Bilimsel Bilginin Doğası ve Biyoloji

İnsanın ihtiyaçları ve merak duygusu; araştırmanın, keşfetmenin ve bilimin temelini oluşturmuştur. Tarih boyunca insan, çevresini anlamaya çalışarak gözlemler yapmış ve bilinmeyenler insanda merak duygusu uyandırmıştır. Bu duygu insanları araştırma ve inceleme yapmaya yöneltmiştir.

İnsan, merakını zekâsıyla birleştirip yeni buluşlar yapmıştır.

İnsan ihtiyaçlarından ortaya çıkan buluşlar dönemin şartlarına göre farklılık gösterir. Günümüzde insanlara çok basit ve sıradan gelen birçok olayın geçmişte nasıl gerçekleştiği, çeşitli sorunların kaynağının ne olduğu ve nasıl çözüleceğini anlamak bilim insanlarının uzun yıllarını almıştır. Bugün çok basit gibi görünen araç gereçler kendi zamanının yüksek teknolojileridir. Bunların geliştirilmesi için çok fazla zaman ve emek harcanmıştır.

Bilgi birikiminin artması teknolojiyi geliştirmiş ve gelişen teknolojinin sağladığı imkânlar da yeni bilgilere ulaşmaya olanak sağlamıştır. Teknolojinin gelişmesi, insana duyu organlarıyla algılayamadığı maddeleri ve enerjileri belirleyebilme ve ölçebilme imkânı sağlamıştır.

Araştırma Yapan Bilim İnsanları

Araştırma Yapan Bilim İnsanları

Bilgi elde etmek için başlangıçta belli bir yöntem kullanılmamıştır. Bilgi birikimi arttıkça ve çelişkiler fazlalaştıkça bilim insanları, bilimsel çalışmaların nasıl yapılacağına dair yöntemler geliştirmiştir. Bu yöntemlere uygun yapılan çalışmalara bilimsel çalışma, elde edilen bilgilere de bilimsel bilgi denilmiştir.

Bilim; alanında uzmanlaşmak, derinlemesine bilgi sahibi olmak için birçok dala ayrılmıştır. Bilim, yeni bilgilere ulaşmayı sağlayarak insanlara her geçen gün daha iyi yaşama imkânı sunmuştur. Bilimin konuları ve yöntemleri sınırsız olmakla birlikte sürekli gelişen ve değişen bir yapıya sahiptir. Bundan dolayı da bilimi, herkesin kabul edeceği bir tanımla ifade etmek oldukça güçtür. Tüm bilim dalları; evrende gerçekleşen bir olayı konu edinir, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak olayları açıklamaya çalışır.

Dünya, geçmişten günümüze bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak pek çok toplumsal aşamadan geçmiştir. Bir toplumun saygınlığı bilime yaklaşımıyla ilişkilendirilir. Bilimin bilge kişiler tarafından sadece laboratuvarlarda yapılan çalışmalar şeklinde algılanması, toplumu bilimden soyutlar. Bilimin gelişmesi, teknolojinin ilerlemesi için bilim kültürü oluşturulmalı ve bilim ile toplum arasında bağ kurulmalıdır. Çevresini dikkatlice gözlemleyen, eksiklikleri ve ihtiyaçları belirleyen insanlar fark edilip desteklenmelidir. Bilimsel problemlerle ilgili çalışmalar yapacak bireylere ya da gruplara imkanlar sağlanmalıdır.

Günümüzde toplumlar genellikle, bilgiyi üreten veya satın alan toplumlar olarak gruplandırılır. Birey içinde yaşadığı toplumun bilime yaklaşımından etkilenir. Birey, bilgi üreten bir toplumun içinde yetişirse yeni buluşlarla bilime katkı sağlama olasılığı artar. Araştırmalar yapan, yeni bilgi ve fikirler üreten, insanlığa faydası olacak keşifler ve icatlar yapan toplumlar; dünya düzeninde etkin bir yer edinir.

Bilimsel bilginin üretilmesinde hayal gücü ve yaratıcılık önemlidir. Bireyler; hayal gücü ve yaratıcılığın gelişmesi için bilimsel etkinlikler yapmalı, düşünmeli, tartışmalıdır. Son yıllarda ülkemizde bütün şehirlerde açılan üniversiteler sayesinde, daha fazla gencimize bilimsel araştırma yapma ve yeni keşiflerde bulunma imkânı sağlanmaktadır. Birçok şehirde bilim merkezleri kurularak toplumun bilime olan ilgisi teşvik edilmektedir (Görsel 1.2 ve 1.3).

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir