|
NICHOLAS COPERNICUS
(1473-1543)

"Geleneksel teorileri çürütecek birçok kanıt topladım. Ancak bazı
kimselerin gözünde ölümsüz bir ün kazanmış olan,ama birçok kişi için de
alay ve aşağılama konusu olan üstadımız Copernicus'un yazgısını
paylaşmaktan korktuğum için bunları gün ışığına çıkarmıyorum."
Galileo ( Kepler'e mektubundan,1609)
Modern bilim ne demek? Bilimsel devrim ne zaman başladı,bunun anlamı
nedir?
Kopernik'i kim neden Cehenneme aday gösterdi? Redaktörü, Kopernik'e
nasıl bir oyun oynadı?
Kopernik,Papaya neden ve nasıl bir mektup yazdı? Galile'nin bilim
tarihindeki önemi nedir?
Newton, iki üç yüzyılda dünyaya gelebilen bu ender deha nerelere el
attı? Newton neleri buldu? Newton'un bir de "öteki yüzü" olduğunu
biliyor musunuz? Modern Bilimin Oluşumu,sanıldığı gibi,yakından uzağa
olmadı. Tersine uzaktan yakına doğru,yani gökyüzünden yeryüzüne ve
insana doğru oldu.Galile, teleskopla keşfettiği yıldızların isim
babalığını kimlere satmaya çalıştı? Satabildi mi? Osmanlılar,Güneş
merkezli sistemden ne zaman haberdar oldu?
Bize Dünyanın değil, Güneş'in merkezde olduğunu gösteren (Copernicus),
hareket bilmecesine el atarak hareketin göreliliğini açıklayan (Galile),
gezegenlerin yasalarını bulan (Kepler),Işıktan yerçekimine bir dizi
olayın yasalarını bulan (Newton) insanlar, modern bilimin mimarlarıdır.
Sonrasını Dalton, Faraday, Hertz, Huygens, Cannizzaro, Maxwell gibi
dehalar getirecektir. 20. yy bilimi ise, Becquerel, Curi'ler, Planck,
Einstein, Millikan, Rutherford, Bohr ile derin köklerini atacak,
Heisenberg, Pauli, Dirac, Hahn, Lisa Meitner, Feynman, Hawking, Penrose
.ile boy verecektir.
Coulomb ve Dante'nin Evreni: Genişleyen Ufuklar
Anımsayacağınız gibi Dante (1265-1321), Cennet'i Araf Dağı 'nın tepesine
yerleştirmişti; onun zamanında bu dağ bütün Güney yarımküreyi kaplayan
hayali okyanusun ortasına yerleştirilmekteydi. Çünkü o zaman Güneyde
yalnızca kum, deniz ve Araf Dağı bulunduğu düşüncesi vardı. Ve Kolomb da
başlangıçta bu düşüncedeydi. Hiç kimse denizlerdeki yolculukta bir kıta
ile karşılaşabileceğini düşünmüyordu;ama köprüleri atarak denizlere
açılmaya istekli kişi oydu.Dünya’nın "armut biçimli, bir bölümü yuvarlak
fakat sapın çıktığı öteki bölümü uzun" olduğunu veya " tam yuvarlak top
gibi, bir tarafında kadın göğsünün ucu gibi yükselti var " diye
yazıyordu..Yükseltinin güneyde olduğuna inanıyordu ve üçüncü
yolculuğunda, gemisi kuzeye doğru, güneye gittiğinden daha hızlı yol
alınca, aşağı doğru gitmeye başladıklarına inandı. Birkaç hafta önce,
yolculuğunun en güney noktasında, Tirinidad Adasıyla Güney Amerika
kıtası arasında seyrederken koca Orinoco'dan okyanusa akan tatlı su
hacmini görünce, suların denizle birleştiği yerdeki "gök gürültüsü gibi
ses" ve gemileri neredeyse batıracak gibi gelen dalgaların yüksekliği
onu bu kadar tatlı suyun kaynağının ancak Cennetten akan dört ırmaktan
biri olabileceğine inandırmıştı; bu hatasının doğruluğuna daha fazla
güvenerek armutun sapına geldiklerini düşünmüştü. Kuzeye seyrederken
Cenneti arkada bırakıyordu. Daha iki yüz yıldan az süre önce Aqinas
mantıklı fikir yürütmelerle Adem'le Havva'nın kovulduğu Cennet
