Bilimin Birikimli İlerleme ve Değişebilir Olma Özellikleri

Bilimsel çalışmalar, bilim insanları arasındaki bir bayrak yarışına benzetilebilir. Her bilim insanının yaptığı araştırma, aynı konuda yapılan diğer araştırmaları destekleyebilir, yeni bakış açıları oluşturabilir ya da öncekini bütünüyle değiştirebilir. Örneğin DNA molekülünün günümüzde kabul gören yapısının keşfi, birikimli ilerlemeye örnektir. Nükleik asitler ilk olarak 1870 yılında Friedrich Miescher (Fridrik Mişer) tarafından iltihaplı hücrelerin çekirdeğinden ayrıştırılmıştır. Miescher, bu yapıları asidik özelliği gösterdiğinden dolayı nüklein olarak adlandırmıştır. 1919’da Phoebus Levene (Fibes Leven) nükleotit birimlerini oluşturan baz, şeker ve fosfatı tanımlamıştır. 1953’te James Watson (Ceyms Vatsın) ve Francis Crick (Fransis Krik), DNA’nın bugün kabul gören yapısını öne sürmüşlerdir (Görsel 1.4). DNA’nın molekül yapısının keşfedilmesi sürecinde yeni teknolojik cihazlar kullanılmıştır. Her yeni teknoloji bir sonraki buluş için zemin hazırlamıştır. DNA teknolojisindeki gelişmeler sayesinde ilaç endüstrisinde, tarım alanında ve adli tıp alanında çok büyük buluşlar gerçekleştirilmiştir.

Bilimsel bilgiler gelişen teknolojilerin sunduğu gözlemler ve var olan gözlemlerin yeniden yorumlanmasıyla değişebilir. Örneğin hücre zarının yapısını açıklayan ilk model Danielli (Daniyelli) ve Dawson (Davsın) tarafından ortaya konmuştur (Görsel 1.5). Ancak bu model hücre zarının yapısını ve zardan madde taşınmasını tam olarak açıklayamadığından bilim insanlarını yeni araştırmalara sevk etmiştir. Daha sonraki bilimsel çalışmalar sonucunda 1972 yılında S. J. Singer (Singır) ve G. L. Nicolson (Nikılsın) tarafından akıcı-mozaik zar modeli geliştirilmiştir (Görsel 1.6). Böylece ortaya konulan birim zar modeli geçerliliğini yitirerek yerine akıcı-mozaik zar modeli gelmiştir.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir