan Atatürk, bir halk
adamı olarak yaşamış, milletin çıkarlarını kendi çakarlarından, hatta
canından üstün tutmuştur. Ne istemişse Türk milleti için istemiş ve bu
uğurda çalışmıştır. O, Türk milletinin bir ferdi olmaktan başka bir
öğünmeye kapılmamıştır. Atatürk bütün bu özellikleriyle Türk milletinin
vasıflarını taşıyan ve uygulayan dahi bir inkılapçı olarak yaşadı ve bu
önder kişiliği ile adını tarihe altın harflerle yazdırdı.
|
> Anahtar Kelimeler:
İstiklal Marşı,
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi,
Atatürk'ün
Türkiye Öğretmenler Birliği Kongresi Üyeleri Onuruna Verilen
Yemekteki Konuşması,
Değişik Yönleriyle Atatürk,
Fikir Hayatı,
Askerlik Hayatı,
Siyasi Hayatı,
Eserleri,
Atatürk'ün
Karşılaştığı Güçlükler,
Atatürk'ün Kişisel Özellikleri,
Vatanseverliği,
İdealistliği,
Hakikati Arama Gücü,
Yaratıcı
Zihniyeti,
İleri Görüşlülüğü,
Mantıklılığı,
Çok Cepheliliği,
Yöneticiliği,
Gurura ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi,
Atatürk'ün
Öğretmenlik Mesleği İle İlgili Sözleri,
Mustafa Kemal Atatürk'ün
Anıları,
Atatürk'ün Son Cumhuriyet Bayramı,
Yoksul Kelimesini
Beğenmedim,
''Kumandanın Atı Kaçmaz, Kovalar!'',
Müsaade
Buyurursanız Bendeniz de Masadan Kalkayım Efendim,
''Atatürk'ün
Bir Eri Takdir Etmesi'',
Yeni Okullar,
Bundan Ötesi Eğitim
Meselesi,
Bir Okul Ziyareti ve...,
Atatürk İçin Ne Dediler...,
Atatürk Kronolojisi,
Onuncu Yıl Nutku,
Atatürk'ün Kendi Sesinden
10. Yıl Nutku,
Onuncu Yıl Marşı... |
|