Bahçe'sinin bu dünyada, aranıp bulunabilecek gerçek bir yer olduğunu
göstermeye çalışmıştı. "Cennetin yeri" diye yazıyordu "aşılması mümkün
olmayan dağlar veya denizler veya sıcak bir bölgeyle insanların yaşadığı
bölgeden ayrılmış olmalıdır ve topografya hakkında yazan insanlar bu
nedenle oradan söz etmiyorlar.' Saygın Bede beşbuçuk yüzyıl önce makul
biçimde, Cennetin biçim sahibi bir yer olamayacağını tamamıyla ruhsal
olması gerektiğini savunmuştu. Augustine ise böyle bir görüşü reddetmiş,
Cennetin hem cismani hem ruhani olduğunu ileri sürmüştü. Aquinas'ın
bağlandığı da Augutine'in görüşü olmuştu. Kolomb yalnız dünyadaki değil
gökteki cennete de darbeler indirecek bir dizinin ilkini başlatmış
olduğunun farkına varmadan öldü. 1497'de Vasco de Gama,Güney Afrika'yı
ve 1520'de Macellan, Güney Amerika’yı dolandı; denizlerin geçilmez
bölgesi de aşılmış fakat Cennet bulunamamıştı. 1543'te Kopernik Güneş
merkezli evren tezini yayınladı ve altı yol sonra, daha önce de göz
attığımız gibi, Galile teleskopla araştırmalarına başladı. Ve gene
gördüğümüz gibi bunlar hemen yeni kozmolojinin Kutsal Metinlere karşı
olduğu suçlamasıyla mahkum edildiler... Dünyanın merkezi için artık
"dönen dünyanın hareketsiz noktası" uygun popüler bir simge değil,
ocakta ve her yerde, her atomda ve belki de dünyamızın galaksimizde bir
aydan başka bir şey olmadığı dış dünyanın kavranılamaz uzaklıklarında.
Şair Robert Jeffers'in satırlarıyla:
“Atom sınırlarının yıkılması
Güneşe çekirdek, gezegenlere elektron olduğunu bilerek
Dua etmeden, kendin eşitleyerek, bütünü bütünle, mikrokozmozu
Girmeden ve girmeyi benimsemeden, daha eşit biçimde, daha açık, daha
inanılmaz birleşmeyle
Öteki uçla ve büyüklükle; duygu yüklü kimliği kavrayarak.
” Batıl inanç nedir? Basitçe , geçmişten kalan, kalıntı olan bir şeyin
hala üstünde durarak ona inanmaktır". Örnek olarak dönen, tabak biçimli
dünyanın üstüne Güneş'in altın kapısını oluşturduğu bir kubbenin
kapatılmış olduğu ve bu kapıdan sonsuzluğa gidildiği biçiminde düşünüş
İÖ sekizinci bin yılda "batıl inanç" değildi; ampirik olarak o zamanın
çıplak gözle yapılmış gözlemlerine dayanıyordu. Bunun ruhsal değeri
imgenin yapısından gelen bir şeye bağlı değildi, gücünü insanın evrenle
uyum içinde olduğu anlayışını önermesi ve desteklemesinden alıyordu.
Fakat sözlük anlamıyla ele alınan ve bugün de ısrar edilen böyle bir
kozmik imge, evrenin bilinen gerçekleri kadar bu gerçekler karşısındaki
bilim ve uygarlıkla da, Galileo'nun davasının da gösterdiği gibi, uyumu
değil uyumsuzluğu getirirdi. Çapasının dibinden uzaya bakan neolitik
tarımcı, ziggurat koridorlarında gezegenlerin hareketlerini izleyen
Ruhban sınıfı, kitaplarının yenilenmiş versiyonundan alıntı yapan modern
din adamı değil, bugün nasıl bakacağımızı bize öğretenler inanılmaz
mükemmellikteki bilim adamlarımızdır: ve eğer yüreği kaynağına taşıyacak
uygun araç merak ve alçakgönüllülük ise, sakin bir Pazar sabahı evde
kalıp saman yollarının fotoğrafına denetimli bir tefekkür içinde
bakmanın bu seyahat için uygun bir zahitçe başlangıç olacağını
düşünebilirim.
