|
WERNER HEISENBERG
(1901-1976)

Bilim tarihinde yüzyılımızın ilk çeyreği, devrimsel atılımların
birbirini izlediği, fırtınalı bir dönemdir. Planck'ın kuantum,
Einstein'ın görelilik kuramları ve Rutherford'un atom modeli, bu
atılımların başlıcalarıdır.
Bohr'un 1913'te ortaya koyduğu kuantum atom modeli, 1920'lerde özellikle
genç fizikçilerin ilgi odağı olmuştu. Ne var ki bu model, bazı önemli
noktalara ışık tutmakla birlikte, yeterince belirgin ve tutarlı olmaktan
uzaktı. Üstelik, Bohr'un "kuantum yörüngeleri" dediği kavram için ortada
deneysel kanıt da yoktu. Elektronların çekirdek çevresinde dönmesi,
güneş sistemine bir benzetme olarak kalan bir varsayımdı. Modeli kimi
yönleriyle yetersiz bulan genç fizikçilerin başında De Broglie, Pauli,
Heisenberg, Schrödinger ve Dirac gibi, çalışmalarıyla daha sonra ünlenen
seçkin isimler vardı. Bunlar arasında en büyük atılımın Heisenberg'den
geldiği söylenebilir.
Heisenberg, yirmi dört yaşında iken oluşturduğu matris mekanik ve kendi
adıyla bilinen belirsizlik ilkesiyle, atom fiziğine yeni bir kimlik
kazandırarak 1932'de Nobel Ödülü'nü alır. Fizikçi arkadaşları arasında
sezgi gücüyle tanınan Heisenberg, daha okul yıllarındayken, ders
kitaplarında yer alan görsel modellere kuşkuyla bakmış; Bohr modelini
bile pek inandırıcı bulmamıştı. Özellikle modele dayanan varsayımlardan,
görsel imgelerden kaçınıyordu. Atom, modellerde işlendiği gibi karmaşık
değil; basit bir yapıda olmalıydı. Bohr ile karşılaşıp ve tartışmak, çok
istediği birşeydi.
Bu fırsat çıktığında delikanlı, Münich Üniversitesi'ndeki öğrenimini
keserek Göttingen'e gitti. Bohr, bir sömestr için Göttingen
Üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak çağrılmıştı. Atom fiziğinin
önde gelen bir kurucusuyla tanışmak, kaçırılacak bir fırsat değildi.
Heisenberg, dikkatli bir dinleyiciydi; ancak sırası geldiğinde doyurucu
bulmadığı noktaları belirtmekten, dahası Bohr'u düpedüz eleştirmekten
çekinmiyordu. Bohr,bu iddialı gencin olağanüstü yetenek ve coşkusunu
fark etmekte gecikmemiş; sömestr sonunda ona Kopenhag Teorik Fizik
Enstitüsü'ne katılma önerisinde bulunmuştu. Üniversiteyi bitirir
bitirmez, seçkin genç fizikçilerin toplandığı Enstitü'ye katılan
Heisenberg'in sorguladığı temel nokta şuydu: Bohr modelinde öngörüldüğü
gibi elektron, devindiği yörüngeyi nasıl "seçmekte"; dahası bir başka
yörüngeye sıçramadan önce titreşim frekansını nasıl "belirlemekteydi"?
Bohr, bu varsayımını açıklamamıştı. Onun yaptığı, Planck'ın kuantum
sabitini uygulamaktı. Bohr'a göre atomun dengesini koruması, Planck
sabitinin enerjiyi sınırlama ve düzenleme etkisiyle gerçekleşmekteydi.
Ancak bu yaklaşım, doyurucu bir açıklama getirmiyordu.
Elektronun çekirdek çevresinde devinen, sıradan bir parçacık olduğu savı
da dayanaksızdı. Aslında Bohr'un atomik olgulara Planck sabitini
uygulaması, yerinde bir yaklaşımdı; çünkü kuantum teorisi klasik
mekanikten daha yeterli sonuç vermekteydi. Ancak bu, teorinin birtakım
sorunlar içermediği anlamına gelmiyordu. Heisenberg, varsayımlar ve
görsel modeller yerine, doğrudan deneysel verilere dayanan matematiksel
bir dizge arayışı içindeydi. Öncelikle kimi saptamaların göz önünde
tutulması gerektiğine inanıyordu. Örneğin, atom içinde kaldığı sürece
elektrona ilişkin, tahminlerin ötesinde fazla bir şey söyleyemeyiz.
Ancak atom dışındaki davranışına ilişkin elimizde epey deneysel veri
vardır. Bunun yanı sıra, ivmeli devinen bir elektrik yükü olan
elektronun, atom içinde de ivmeli devinen bir elektrik yükü olması
koşuluyla, elektro-manyetik ışıma saldığı, salınan ışıma frekansının,
devinimin yinelenme frekansıyla aynı olduğu söylenebilirdi (Elektronun
radyo antenindeki iniş-çıkış devinimi frekansının, salınan ışıma
frekansıyla aynı olması buna gösterilebilecek bir örnektir). Ne var ki,
elektronun bir yörüngede devindiği varsayımına göre hesaplandığında, bu
sav doğrulanmamıştır.