Copernicus Devrimi
R. Feynman Fizik Yasaları Üzerine(TÜBİTAK yayınlarından) adlı
yapıtında“Doğa yasalarının tuhaf bir özelliği vardır; sağduyudan ve
sezgisel olarak apaçık olandan giderek uzaklaşıyor gibi görünürler.”
der. Sezgi/sağduyu, deneysel gözlem sürecinin geçmişteki
aşamalarında,olayların“akla uygun” açıklamasının temeliydi. Nicolaus
Copernicus(Kopernik)le birlikte doğa yasalarının “tuhaf özelliği” açıkça
görünmeye başladı. Bilim tarihi bakımından insan aklının yakın
zamanlardaki en büyük devrimi, Dünya’nın değil Güneş’in merkez olduğu
bir sistem düşüncesidir. Copernicus, gerçekten “sağ duyu” denen
alışılmış, “herkesçe açıkça kabul edilen” zihniyete insan aklının ilk ve
en büyük saldırısıdır. Bertrand Russell (1872-1970) bu konuyla ilgili
olarak şöyle der: “Din ile Bilim arasındaki ilk, kimi yönlerden de en
önemli kavga, bugün Güneş Sistemi adını verdiğimiz düzenin merkezinin
Güneş mi yoksa Dünya mı olduğu konusundaki gökbilimsel tartışmadır.”
Galileo'nun başta aktardığım sözleri Kopernikçi olmanın ne denli
tehlikeli ve düşünceye gözbağı getiren özellikte olduğunun açık
kanıtıdır.1600 yılında Kopernikçi olduğu gerekçesiyle Roma'da bir direğe
bağlanarak yakılan Giordano Bruno'nun hayalinin ürpertisi hem
Galileo'nun,hem de Newton'un aklını sık sık karıştırmıştır.
Nicholas Copernicus (Kopernik) 1473 yılında Polonya' nın
Torun kentinde doğdu. Bu çocuk, 1543 yılında büyük bir bilim adamı
olarak ölecek; ama aynı yıl kitabı doğacaktı. Kitabının adı: "Yerin
Gökyüzündeki Devirleri Üzerine " idi. Gençliğinde İtalya'ya yolculuk
yaptı ve Rönesans atmosferinden bir parça teneffüs etti.1500 yılında
Roma'da bir matematik okutmanlığı ya da profesörlüğü aldı.1503'te
doğduğu yer olan Frauenburg'a döndü. Orada din adamı oldu.
Bütün zamanların en büyük devrimiydi bu. "Kopernik devrimi denen
çalışma, ortaçağdan modern dünyaya, şimdi bize masal dünyası gibi gelen
bir görüşten günümüzün gerçekçi anlayışına geçişin yüce bir simgesini
oluşturuyor. Aslına bakılırsa bu devrim özünde ne büyük bir buluşa, ne
yeni bir düşünceye dayanmakta, ne de devrimi başlatanın kendi
felsefesinde köktenci bir değişikliği içermektedir. Kopernik devriminin
tüm önemi, yol açtığı büyük gelişmede yatmaktadır denebilir. Kopernik,
geçmiş çağlarda birkaç örneği olan, ama bizim karmaşık modern dünyamızda
eşine rastlamayı pek ummadığımız evrensel dehalardan biridir. Din adamı,
devlet adamı, bilgin, hukukçu, sanatkar, şair, hekim, ekonomist,
matematikçi, astronom-o, bunun hepsiydi; ama onun asıl tutkusu- tabii
"tutku" bu denli ılımlı ve ince bir düşünür için yerinde bir
sözse-matematiksel astronomiydi. Önce Cracow Üniveristesinde, daha sonra
Bolonya (Bologna) ve Roma'da uzun süren bir öğrenim döneminden sonra,
1506'da 33 yaşındayken Frauenburg Katedrali rahipliğini üstlenmek üzere
ülkesine döndü; Zamanının çoğunu Almanlarla mücadele ederek ve para
reformu yapmakla geçirdiği boş zamanlarında ise gökbilime kafa yorduğu
anlaşılıyor.1543'te ölünceye dek çeşitli etkinliklerini sürdürdü; ama
onu sürekli meşgul eden şey, kafasında oluşturduğu astronomi sistemini
yetkinleştirmekti.
Kanıtı da son derece basitti. Mars , Jüpiter ve Satürn, yıldızların
izlediği yöne ters yönde hareket ettikleri için bu bozuk hareket
gökbilimcilerin dikkatini çekmişti. Kopernik, bunun şöyle
açıklanabileceğini söyledi: Bu gezegenler, Dünya' ya oranla Güneş' ten
daha uzakta bulunan gezegenlerdir. Bunun için de Güneş' in onları
sürekli yörüngesi üzerinde yakalayıp geçmesi gerektiğini anladı. Bu
düşünce yeni değildi aslında .Kopernik' ten 1700 yıl önce Sisamlı
Aristark ve kendi çağında da Nicolaus Cusanus, benzer düşünceleri ortaya
atmışlardı. Ama o, düşüncelerini ayrıntılarıyla işleyip geliştirdi ve
kuramın bilimsel babası oldu[2]. 15. yüzyıl sonlarında olduğumuzu
anımsayalım. O zaman da akıldan geçen her şey yazılamaz, yazılsa da
basılamazdı. Ve de büyük Kopernik' in diplomasisini. Batı Avrupa' da
Hıristiyanlar ikiye ayrılmışlardı. Birinin başında Papa, öbürünün
başında Luther bulunuyordu. Luther, Papa' ya başkaldırmıştı. Sözünü
esirgemeden Katolik ilahiyatçılara şiddetle saldırıyordu. Öte yandan,
Kopernik' in yeni kuramını işittiği zaman, ona ahmak demekten de geri
kalmamıştı. Hey gidi günler...Kopernik, düşüncelerinin kiliseyi çok
öfkelendireceğini biliyordu; o da kalktı kitabını kiliseye adadı. Yani,
Papa’ya.. Papa 3. Paul' a şöyle yazıyordu:
Copernicus'un Papa'ya Mektubu:
"Elbette kutsalın kutsalı efendim, şunu çok iyi biliyorum ki, kimileri
Yer' in devinimleri hakkındaki kitabımı onaylayacak, kimileri de onu
yazdığım için, aslında dikkate almamam gereken gürültüleri edecek(
Kopernik kendinden emin). Ama ben, her şeye rağmen gerçeğe uymayan
görüşlerin bir yana bırakılması gereğine inanıyorum ( Ve hücuma
başlıyor) Fakat, uzun zaman önce, insanlara çağlar boyu anlatılan saçma
bir peri masalını, yani yer' in göğün ortasında onun merkeziymiş gibi
hareket etmeden durduğunu okuduğum sıralarda, tam tersine hareket
ettiğini savunmaktan çekinmiştim. Gerçekten kimi zaman Pythagorasçılar
ya da benzerleri gibi bilgiyi kitaplarla değil de kulaktan kulağa yalnız
arkadaşlarına ya da yakınlarına aktaranları taklit etmenin daha iyi olup
olmayacağını düşündüm. Bana öyle geliyor ki onlar, buluşlarının, bir
kitap yazmanın ondan bir yarar sağlanmayacaksa anlamsız olduğunu
düşünenlerce küçümsenmesinden korktukları için böyle yaptılar. Bir de,
başkalarını bilgilendirmekten heyecan duyan ama genellikle arılar
arasındaki erkek arılardan daha fazla uğraşmanın çok aptalca olduğunu
düşünenler var. Dolaysıyla bunları düşündüğümde, görüşlerimin
yeniliğinden ve sözde saçmalığından korkulacağı kaygısı, beni bu kitapla
ilgili olarak yaptığım bütün çalışmaları bir kenara atmaya sevk etti.