Bu türden kimi olumsuz sonuçlar, Bohr'u yörüngeler arasında "sıçrama"
hipotezine götürmüştü. Buna göre, sıçramada yiten enerji, salınan
ışımanın frekansını belirlemekteydi. Tek elektronlu Hidrojen atomunda bu
sav doğrulanmaktaydı. Öte yandan "sıçrama" düşüncesi yörünge varsayımını
içeriyordu; oysa ortada yörüngelerin varlığını gösteren hiçbir kanıt
yoktu. Ancak, yukarıda örnek olarak aldığımız radyo anten olayı da
yadsınamazdı. Ancak Bohr'un teorisine dayanan kimi öndeyişlerin bu olaya
uyduğu bir durumdan söz edilebilir: Elektron çekirdekten uzakta, geniş
bir yörüngede devindiğinde varsayılan sıçrama enerjisi sıfıra yakındır.
Atomun dış sınırında elektronun yörüngeyi tamamlama frekansı, beklenen
sonuca uymakta; yani yörüngesel frekans, ışıma frekansına eşit
çıkmaktadır. Bohr, "karşılık" (correspondence) dediği yöntemiyle, atom
dışından atom içi spektruma gidilebileceğini göstermişti. Heisenberg,
yeterince akılcı bulmadığı bu yöntem yerine, bu gidişi daha mantıksal
bir yöntemle gerçekleştirmeyi önermekteydi. Ona göre spektral kod, ancak
böyle çözülebilirdi.
Heisenberg, çözüm için aradığı ipucunu klasik devinim yasalarında
bulabileceğini düşünür. Bilindiği gibi, bir gezegenin aldığı yolu
belirlemek için, gezegenin belli bir andaki konumunu belirleyen
nicelikle, momenti (kütlexhız) çarpılır. Öyleyse atom düzeyinde bir
frekans çöküntüsüyle, birbaşka frekans çöküntüsünün çarpımının, bize
aradığımızı vermesi olasıdır.
Ancak Heisenberg'in frekanslara ilişkin olarak ortaya koyduğu simgelerin
kullanımı, değişik bir çarpım tablosu gerektirmekteydi. Heisenberg,
farkında olmaksızın "matris cebir" denen bir sistemin kimi kurallarını
yeniden keşfetmişti. Hocası Max Born'un yardımıyla aradığı teorinin
(kuantum mekaniği) matematiksel temelini oluşturmakta artık
gecikmeyecekti.
Aslında oluşturulmakta olan yeni sistem, bir bakıma, klasik mekaniği
andırmaktaydı. Klasik mekaniğin simgesel sözlüğü, "konum", "moment" ve
devinime ilişkin diğer nicelikleri dile getirirken; yeni mekaniğin
simgelerinin, atomik verileri temsil etmesi, aradaki farkı
oluşturuyordu.
Matris cebir, klasik mekaniğin yetersiz kaldığı atomik problemlerin
çözümüne elverişli bir yöntemdi. Ne var ki, başlangıçta Heisenberg,
hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamıyor; yeni yöntemle hidrojen
spektrumunu hesaplamada başarısız oluyordu. Ancak çok geçmeden onu
umutsuzluktan kurtaran bir gelişmeyi fark etti. Fizikçi arkadaşı
Pauli'nin bulduğu "dışlama" (exclusion) ilkesi, geliştirmekte olduğu
teoriye önemli destek sağlamaktaydı. Pauli'nin çalışması, atomik
spektraya ilişkin gözlemlere dayanıyordu. Bu gözlemler çoğunlukla
birbirinden farklıydı. Pauli, bu gözlemlerin hepsi için geçerli bir
açıklama arayışındaydı.
Bulduğu açıklayıcı ilke şuydu: Herhangi bir elementer parçacıklar
sisteminde, örneğin atom kapsamındaki elektron topluluğunda, iki
parçacık hiçbir zaman aynı biçimde devinmez ya da aynı enerji durumunda
olmaz. Bu basit ilke yalnız elektronlar için değil; daha sonra
keşfedilenlerle birlikte, atom-altı tüm parçacıklar için geçerliydi.
Üstelik bu ilke, Bohr'un atom modelinde bir bakıma el yordamıyla yaptığı
bir sınırlamayı (elektron davranışları üzerindeki sınırlamayı) da
anlamlı kılıyordu.
|
> Anahtar Kelimeler:
Werner Heisenberg Hayatı,
Werner Heisenberg Yaşamı,
Werner Heisenberg Biyografisi,
Werner Heisenberg Felsefesi Nedir,
Werner Heisenberg Nerde Doğmuştur,
Werner Heisenberg Nerde Ölmüştür,
Werner Heisenberg Ne Zaman Doğmuştur,
Werner Heisenberg Ne Zaman Ölmüştür,
Werner Heisenberg Gençliği ve Eğitimi Nasıldır,
Werner Heisenberg Yolculukları ve Çalışmaları Nedir,
Werner Heisenberg Başardıkları Nedir,
Werner Heisenberg Hastalığı ve Ölümü Nasıldır,
Werner Heisenberg Özel Yaşamı Nasıldır,
Werner Heisenberg İthaflar ve Atıflar Nedir,
Werner Heisenberg Basılı Eserleri Nelerdir,
Werner Heisenberg Yazışmaları Nelerdir,
Werner Heisenberg Aldığı Ödüller Nelerdir,
Werner Heisenberg Çalışmaları Nedir,
Werner Heisenberg Bilimsel Eserleri Nelerdir,
Werner Heisenberg Felsefesi Nedir,
Werner Heisenberg Eğitimi ve İlk Çalışmaları Nelerdir,
Werner Heisenberg Ödülleri Nelerdir,
Werner Heisenberg Alanları Nelerdir... |
|