Fakat arkadaşlarım, durumun başka türlü olduğuna beni ikna etti.
Bunların en başında gelenlerden biri bilimin her alanında çok tanınan
Capua Kardinali Nicholas Schonberg' di. Ondan sonra gelen, bütün gizli
meselelerde en bilgili kişi olan Kulm Piskoposu Tiedemann Giese' di.
Bana durmadan, hatta kimi zaman kınayarak, dokuz yıldan fazla bir
süredir elimde tuttuğum bu kitabı yayınlamam için ısrar etti. Dünya' nın
hareketi ile ilgili öğretimin ilk bakışta saçma göründüğünü, ama
insanların dağılıp giden saçmalık bulutlarını görmesinden sonra
uyandıracağı hayranlıkla öğretimin değerinin daha büyüyeceğini
söylediler. Bu ricacıların yüreklendirmesi ile en sonunda çalışmamı
yayımlamaları için onlara izin verdim.
Kutsal Efendimiz, kabul edilen matematiğin ve sağduyunun tersine, Dünya'
nın hareket ettiğini düşünmeye nasıl cüret ettiğimi duymayı özellikle
isteyebilir. Her şeye karşın matematikçiler, gezegenlerin hareketleri
konusunda aralarından anlaşmış değillerdi. Hatta Güneş ile Ay' ın
hareketi konusunda o derece kesin bir kararsızlık içindeydiler ki büyük
yılın değişmeyen uzunluğunu kanıtlayamadılar. (Güneş Yılını ilk kez İ.Ö.
yaklaşık 100' de Hipparkhos buldu. Aşağı yukarı 26 bin Dünya Yılına
eşittir ve Yıldızların Yer' in çevresindeki turlarını tamamlayıp ilk
konumlarına geldikleri süreye karşı gelir. Eksen kayması diye bilenen bu
görüngü, yıldızların herhangi bir hareket döngüsü yüzünden değil, Yer'
in devir ekseninin yönündeki derece derece ortaya çıkan değişiklikten
kaynaklanır. Yazarın dip notu s: 102) Bu konularda sorular sorulduğunda
ne hakkında konuştuklarını bilmediklerini gösterdiler. Çünkü
gezegenlerin Dünya' nın bulunduğu ortak bir merkez etrafında daireler
çizdiğine inananlar, böyle daireleri açıklayacak bir görüngü
yakalayamadılar. Fakat bütün çemberlerin merkezlerinin ayrı olduğunu
savunanlar, diğerlerinin savlarının saçmalığını göstermeye yetecek kadar
olağandışlıklar olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar. Dahası onların
açıklamak için hiçbir kanıt bulamadıkları evrende kesin bir denge vardı.
Onların dizgeleri ellerini, ayağını, başını, kollarını ve bacaklarını
farklı farklı bedenlerden alan bir insan gibidir. Bunun sonucunda ortaya
çıkan yaratık ancak bir canavara benzeyebilir. Onun için onların
dizgelerinin hepsinde temel bir noktayı görmezlikten geldikleri ya da
hem garip hem ilgisiz birşeyi dizgelerine soktukları görülür. Belli
ilkeleri izleselerdi bu böyle olmazdı.
Geleneksel matematiğin kaosu üzerine uzun uzun düşündüm. Yer'in en küçük
ayrıntıları üzerine başka bakımlardan o kadar eksiksiz araştırmalar
yapmış filozofların arasında dünya makinesinin olmaması beni usandırmağa
başladı. Bu nedenle, gök kürelerinin devinimlerinin okullarda
öğretildiği gibi olmayabileceğini düşünen birinin olup olmadığını bulup
çıkarmak için bütün filozofların ele geçirdiğim kitaplarını yeniden
okudum. Önce Cicero’ya göre, Niketas’ın (ya da Hiketas’ın) Dünya’nın
hareket ettiğini öğrendim. Sonra Plutarkhos’ta başkalarının da bu
düşüncede olduklarını buldum:
‘ Kimileri Dünya’nın kımıldamadan durduğunu söylüyor; ama Pythagorasçı
Philolaos onu merkezi ateşin çevresinde, Güneş ile Ay’ın hareketlerine
uygun olarak eğri bir çember içerisinde hareket ettiği görüşündedir.
Pontuslu Herakleitos ile Pythagorasçı Ekphantos Yer’e ilerleyen değil
de, kendi ekseni etrafında döndürülen bir tekerleğin dönüş biçimine
uygun bir devinimi yakıştırıyor. Bunun için, diyorlar, Yer kendi merkezi
etrafında batıdan doğuya doğru döner.”
Bundan sonra ben kendim Yer’in hareketi üzerine enine boyuna düşünmeye
başladım. Görüş saçma gelmekle birlikte , diğerlerine bahşedilen
yıldızlarla ilgili görüngüleri açıklamak için canlarının istediği gibi
daireler düşünme özgürlüğünden haberim olduğundan, Yerin hareketi ile
ilgili kanıtlar bulmak için bana da seve eve izin verilebileceğini
düşündüm.
Böylece Dünyaya atfettiğim bu hareketleri benimsedikten sonra yaptığım
uzun gözlemlerde şunu gördüm: Diğer gezegenlerin hareketlerini Dünyanın
hareketlerine eklemek bu gezegenlerin görünme sıraları o kadar kuşkuya
yer bırakmayacak ölçüde açıklıyordu i, modelin tek bir parçası bile geri
kalanında bir karışıklık yaratmadan değiştirilemiyordu.
Gezegenlerin, bugüne dek gizemini koruyan devinimleri ve ortaya
çıkışları Dünyaya devinimi atfettiğimizde açıklık kazanıyor. Bir şeyleri
kanıtlamak için topladığım delilleri gelişigüzel değil de derinlemesine
inceler ve bir yargıya varırlarsa usta matematikçilerin de benimle aynı
düşüncede olacaklarından kuşkum yok. Bilginlerin de bilgin olmayanların
da hiçbir biçimde yargıdan kaçmadığımı görebilmesi için, emekler iminin
sonucunu başka birine değil de siz Kutsal Efendimize adamayı yeğledim;
özellikle de Dünyanın yaşadığım bu çok uzak köşesinde bile, konumuzun
saygınlığından ötürü çok yükseklerde tutulduğunuz için, bir de edebiyat
ile matematiğe duyduğunuz, otoriteniz ve kararınızla iftiracıların kötü
niyetli saldırılarını kolayca bastırabilecek sevginiz nedeniyle.”
Kazara, matematikten bütün bütün habersiz insanlara ek olarak üzerlerine
bu konularda karar verme sorumluluğu alanlar çıkar, Kutsal metinlerde
“kendi amaçlarına uygun olarak hainci çarpıttıkları” bazı bölümlere
dayanarak kitabımı şiddetle eleştirmeye cüret ederlerse, bunun benim
için hiç önemi yok. Yargılarını aceleyle verdikleri için önemsemem.
Onları, Yer’in düz olduğunu ilan edip yuvarlak olduğunu söyleyenlere
çocukça sözler eden ünlü yazar Lactanius’a benzetirim. Bunun için böyle
bir şeyin beni de güldürmesi hiç şaşırtıcı olmaz.
Matematik yalnız matematikçiler için yazılabilir, fakat yanılmıyorsam
kitabımın siz Kutsal Efendimizin devletine de bir katkısı olacak. X.
Leo’nun Papa olduğu dönemde Lâternan Meclisi’nde Hıristiyan Takviminin
düzeltilmesi sorununun ortaya çıkmasının üzerinden çok geçmedi. O zaman,
yıl ile ayların uzunluğu ve Güneş ile Ay’ın hareketleri doyurucu bir
biçimde saptanamadığından, bu sorun bir çözüme kavuşturulamamıştı. O
günden başlayarak, o sırada bu konuda önder olan ünlü bilgin, Romalı
piskopos Peder Paul’un telkinleriyle bütün dikkatimi bunlarla ilgili
dakik gözlemlere çevirdim. Artık bu konuda ulaşmış olabileceğim noktayı
özellikle siz Kutsal Efendimizin ve bütün öteki bilgin matematikçilerin
kararına bırakıyorum”
Kopernik’in Cehennemdeki Adaylığı
Kopernik ' in Güneş merkezli sistemi, yalnızca modern astronominin
temelini atmakla kalmadı; çağlar boyu süren görünüşe dayalı şekilci
düşünceye son verdi. Bu konuda Batı dünyasında az can yakılmadığını
aşağıda okuyacaksınız;önce küçük bir öykü:
John Donne, büyük bir ozandır, İngiliz’dir. Kardinal Ignatius adlı
satirik eserinden bir öykü aktarmak istiyorum: Öyküye göre, öteki
dünyanın ileri gelenleri bir toplantıdadır ve cehenneme bir yönetici
seçmek isterler. Adaylarda aranan tek koşul, ölmeden önce dünyanın
başına çok büyük dertler açmış olmalarıdır. Herkes söz alır ve hayatta
iken yaptığı kötülükleri anlatır. Bu arada Kopernik de aday olur. Bunu
duyan Ignatius, bir astronomun cehennemde işi olmadığını söyleyerek
Kopernik' e karşı çıkar. Kopernik, ise şöyle der:
"Şimdiye dek konuşanlar, dünyada yapmış oldukları kötülükleri
anlattılar. Oysa ben, tüm evrenin altını üstüne getirdim, bundan daha
kötü ne olabilir?"
Ignatius’un yanıtı şöyledir:
"Sen sadece bir varsayım açıkladın. Bunda bir kötülük yok, zira
varsayımların insanlara bir zararı dokunmaz. Ama eğer varsayımın Papa
tarafından lanetlendiyse, artık varsayım olmaktan çıkmış ve doğruluğu
kanıtlanmış demektir. İşte o zaman sen de, seni lanetleyen Papa da
cehenneme gidebilirsiniz".
John Donne bu satırları 1611 yılında yazmıştı. Ama Kilise acımadı.
Kopernik 1616 da, Galileo ise 1632 de Kilisenin hışmına uğradı. Bu da
ozanın ne denli ileri görüşlü olduğunu kanıtlamıyor mu?
Kopernik yalnızca bir astronom değildi, aynı zamanda doktordu. Çok
okuyan bir insandı. Gençliğinde İtalyan bilim adamlarıyla sohbetler
etmişti. Eskiden her sabah, şehir dolaylarındaki hastalarını görmeye
giderdi. Fakirlerden vizite parası almaz, üstelik evden çıkarken masaya,
pahalı reçine ve baharattan yapılmış haplardan başka birkaç gümüş akçe
bıraktığı da olurdu. Oysa Kopernik şimdi kendisi yalnız kalmış, hasta
yatıyordu. Bakacak kimsesi de yoktu. Ölümünden bir kaç saat önce
kitabının yüzünü görebilmişti. O, artık kitabının sayfalarını
karıştıracak güçte bile değildi. Kitabı açsaydı, ilk sayfada imzasız bir
önsöz görecekti.
Redaktörün Kopernik’e Oyunu
Bir Lutherci olan Andreas Osiander'den kitaba anonim bir önsöz yazması
istenmişti. Kopernik’in görüşlerini önemsememişti. Redaktör, Kopernik'
in fikrini sormadan, kitaba "bir şeyler" eklemişti. Ve eğer Kopernik o
ilk sayfayı görse son dakikalarını daha acı geçirecekti. Redaktör,
gelecekte kendisini suçlayacak olanlardan daha çabuk devranı kendisini
mazur göstermek için, yaltaklıkla kitabı yazanın bir şey yapmadığını
anlatmaya çalışıyordu. Kopernik' in kuramını kimse kabul etmek zorunda
değildi. Bu kuram, herhangi bir kuramdı ve yıldız hesaplarını
kolaylaştırdığı için elverişliydi. "Kısaca söylemek gerekirse", diyordu
redaktör, "doğru bir şeyler öğrenmek isteyen astronomiye başvurmasın.
Çünkü astronomi, hiç bir şey vermez, ve bu kitapta olanı gerçek sayan,
bunu okuduktan sonra, eskisinden daha ahmak olur..."
Kopernik’e Luther de “Eşek” Diye Saldırıyor.
“Protestan dünyası da, zamanı geldiğinde, daha iyi durumda değildi.
Luther (1483-1546), 1520 yılında Wittenberg'de papalık emirnamesini,
skolastik felsefe üstüne bir kitabı ve kilise yasalarının kopyasını
yaktığında, Kilise Militanlarını çatışan Hıristiyanlar galaksisine
çevirmişti( iki taraf da Occam'ın bilinmeyen Tanrısına ve bilim ve
mantık yapıtlarına aynı derecede karşıydı ve Pauline anlamında günahkar
bir yaşama işkenceyle karşılık veriyor, birbirleriyle ve Çağların Kayası
metinlerini boğmaya çok yaklaşmış yeni olguların yükselmesine karşı
ateşle ve kükürtle savaşıyorlardı); batıl inançlar ve şiddet azalmadı,
arttı.
Luther, mürekkep hokkasını hem Şeytana hem de Kopernik’e karşı karşı
kullanıyordu. Sık sık Cehenneme karşı savaşımını anlatıyor ve Kutsal
Kitabı, Kopernik'e karşı kullanıyor ve ondan "bütün astronomi sanatını
saptırmak ve Yoşua kitabında söylenen her şeyi inkar etmek isteyerek
yalnızca marifet gösterisi yaparak dikkat çekmeye çalışan "eşek " diye
söz ediyordu. Luther ve yandaşları, aslında kötüledikleri kurumlar kadar
batıl inançlara batmışlardı. Zamanın tek mantıklı Hıristiyanı olarak çok
bilgili biri olan Erasmus (1466-1536), Delilik Üstüne adlı, tam
zamanında yazdığı yapıtında "Hıristiyan dininin delilikle bir ilişkisi
varmış ve zekayla alışverişi yokmuş gibi görünüyor" ve gene " batıl
inançlarla dine sarılan kadar aptal veya şaşkınlık içinde kimse olamaz"
diyordu. Bir İskoç aydını olan Aristotelesçi Alexander Ross'un sözleri
Galileo'nun bir hayalet ile düello etmemekte olduğunu ortaya
koymaktaydı.
Luther, 16. yüzyılda kahramanca bir hamleyle “gerek Roma’ya, gerekse
Şeytana” karşı büyük nefretini haykırırken, geleceğin düşünü değil,
geçmişin hayalini kuruyordu. O, daha eski bir mazi istiyordu;
Saint-Paul’ ün rehberliğinde geçmişe dönmek iddiasındaydı. Üzerinde
durulması gereken olağanüstü garip manzara bu demir ve kurşun
devirlerinde, bin üç yüz yılına kadar, ilahi kudret mucizeler
yağdırıyor, ama bunun faydası olmuyor. O, insanlığı sarsıyor; ama
uyandıramıyor. Tanrı artık yarattığı eserin nesine inanacağını
bilmiyor.”
|
> Anahtar Kelimeler:
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Hayatı,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Yaşamı,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Biyografisi,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Felsefesi Nedir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Nerde Doğmuştur,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Nerde Ölmüştür,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Ne Zaman Doğmuştur,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Ne Zaman Ölmüştür,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Gençliği ve Eğitimi Nasıldır,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Yolculukları ve Çalışmaları Nedir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Başardıkları Nedir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Hastalığı ve Ölümü Nasıldır,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Özel Yaşamı Nasıldır,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) İthaflar ve Atıflar Nedir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Basılı Eserleri Nelerdir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Yazışmaları Nelerdir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Aldığı Ödüller Nelerdir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Çalışmaları Nedir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Bilimsel Eserleri Nelerdir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Felsefesi Nedir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Eğitimi ve İlk Çalışmaları Nelerdir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Ödülleri Nelerdir,
Nicolaus Copernicus (Kopernik) Alanları Nelerdir... |
|